Sular Yükselmeden – Bilgiyi Kurtarmak

2
196

Her şeye sahipmişiz ya da erişebilirmişiz gibi bir duygu içindeyiz. Sistemin bize öğrettiği en önemli “meziyetlerden” biri erişme isteği duymamız, erişeceğimizden umudu kesmememiz. Bu durum sadece maddi gereksinimlerimiz değil; “bilgi” gereksinimlerimiz için de böyle. Web ortamındaki arama motorları sanki her türlü bilgiye anında ulaşabilirmişiz inancını yarattı. Gel gör ki, bu iş o kadar kolay değil. “Bilgi” o ortama girmediyse yok olmaya, unutulmaya mahkûm oluyor. Kitaplar, gazeteler, filmler web ortamında “data”ya dönüşmediyse yok oluyor. Tıpkı antik yerleşimlerin kazılmadığı sürece toprak altında “ölüm”e terk edilmeleri ya da bu yerleşimler kazılsa bile, buluntuların bilgiye dönüşmeden müze depolarında unutulması gibi… 

Bu yazımda, arkeolojik buluntuların bilgiye dönüşmesi üzerine oldukça eski bir söyleşiyi paylaşacağım. 2005’in Eylül ayında aramızdan ayrılan Mimar-Arkeolog Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu’ndan aldığım bilgileri aktaracağım bu yazı web ortamında yayınlanırsa erişilebilir “data”ya dönüşecek.  Değilse “ölü kentler” gibi olacak. Adı başkanlığını yaptığı kazılar ve restorasyon çalışmaları nedeniyle Assos antik kentiyle özdeşleşen Ümit Hoca’yı yıllar önce tanımıştım. Arkeologlar, sanat tarihçileri toprağı kazıp bilgiye ulaşmaya çalışırken, biz de belgesel filmlerimiz aracılığıyla onların ulaştığı bilgileri belgesellere dönüştürmeye çalışıyorduk.  Bilginin farkında olmanın ve bilgiyi aktarmanın ortak heyecanı, bu uğraşların yükünü bir nebze olsun hafifletiyordu. 

Ümit Hoca’yla, değişik ören yerlerinin tozunu birlikte soluma şansım oldu. Bu ören yerlerinden biri de 2000’lerin başında yurt dışında popülerleşince Türkiye kamuoyunun da farkına vardığı Zeugma kentiydi. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında tamamlanan Birecik Barajı su tutmaya başlamıştı. Fırat’ın kenarında hayat bulan ancak zaman içinde toprağa gömülen antik yerleşimler bu kez barajın sularına gömülüyordu. Zeugma Girişim Hareketinin başındaki Ümit Hoca kenti “kurtarmaya” çalışıyordu. Ben de sular altında kalacak olan antik yerleşimleri anlatan Keşfin Kıyısında belgeselini çekiyordum. 

Bölüm 1… Filmin linkini paylaşan, filmin yapımcısı Atlas Production ve Ahmet Hızarcı’ya teşekkür ederiz.
Bölüm 2… Filmin linkini paylaşan, filmin yapımcısı Atlas Production ve Ahmet Hızarcı’ya teşekkür ederiz.

 Ülkemizde kazılar genellikle Temmuz-Ağustos aylarında yoğunlaşır. Güneydoğu’nun güneşi o aylarda insanı kavurur. Bu nedenle Güneydoğu’daki kazı çalışanlarının telaşı güneş doğmadan başlar, gün ortasına kadar sürer. Zeugma (ve tabii ki bölgedeki diğer kazı alanlarındaki) kurtarma kazılarında çalışanlar için zamanın ikinci bir anlamı daha vardır: Zaman giderek daralmaktadır. Çünkü sular yükselmektedir. Kazdıkları bu “ölü kentler”, yakında ikinci kez ölecektir! 

 Böyle bir ortamda, 9 Eylül 2000’de, saat 14:00’de, Zeugma’nın kuzey “açma”larının birinde Ümit Hoca’yla bir de röportaj yapmıştım. Sorularımdan birine “Yapılması gereken ve yapılmakta olan kentle ilgili materyale dayanan bilginin kurtarılmasıdır” yanıtını vermiş, gelinen noktanın acı bir özetini yapmıştı: “Bilgiyi kurtarmak”. Bugün Zeugma materyalinin sergilendiği bir müze var, Gaziantep’te. Ümit Hoca göremedi bu günleri. Ama o gün anlattıkları bugün için de önemli. “Bilgi” sadece benim belleğimde ya da arşivdeki çekim bantlarında kalmasın; bilgiyi kurtaralım.

HA: Zeugma kenti, uygarlık tarihi açısından nasıl bir öneme sahip?

ÜS: Zeugma hem uygarlık hem Anadolu tarihi açısından önemli bir konumda. Çünkü Mezopotamya’dan Anadolu’ya giren yollardan en önemlisinin Fırat’a geldiği noktada. Zeugma sözcüğünün “geçit” anlamına gelmesi de bunu bir ölçüde ifade ediyor. İskender’in Doğu Seferi sırasında, İskender’in Generali Seveklos tarafından Fırat’ın iki yamacında Sefeklia ve Apamea adlarındaki ikiz şehirler kuruluyor. Bugün maalesef Apamea baraj göl sularının yükselmesiyle tamamen sular altında kaldı. Daha yüksek konumda olan Selefklia ya da bugün ünlenen adıyla Zeugma ise henüz kazılıyor. Ancak kentin yaklaşık beşte biri suların altında kalacak. Zeugma Roma Çağı’nda önem kazanıyor. Çünkü İ.S. I. yüzyıldan başlayarak Roma’nın doğuya doğru genişleme politikasında Mezopotamya’ya karadan geçiş askeri ve ekonomik açıdan önemli. O dönemde Anadolu’da ticari ve askeri yolların geliştirildiğini görüyoruz. Anadolu’dan Mezopotamya’ya geçişte Zeugma bir köprübaşı. Bu öneme paralel olarak buraya güçlü bir Roma lejyonu yerleştirilmiş; kent giderek genişlemiş. Kentin yayılma alanı üç yüz hektar. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde ise basit ve küçük kent haline dönüşmüş. Kuzeye doğru VIII. yüzyılda Arap akınlarının yoğunlaşması, ahalinin kenti terk etmesine neden olmuş ve bu nedenle önemini kaybetmiş. Ama kent hiçbir zaman geçit olarak önemini yitirmemiş. 

HA: Zeugma Türkiye ve dünya kamuoyunda popüler bir antik kent haline geldi. Siz bu kentte kurtarma kazısı yapıyorsunuz. Göl sularının kıyısındasınız. Aynı zamanda geçmiş ve şimdiki zamanın da kıyısında dolaşıyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?

ÜS: Hoş bir duygu değil. İnsan kendini batmakta olan teknenin içinde hissediyor. Gerçi burada tekneyi kolayca terk etme olanağınız var ama asıl geride bıraktığınız şey insanı endişelendiriyor. Mümkün olsaydı, daha önce girişilebilseydi daha çok bilgi kurtarabilirdik. Materyal kurtarmaktan öte bugün yapılması gereken ve yapılmakta olan kentle ilgili materyale dayanan bilginin kurtarılmasıdır. Kıyı boyunca çeşitli ülkelerden gelen uzmanlar çalışıyor. Kültürel malzemenin kurtarılması esastır ama asıl bilgi kurtarmaya çalışıyoruz. Ne kadar çok şey elde edilebilirsek kenti o kadar iyi yorumlamak, daha iyi anlamak ve çevresiyle olan ilişkilerini değerlendirmek mümkün olacak. Bunun giderek daralan bir zaman içine sığdırılması tabii bizi hem üzüyor hem de güç durumda bırakıyor.

HA: Kıyıya yakın açmalarda çalışıyorsunuz. Ertesi gün geldiğinizde suyun daha da yaklaştığını görüyorsunuz. 

ÜS: Birkaç gün önce sudan 5 cm yukarda bulduğumuz bir mozaiğin üstünü ancak temizleyebildik. Sadece resimlerini çektik, planlarını çizdik. Ertesi sabah geldiğimizde sular altındaydı. Baraja gelen suyun miktarına bağlı olarak bazen su çok hızlı yükseliyor, bazen duraksıyor. Ama her halükârda su yükseliyor. Biraz önce arkadaşlarımız dalgaların yüzeye çıkardığı bir mozaiğin haberini aldılar, koşa koşa onu görmeye gittiler. Şu anda mozaiğin birinci parçası suyun bir karış altında. Araştırılmadan yok olan örneklerin sadece bir tanesi bu. Sadece mozaik değil, burada mimari tarihi ile ilgili, yerleşim tarihi ile ilgili bilgiler de aynı şekilde. Ortaya çıkan bir evin, bir yapının resmini çizebiliyorsunuz, fotoğraflarını çekebiliyorsunuz, plan alabiliyorsunuz, ertesi gün onları yarıya kadar suyla dolmuş buluyorsunuz. Bu, bizim açımızdan hiç hoş değil.

HA: Pek çok kentin suyun yakınında kurulduğunu görüyoruz. Su onlar için hayattı. Aynı su şimdi bu kentlerin toprak altındaki ölüm uykusundaki hayatlarını da tamamen ortadan kaldırıyor. Garip bir paradoks var.

ÜS: Paradoks tabii. Ama ülkenin de bu tesislere ihtiyacı var. Vaktiyle insanlar kentlerini kurarken çok akıllıca yer seçimi yapmışlar. Fırat’ın kıyısında yer seçimi oldukça akıllıca. Pek çok yerde benzer örnekleri buluruz. Ama değişen koşullar, başka çözümleri beraberinde getiriyor. Birecik Barajı bir zorunluluktu. Ben Keban’da da Atatürk Barajı’nda da çalıştım. Orada da aynı şeyler oldu. Bundan sonra da yapılacak. Önemli olan kurtarma çalışmalarına olabildiğince erken başlamak. Olanakların sağlanmasını kolaylaştırmak. Gerek kamudan gerek sivil toplumdan katılımın artmasını sağlamak. Bu tesislerin yapılmasına olanak sağlarken kurtarılabilecek alanları da kurtarmak. Ülkemizde sadece bir barajın yapılması değil, bir karayolunu geçirilmesi, bir iskân alanının açılması sırasında da bu tür şeyler oluyor. Bu, bazen o yapının gecikmesine neden oluyor. Oysa bunların tespitleri ve programa göre araştırılması önceden yapılabilse hem kamu yararına olan tesislerin yapımı gecikmez hem de arada vakit kalacağı için pek çok şeyin kurtarılmasına olanak sağlanır. Türkiye’de bu konuda koordinasyon ve çaba eksikliği var. Bunu açıkça söylemek lazım. Türkiye’nin bundan sonra da barajlara ve tesislere ihtiyacı olacaktır. Bu ihtiyacın sağlanması sırasında birtakım şeylerin ortadan kaybolmasını önlemek için bunun belli bir program dahilinde yapılması gerekiyor. Burada iş sadece devlete düşmüyor, sivil toplum örgütlerine de iş düşüyor. Türkiye’de yetişmiş çok zengin bir alt yapı var, kadrolar var. Bu kadroların bu hareketlerin içinde yer almasını sağlamak ve Anadolu kültürünü tekrar yaşama kavuşturmak bir hedef. Zeugma bir fırsat, bu fırsatı değerlendirmeye çalışıyoruz…

 

Zeugma antik kenti suların; kurtarma kazılarını yürütenlerden biri olan Ümit Serdaroğlu da toprağın altında… 25 yıl emek harcadığı, toprak altından gün yüzüne çıkarmaya çalıştığı Assos’un toprağının altında, sonsuz uykusunda…

Kurtardığı bilgiye saygıyla.

* Ümit Serdaroğlu’nun mezarının görseli Facebook Assos – Behramkale sayfasından alınmıştır.

2 YORUMLAR

  1. Bu yazı da, kurtarılan bilgiye ulaşmak için okuyana bir fırsattı. Yazıda dikkatimi çekmişken ‘yüce Google’a Ümit hocayı sordum. Henüz ‘Kimdir?’ sorusunu yanıtlamaktan ilerisine gidememiş ve bu kadar güzel bir röportajı edinememişti. Bu yazıyla Google da kazandı, biz de kazandık. Kaleminize sağlık…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz