Sahneden Akademiye Bir Yolculuk Hikâyesi: Funda Lena

0
567

Ulvi Yaman: Gerek kültürel olarak gerekse ekonomik sıkıntılar nedeniyle kültürel üretimlere bütçemizden en az payı ayıran bir toplumda yaşıyoruz. Dijitalden önce de bunun örneklerini çok gördük, halen de devam ediyor; kaset doldurmalardan başlayıp (bunu bireysel değil ticari bir iş olarak söylüyorum), korsan cd, korsan dvd, korsan kitap, pdf kitap, torrentler vb. Kültürel üretimlere para vermeyi sevmiyoruz. Bunun ekonomik sebeplerini anlayabiliyorum, doğal olarak geçim derdi girdiğinde Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde kültürel tüketimler mecburen en sona atılıyor. Peki, bu yalnızca ekonomik sebeplerden mi? Yoksa kültürel sebepleri de var mı?

Funda Lena: Ekonomik sebepleri var elbette senin de söylediğin gibi ama bundan daha önemlisi kültürel sebepler bence. Yoksa toplumda ekonomik durumu çok iyi olmayıp günde bir paket sigara içen insan çok. Demek ki bu aslında bir tercih meselesi. İnsanlara çocuk yaşlarda kültür, sanat tüketimini aşılamazsanız ilerleyen yaşlarında bu ürün ve hizmetleri bir ihtiyaç olarak görmüyorlar. Kültür, sanat ürün ve hizmetlerine duyulan ilgi aslında bir aşinalık ve alışkanlık meselesi. İnsanlar uzun süre maruz kaldıkları sanatsal türlere karşı ilgi duymaya başlarlar. Bu aslında insan beyninin işleyişiyle ilgili bir konu. Örneğin belli bir müzik türüne uzun süre maruz kalan insanların o türü sevmeye başladıklarını gösteren bilimsel araştırmalar mevcut. Benim kendi doktora tezim için yaptığım araştırmalar da insanların 18 yaşına kadar maruz kaldıkları müzik türlerinin yetişkinlik dönemlerindeki müzikal tercihlerini büyük ölçüde etkilediğini gösterdi. Kısacası çocukların ve gençlerin kültür sanata maruz bırakılması gelecek nesillerde kültür sanat tüketiminin artması ve çeşitlenmesi açısından önemli. Bu bakımdan hem ailelere hem de eğitim kurumlarına büyük iş düşüyor.

Ulvi Yaman: Yukarıda okuyucu anlasın diye “korsan” ibaresini kullandım ama sonuna kadar “CopyLeft”i savunan biri olarak bunu sormadan edemeyeceğim. Özellikle telifler konusunda kültürel üretimi yapanlara, sanatçı diyelim, gelene kadar pastadan dilimin en büyüğünü alan yayınevleri, dağıtımcılar, plak şirketleri, aracılar vb. olduğu bir sistemde “CopyRight” ve “CopyLeft” kavramlarına nasıl bakıyorsun? Ekonomik sebepler, alım gücü, peki… Kültürel kodlar, peki… Alışkanlıklar, peki… Ama kültürel üretimlerin tüketiminin yeterli olmamasında bu “fahiş” kar eden aracıların da payı yok mu? Başka bir dünya mümkün mü? diye sorup sözü sana bırakayım..

Funda Lena: Ben kültürel sektörlerde farklı zamanlarda çok farklı rolleri üstlenmiş/üstlenen biri olarak bu konuya farklı aktörlerin pencerelerinden bakabiliyorum. Bu anlamda da yayıncılar, yapımcılar, dağıtımcılar gibi sanat işinin “yaratım” değil de “business” tarafında yer alan kişi ve kurumlara bazen haksız yere yüklenildiğini düşünüyorum. Elbette ki hem dünyada hem Türkiye’de kültürel sektörlerin çok büyükleri var ve belki gerçekten yaratıcı insanların emeklerini sömürdükleri noktalar da oluyor bu şirketlerin. Fakat genelde işin başında sözleşmeler imzalanırken “noname” sanatçıların, oyuncuların, eser sahiplerinin, yazarların “yeter ki bu firmayla çalışayım gerisi önemli değil” mantığıyla hareket edip, bu firmaların gücü sayesinde bir yerlere geldikten sonra haksızlığa uğradıklarını haykırmaya başlamaları gibi durumlar da çokça yaşanıyor. Ayrıca dediğim gibi emek sömüren büyük firmalar bir elin parmaklarını geçmez, onların yanında kültürel sektörlerde yeni yeteneklere yatırım yapan birçok küçük firma var. Onların işi sanatçılardan çok daha zorlu ve riskli. Belki on sanatçıya yatırım yapıyor fakat yatırımlarının karşılığını belki sadece bir sanatçıdan alabiliyor. O zaman kimse çıkıp da bu firmanın zararını paylaşalım demiyor. O bir sanatçıdan kazanılan paralara haksız kazanç gözüyle bakılabiliyor. Ben bunu yanlış buluyorum. Ayrıca bir de şu var, “aracılar” diyorsun ama aslında saydığın tüm bu aktörler kültürel sektörlerdeki değer zincirinin bir parçası ve hepsinin farklı uzmanlıkları ve üstlendikleri farklı riskler var. Yine şunu da söyleyeyim, hiç emek harcamamasına ve risk almamasına rağmen sırf logosunu bir müzik albümüne verdiği için sanatçının bütün gelirine el koyan müzik şirketleri ve diğer kültürel sektörlerde de bunun benzeri durumlar var mutlaka ve buna da kesinlikle çok karşıyım. Yani yukarıda söylediklerim dolayısıyla kapitalist düzenin çarpıklıklarını savunduğum düşünülmesin sakın, aslında burada en önemli konu tüm tarafların haklarını bilmeleri, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa hakim olmaları, gerekirse bir avukattan destek almaları ve herkesin bir projeye kattığı katkıyı hakkaniyetle takdir edip gelir dağılımını ona göre yapmaları.

Ulvi Yaman: Mevcut sistemde, popüler olmadan, popüler kültür oyuncusu olmadan, nitelikli, niş ama iyi işler üreten yazar, müzisyen, oyuncu, ressam… çoğaltabiliriz,  yalnızca iyi, yetkin olduğu işlerden geçimini sağlaması mümkün mü? 

Funda Lena: Kolay değil ama mümkün. Bağımsız sanatçıların başarılı örnekleri var. Ama maalesef başarısız örnekler çok daha fazla. Bence bunun en önemli sebebi, sanatçı adaylarının iyi örneklere bakarak “o yaptıysa ben de yaparım” diye düşünüp internetin sunduğu imkanlar dolayısıyla bir anda büyük başarılar elde edeceklerine inanmaları. İnternet çağında imkanların çok genişlediği bir gerçek ama rekabet de bir o kadar arttı. O nedenle böyle bir çağda başarılı olmak için markalaşma ve dijital pazarlama prensiplerinin çok iyi öğrenilmesi, özümsenmesi ve uygulanması gerekiyor. Kararlı bir şekilde üretime devam etmek ve sebatkâr olmak gerekiyor.

1
2
3
4
Önceki İçerikMeltem Cantürk: “Herkes Gönüllü Olabilir! Yeter ki Bir Toplumsal Meseleyi Dert Edinsin!”
Sonraki İçerikFutbolcu
1966, İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, Basın-Yayın Yüksek Okulu,Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Radyo ve Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans yaptı ve doktora çalışmasına devam etti, tez aşamasında ayrıldı. 1984-1989 yılları arasında, bir yandan okurken bir yandan Toros Mühendislik şirketinde İthalat ve Pazarlama Müdürü olarak görev yaptı. , yine aynı yıllar arasında UNESCO’ya bağlı, kar amacı gütmeyen uluslararası programlara sahip “The Experiment In International Living in Turkey”de Program Koordinatörlüğü görevini yürüttü. 1991 yılında Şeker Sigorta’da Reorganizasyon, Pazarlama ve Reklam Müdürü olarak mesleki kariyerine başladı. 1993 yılında Oyak Sigorta’da Reklam Müdürü olarak görev aldı. Dream Design Factory’de 7 yıl Genel Koordinatörlük, (dDf'teki son 3 yılında dDf’nin yan kuruluşu olan dda, Dream Design Advertising’de Müşteri İlişkileri Direktörlüğü) Capital Events’de 2 yıl Genel Koordinatörlük görevlerinde bulundu. 2003 yılında X-event’in kurucu ortaklarından biri olarak, şirketinin genel koordinatörlük görevini üstlendi. 2005-14 yılları arasında Farkyeri Reklam Ajansının Kurucu Ortakları arasında yer aldı. Ulusal ve uluslararası müşteriler için yüzlerce başarılı projeyi hayata geçirdi.Reklamcılık ve Etkinlik Yönetimi alanlarında bir çok ödül aldı. İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nde Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı. Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği Genel Koordinatör olarak görev yaptı. Çeşitli kitap projelerine katkıda bulundu, çeşitli dergi ve gazetelerde yazı, araştırma ve makaleleri yayınlandı. Halen bir çok ajans ve markaya danışmanlık vermektedir. TTNet'in "Yaratıcıya Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek" projesinin eğitmenlerinden oldu. 2006-2011 yılları arasında Bilgi Üniversitesi, Reklamcılık Bölümü’nde, “Etkinlik Yönetimi” dersleri verdi. Fenerbahçe Kulübü, Yüksek Divan Kurulu Üyesidir Specialties: Advertising, Event Management and Marketing, Special Project