“İnsan, kendini bulmak için önce kaybolmalıdır,”
Thomas Bernhard’ın yazar olarak bende hep ayrı bir yeri oldu. O huysuz, aksi, insan sevmez, huzursuz, karamsar, kötümser, monolog ustası, başta kendi olmak üzere her şeyi acımasızca didikleyen rahatsız tarzı, hayata, insanlığa karşı öfkesi, depresif, nefret ve hakaretle bezenmiş, kışkırtıcı,ne edebiyatı ne de okuyucuyu umursamayan dili, mizantrop kişiliği ile yalnızlığı seçişi oldu muhtemelen beni kendine çeken.

“Thomas Bernhard Werke 1-22 Suhrkamp ” başlıklı Thomas Bernhard’ın yaşamı boyunca ürettiği tüm eserlerin bir araya getirildiği 22 ciltlik, özel tasarım kutusu içerisindeki kitap seti; edebiyat düşkünü kitapsever ve koleksiyonerler için editoryal çalışmasından tasarımına kadar sahip olma dürtüsünü kaşıyan, kayıtsız kalınamayacak bir çalışma.
9 Şubat 1931’de Avusturya’nın Heerlen kentinde doğan Thomas Bernhard. yirminci yüzyılın ikinci yarısında öne çıkan, kendine özgü edebi sesi ve karmaşık anlatım tarzıyla tanınan önemli bir Avusturyalı yazar. Ailevi geçmişi oldukça karmaşık olan Bernhard, babası tarafından terk edildi ve annesiyle birlikte büyüdü. Annesi Avusturyalı yazar Johannes Freumbichler’in kızıydı ve babası Avusturyalı bir köylüydü. Annesiyle yaşadığı istismarcı ilişki ve büyükbabasıyla kurduğu yakın bağla damgasını vuran çalkantılı bir çocukluk geçirdi. Çocukluğu, ailesinin maddi sıkıntıları ve sosyal baskılarıyla şekillendi ve bu durum onun eserlerinde sıkça işlediği temaların temelini oluşturacaktı. 1950’lerde Viyana Üniversitesi’nde felsefe, müzik ve edebiyat eğitimi aldı. Ancak, akademik hayata olan ilgisi kısa sürdü ve yazarlık kariyerine yöneldi. Bernhard Uzun süreli bir hastanede yatış gerektiren ciddi bir akciğer rahatsızlığıyla mücadele ettikten sonra, müzik ve edebiyata yöneldi ve sonunda ilk romanı *Frost* ve ilk oyunu *A Party for Boris* ile edebi ününü pekiştirdi. 1965’te Avusturya’nın Ohlsdorf kentinde bir çiftlik satın aldı ve 1989’da kalp yetmezliğinden ölene kadar orada yaşadı. Bernhard hiç evlenmedi.

1957’de yayınlanan ilk romanı Frost (Don) ile edebi dünyaya adım atan Bernhard, bu eserinde insanın içsel çatışmalarını ve varoluşsal kaygılarını derinlemesine ele alarak dikkat çekmeyi başardı. Bernhard’ın dili, keskin bir mizah anlayışının karamsar bir bakış açısıyla harmanlanmış bir tarz olup, bu özellikleri onun edebiyat dünyasında kendine has bir yer edinmesini sağlayacaktı. Eserleri genellikle varoluşsal temalara değinir ve fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklarla boğuşan karakterler aracılığıyla umutsuzluğun, yabancılaşmanın ve insanlık halinin derinliklerini keşfeder.
“Hayat, bir düzeltme değil, bir yanlış anlamadır,”
Thomas Bernhard’ın yazım tarzı, uzun cümleler, tekrarlar ve yoğun bir iç monolog yapısı ile karakterizedir. Eserlerinde, erken dönemlerinde yazdığı şiirlerinden nefret ederek onlardan kurtulmuş olsa da genellikle şiirsel bir akışa sahip karamsar bir ton kullanarak bireyin toplumsal normlarla çatışmasını, varoluşsal kaygılarını ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını ele alır ve yazılara derinlemesine gözlemlere dayanır. En sık rastlanan temaların başında bireyin yalnızlığı ve yabancılaşmasıdır. En önemle eserleri arasında Frost(1957), Korrektur (1975), Der Untergeher (1983), Alte Meister (1985), Extinction (1986) ve tiyatro oyunu Der Theatermacher (1984) sayılabilir. Bernhard’ın yazıları, sıkı bir dil kullanımı, karamsar ve alaycı temalara olan düşkünlüğüyle hemen dikkat çeker ve ayrışır. Sık sık Viyana toplumunu eleştirir ve varoluşa karşı asi bir tavır sergiler. “The Lime Works*” ve “Concrete” gibi oyunları ve romanları, hayatın absürtlükleri ve sanatsal takıntının karmaşıklıklarıyla derin bir bağ kurar. Bernhard’ın mirası, benzersiz anlatım teknikleri ve derin, genellikle karanlık temaları keşfetmesiyle belirginleşir ve bu da onu modern Avrupa edebiyatında etkili bir figür haline getirir.

Bernhard’ın yazılarındaki ağırlıklı olarak varoluşsal temalar – ölüm, yabancılaşma ve takıntılı öz bilincin felç edici ağırlığı – onu Franz Kafka ve yirminci yüzyılın başlarındaki diğer modernist yazarların varisi haline getirdi. Ölüm, intihar ve hastalıkla ilgili böylesine melankolik ve hastalıklı bir meşguliyet, yüzyıllardır Avusturya geleneğindeki birçok yazarın karakteristiği olmuştu. Bernhard için hayat ölümle tanımlanıyordu ve yazıları, varoluş gerçeğine karşı derin bir isyankar ve düşmanca tutum sergiler. Zaman zaman, özellikle de Avusturya anavatanına yönelik zehirli eleştirilerinde, eleştirmenler tarafından insan düşmanı gibi göründü. Temalarının yoğunluğu ve ısrarı ile parafraz, alıntı ve tekrarlama gibi tekil ve karmaşık anlatım tekniği, Bernhard’ın yazılarını modern Avrupa edebiyatı tarihinde benzersiz bir profile kavuşturmuştur.
“Hayat, bir düzeltme değil, bir yanlış anlamadır,”
Thomas Bernhard, eserlerini yayımladığı Suhrkamp Verlag yayınevi, 1950 yılında Peter Suhrkamp tarafından kurulmuş, edebiyatın yanı sıra felsefi ve sosyal bilimler alanında da önemli eserler yayınlamış Almanya’nın en önemli yayınevlerinden biridir. Yıllar içerisinde Suhrkamp Verlag, özellikle çağdaş yazarların eserlerini destekleyerek, edebi yeniliklere öncülük eden bir rol üstlenmiştir.
Bernhard, Suhrkamp Verlag ile olan özel ilişkisi sayesinde, eserlerinin geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmasını sağlamıştır. Yayınevi, Bernhard’ın eserlerini yayınlarken, onun özgün yazım tarzını ve derin düşüncelerini desteklemiş, bu da Bernhard’ın edebi kariyerinde önemli bir rol oynamıştır.

Martin Huber ve Wendelin Schmidt-Dengler editörlüğünde hazırlanan (her cilt için ayrıca Wolfram Bayer, Raimund Fellinger, Hans Höller, Bernhard Judex, Renate Langer, Manfred Mittermayer ve Jean-Marie Winkler ortak editörler olarak çalışmışlardır.) 22 ciltlik “Thomas Bernhard Werke 1-22 Suhrkamp” adlı özel tasarım set, yazarın edebi kariyerinin tüm önemli eserlerini bir araya getiren kapsamlı bir koleksiyondur. Editörler, Bernhard’ın eserlerini yeniden gözden geçirerek, her bir eserin tarihsel ve kültürel bağlamını araştırmışlar, Bernhard’ın yaşamı ve sanatı üzerine yapılan derinlemesine incelemeler ile setin içeriğini zenginleştirmişlerdir.
Thomas Bernhard’ın mirasına bir saygı gösterisi olarak Federal Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı tarafından finanse edilen, Shurkamp Verlag yayınevi ve Thomas Bernhard Özel Vakfı işbirliğiyle geliştirilen projenin temel amacı, Bernhard’ın yaşamı boyunca yayınlanmış tüm eserlerinin güvenilir ve tarihsel olarak güncel bir baskısını üretmekti.

Setteki ilk dokuz cilt önemli romanlara ayrılmıştır; 10. cilt otobiyografik öykülere,11 ila 13. ciltler daha kapsamlı öyküleri bir araya getirmektedir.14. cilt kısa düzyazıları,15 ila 20. ciltler oyunları, 21. cilt şiirleri ve son cilt ise Bernhard’ın konuşmalarına, röportajlarına, editörlerle yazışmalarını, özel yazılarını ve erken dönem gazete yazılarını içermektedir. Toplanan eserler aynı zamanda dağınık ciltler halinde yayınlanmış ve ulaşılması zor veya artık erişilemez durumda olan metinleri de içermektedir,
Her ciltte, Bernhard’ın miras kalan materyallerine dayalı olarak eserlerin metinsel kökeni ve yaratılışı süreci belgelendirilmiş ve arka plan bilgileri sunulmuş, en önemli çağdaş eleştiri metinleri ile zenginleştirilmiştir.

Tüm metinlerde Bernhard tarafından onaylanmış ilk baskılar baz olarak alınmış, daktilo ile yazılmış taslaklar, prova baskıları, daha sonra yayınlanan eserlerle ayrı ayrı titizlikle karşılaştırılan bir editoryal çalışma gerçekleştirilmiştir.

Yazdıklarını geride bıraktığını, hatırlamadığını bir çok kez dile getiren, kariyerinin ortasından itibaren tüm ödülleri reddeden Thomas Bernhard bu özgün çalışmayı görse muhtemelen mutsuz olur ve en çok eleştirin kişi olurdu.
Keşke Türkiye’de bir yayınevi el atsa ve bu seti çevirerek yayınlasa diyeceğim ama kitap fiyatları alıp başına gitmişken oldukça zor görünüyor. Ayrıca kitaplarının çevirileri konusunda da oldukça mutsuz Bernhard, çeviriye yazılarının anlamını yitirdiğini düşüncesiyle hep karşı çıkmıştı. Thomas Bernhard 15 Temmuz 1986 sabahı Viyana’da Cafe Bräunerhof’a gider. O dönemde “harabe” olarak adlandırdığı çiftlik evini restore ettiriyordu. Evinde işçilerin varlığından bunaldığı için sabahın erken saatinde kafelere kaçıyor, kapıya yakın havadar yerlerde oturmayı tercih ediyordu. Kendisiyle konuşmak isteyen Werner Wögerbauer’le, muhtemelen o gün keyfi biraz yerinde oludğu için bir söyleşi gerçekleştirmeyi kabul eder. Söyleşinin bir yerinde konu çevirilere geldiğinde “hiç ilgilenmiyorum, çünkü çeviri başka bir kitaptır. Orijinaliyle hiç alakası olmaz. onu çeviren kişinin kitabıdır artık. Ben Almanca yazıyorum. Size çeviri yapılan bu kitapların kopyası yollanır, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz. Kapakları berbatsa eğer salt sinir bozucudurlar. Şöyle bir karıştırırsınız, o kadar. O acayip kitap isminin dışında eserinizle hiçbir ortak yanı olmaz. öyle değil mi? Çünkü çeviri imkânsızdır. bir müzik eseri yazılı notalar kullanılarak bütün dünyada aynı çalınır, ama bir kitabın, benim durumumda, Almanca çalınması gerekir. Benim orkestramla!” diyecektir.

