Aslı Uluşahin: Partiler Kültürün Kendi Özerk Varlığını Tanıma Uğraşında Olmalı

0
245

Seçime giderken siyasi partilerin kültür sanat hayatımız için neler vaat ettiklerini Kültür Meclisi’nden okuyabilirsiniz. Sizin için Kültür Meclisi’nin yayın yönetmeni Aslı Uluşahin’den bir özet yapmasını istedik.

Kültür sanat haberciliği denilince ilk akla gelen isimlerinden biri Aslı Uluşahin. Yazılı basında ve televizyonda kültür sanat habercisi olarak çalıştıktan sonra Kültür Servisi adlı siteyi kurdu. Türkiye 2023 seçimine giderken Kültür Meclisi adlı yeni bir site ile karşımıza çıktı. Seçimlere birkaç gün kala “Türkiye kritik seçime giderken, kültür politikalarının görünür olmasına, tartışılmasına ve kültürel hakların gündeme getirilmesine aracı olmak amacıyla yola çıktık” diye tanımladığı Kültür Meclisi’nin oluşturduğu birikimi kendisinden dinledik.

Kendisine siyasi partilerin kültür sanat politikaları nedir, hangi siyasetçi ne söyledi, neler vaat etti gibi sorular yönelttik. Kısacası kültür sanat hayatımız için bir umut olup olmadığını merak ettik.

Röportaj: Haluk Kalafat | SÖZ

Siz uzun yıllar Kültür Servisi adlı siteyi yaptınız. Kültür sanat haberciliği alanında bir boşluğu doldurdunuz. Daha sonra Kültür Meclisi gibi bir oluşuma gittiniz? Kültür Meclisi’ni neden kurma ihtiyacı duydunuz?

Kültür Servisi, Türkiye’de kültür haberciliğinin alanının gittikçe daraldığı, diğer yandan, internet gazeteciliğinin geliştiği dönemde, 2015’te kurulmuştu. Öncü bir mecra oldu ve haklısınız, önemli bir ihtiyaca karşılık geliyordu. Yayında kaldığımız altı yıl boyunca da okurlardan büyük destek gördük. Ancak aynı desteği ilan verebilecek kuruluşlardan göremeyince, Temmuz 2021’de ekonomik zorluklarla yayını sonlandırmak zorunda kaldık. Sonrasında, hatta bugün de Kültür Servisi’nin yeniden açılmasının istendiğini sıklıkla duyduğumuzu söylemek isterim. Buna rağmen yolumuza Kültür Meclisi’yle devam etmeye karar verdik. Çünkü bu karar da aslında bir ihtiyaçtan kaynaklanıyordu: Türkiye kritik seçime giderken, kültür politikalarının görünür olmasına, tartışılmasına ve kültürel hakların gündeme getirilmesine aracı olmak amacıyla yola çıktık. Bu konuya odaklanmak istedik. Beş aydır elimizden geldiğince amacımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Partilerin programlarını, seçim bildirgelerini inceliyor, söylemlerini takip ediyor, siyasilerle görüşmeler yapıyor, diğer taraftan alan bileşenlerinin taleplerini, beklentilerini ve tabii eleştirilerini aktarmaya uğraşıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştı. Kültür Meclisi siyasi partilerin kültür sanat politikalarını ayrıntılı olarak ele aldı. En başarılı bulduğunuz ve en başarısız bulduğunuz parti hangisi?

Başarılı başarısız olarak değil de bu önemli konu hangi partinin gündeminde, hangisinin önceliği… Sorunuzu izninizle buradan ele almak isterim. Öncesinde de bir parantez açayım; her partinin programında, kültürle ilgili bir başlık ya da ilişkili sözler, vaatler mevcut. Buna karşın hiçbirinin yeterli, alanın geçmişten gelen ve güncel dertlerine çare olabilecek, geleceği örgütleyecek kapsamda görünmediğini ifade etmeliyim. Bu da iki sorundan kaynaklanıyor, bana kalırsa. İlki, kültür politikaları katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla, tüm bileşenler dinlenerek, talepleri göz önünde bulundurularak oluşturulabilir. Bugüne kadar partilerin, en azından büyük çoğunluğunun diyelim, böyle bir çaba içinde olmadığı aşikâr. İkinci ve temel sorunsa, elbette her siyasi yapı, dünyayı kendi politik bakışına göre biçimlendirmek ister ve kültür politikalarında bu arzunun yansıması vardır. Hatta kültürü arzuya ulaşmanın aracısı yapma eğilimindedirler, tarih boyunca böyle olmuş. Oysa Aydın Çubukçu’nun Kültür Meclisi’nde yayımlanan görüşmesinde aktardığı gibi: “Kültür tarihsel olarak oluşmuş, kendi doğasına sahip olan, kendi gelişme koşulları içinde hayat bulan bir şeydir. Kimse müdahale ile kültür yaratamaz. Kültürlü insanlar yaratırız ama toplumu tepeden inşa edilmiş bir kültür çerçevesinde birleştirmek mümkün değildir. Bunu Naziler de başaramamıştır, komünistler de başaramamıştır.” Dolayısıyla partiler bu aksak tutumdan vazgeçip, kültürün kendi özerk varlığını tanıma, bağımsızlığının koşullarını sağlama uğraşında olmalı.

Bu uzun parantezi kapattıktan sonra, sorunuza seçim bildirgeleri üzerinden yanıt vermeye çalışayım. Yeşil Sol Parti’nin bildirgesinin öne çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Çoğulculuğu, haliyle çokkültürlülüğü, ötekileştirmeye karşın ‘ötekilerin haklarını’ önceleyen bir bildirgeyle seçime katılıyorlar ve kültür politikaları sayılabilecek, mutlaka eksiklerle birlikte, pek çok somut önerileri, vaatleri var. Millet İttifakı’nın Mutabakat Metni’ni de ‘masanın ortak beyanı’ olarak ele alırsak, kültüre geniş yer açtıkları görülüyor. Kültür Meclisi’nde bunu ele almaya çalışmıştık. Ne var ki hâlihazırdaki ihtiyaçlara ne kadar karşılık geldiği tartışılır.

Ak Parti’nin bildirgesine gelince, onu Ziya Paşa’nın dizelerine sığınarak değerlendirmeyi deneyeyim: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

Sanatçılara, akademisyenlere “Nasıl bir Türkiye’de yaşamak istiyorsunuz?” sorusunu sorduğunuz bir yazı seriniz var. Aynı soruyu Aslı Uluşahin’e sorsak, yanıtı ne olurdu?

Çok uzun olurdu. Onun için yapmaya giriştiğimiz iş üzerinden yanıtlamaya çalışayım da sayfalarca sürmesin: Türkiye’nin geçmişten bugüne tüm temel dertlerinin ve kazanımlarının kültürle ilgili olduğunun kavrandığı bir gelecekte yaşamak isterim. Bu özel evrene hak ettiği kıymetin verildiği, haliyle üreticilerinin, emekçilerinin haklarını alabildiği, Mine Söğüt’ün deyimiyle önlerine halı serilen bir ülkede…  Çok kültürlülüğün, çok sesliliğin, çok renkliliğin ‘zenginliğimizdir’ klişesine indirgenmeden, gerçekten vazgeçilmez olduğunun anlaşıldığı; ifade özgürlüğünün sınırsız olduğu, fikirlerden korkulmayan bir ülkede… Kültür mekânlarının veya üretiminin rant, para kapısı ya da statü aracı olarak görülmediği; ilişkili tüm mecraların tam bağımsızlığının tanındığı ve kollandığı, iktidarların ya da sermayenin insafına bırakılmadığı bir ülkede…  Daha yazacak çok cümlem var ama şöyle noktalayayım: Kültür gazeteciliğinin basında bir zamanlar olduğu gibi baş tacı edildiği, medyanın yeniden yazarlar, aydınlar tarafından yönetildiği günleri görebilmeyi de çok isterim.  

“Erdoğan’ın kültürel portresi” başlıklı üç bölümden oluşan bir derleme yaptınız. Gençliğinden başlayarak kültür ve sanatla ilişkisinin geniş bir resmini ortaya çıkarmışsınız. Bu derlemeyi hazırladıktan sonra kısaca Erdoğan’ın portresini nasıl anlatırsınız?

Gerçekten kısaca yanıtlayacağım: Düşünülenin aksine, ben Erdoğan’ın kültürel dünyadan uzak bir lider olduğunu sanmıyorum. Hatta bu dünyanın önemini birçoklarına göre daha iyi kavradığına inanıyorum. Tek sorun, beğendikleri bin yaşasın, beğenmedikleri yok olmayacaksa da sesini çıkarmasın istiyor.