“Yaşam daimî bir geçiciliktir.
Sanat da eğer samimi ve gerçek olmak istiyorsa, bundan kendine bir pay çıkarmalıdır.”

Mahallenin sarmanı “garage’”ın aralanmış o ağır, sürgülü demir kapısı önünde belirir, başını uzatır ve sorar.
“Affedersiniz bayım, bir sonraki sergi ne zaman acaba?”
…
“Curiosity did not kill the cat!” efendim. Kedimiz hala yaşıyor. Zaten böyle merak da dostlar başına. Çünkü filmin sonu harika!
Şimdi lütfen hayal edin. Ayrancı’nın bayır aşağı sokaklarından birinin merdivenli kaldırımlarından iniyorsunuz. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Derken basamaklar birden kesiliveriyor. Devam etseniz ayaklarınız su içinde kalacak, etmeseniz kim bilir başınıza neler gelecek!
İşte tam da kahramanımızın maceraya çağrıldığı yerdesiniz. Evet, o kahraman sizsiniz. Daveti kabul edecek misiniz?

O zaman lütfen başınızı hafifçe sola çevirin ve iki apartman arasından size bakan gizemli mekâna yönelin. Kapı ağzındaki meraklı kedimizi de az mıncırıp kucağınıza alın ve bekleyin. Korkmayın, tırmalamaz sizi, gerçek bir entelektüeldir kendisi!
Az sonra yeşil gözleri çocuksu bir merakla parlayan, kır saçlı, yakışıklı bir adam gelecek, kapının sürgüsünü boylu boyunca çekecek, eşiği olmayan kapıdan, elektriği ve suyu olmayan, gri mekâna bodoslama dalıverecek. Dakikalar sonra burası bir anda sanatla, sanatçıyla, mahalleliyle, çoluk çocukla, kedilerle dolacak. Çıt çıkmayan dört metreye altı metrelik kutudan şapka mı çıkar belli olmaz. Sürpriz olsun. Zaten çoktan kabul ettiniz. Artık maceraya hazırsınız.
Peki peki, şimdi ciddi olma zamanı. Başlasın sorularımız.

Konuğum Coşkun Demirok, 54 yıldır Düsseldorf’ta yaşayan, ancak ülkesini son yıllarda daha sık ziyaret eden bir mimar – sanatçı. Ankara’nın eski semtlerinden Aşağı Ayrancı’ya, son derece özgün birsanat ortamı kazandırdı. Sokağın ruhu değişti, şehre ilham yayıldı.
Hande Fabbro: Coşkun Bey, “garage” her anlamda sıra dışı bir mekân. Dışarıdan bakınca kendine ait bir gizemi olan kapalı bir kutu gibi, merak uyandırıyor. Siz burayla ilk karşılaşmanızda ne gördünüz ve burayı sanatla nefes alan bir mekâna nasıl dönüştürdünüz? Hikayesini sizden dinleyelim mi?
Coşkun Demirok: Burası, Ankara ziyaretlerimin süresinin uzadığı bir dönemde karşıma çıktı. Garage, muhtemelen yanından geçerken farkına bile varılmayan, iki apartman bloğu arasına yerleşmiş, sessizce varlığını sürdüren soliter bir yapı. Yani bina altında yer alan bir garajdan değil, bağımsız bir yapıdan bahsediyoruz. Aslında ben sanat atölyem olarak kullanacağım bir yer arayışındaydım. Ancak Ankara’da bağımsız ve yaratıcı bir yaklaşımla Türkiye için
litografi alanında bir „yeniyi“ başarıyla gerçekleştiren genç bir dostumla konuşurken,
burada birlikte bir sergi gerçekleştirme fikri oluştu. Böylece her şey bambaşka bir anlam kazandı.
Hande Fabbro: Konumu, sanki zihninizde yıllardır ayağa kalkmayı bekleyen bir proje için, sipariş üzerine hazırlanmış gibi değil mi?
Coşkun Demirok: Çok doğru. T biçiminde kesişen iki sokağa doğru açılan, neredeyse ona yönlendirmek için yapılmışçasına, basamaklardan oluşan bir kaldırımın bittiği yerde bulunması büyük rastlantı. Tüm bunlara benim üstlendiğim işlevi de eklenince “garage”, mimarlık ve şehircilik açısından da çok ilginç bir konum arz eder hale geldi.

Hande Fabbro: Mimarlık eğitiminizi Almanya’da aldınız ve ve gene orada yıllarca proje tasarladınız ve gerçekleştirdiniz. Sanatla ise daha Ankara’daki öğrencilik yıllarınızdan beri kopmayan bağınız var. Hem kendiniz ürettiniz hem de pek çok sanatçıyı Almanya’daki sergilerle bir araya getirdiniz. Sizin bu çok katmanlı kimliğinizin “garage” projesinin de benzer bir katmanlılık hali kazanmasında etkileri oldu mu?
Coşkun Demirok: Kesinlikle. Özellikle konsept belirleme ve yerleştirme aşamaları, mimarlık pratiklerinin de kazandırdığı rutin sayesinde bu kadar doğal hale gelebildi.
Hande Fabbro: Böylece “garage”, neredeyse özgün bir sanat terimi halini aldı diyebilir miyiz? Çünkü buradaki sanat anlayışı her bakımdan son derece özgün.

Coşkun Demirok: Gerçekten de öyle. Burası dışarıdan bakınca gerçek bir garaj gibi görünen, bir yandan atölye olarak kullanılan, ama sanatla değişim ve dönüşüm geçiren mekân. Benim buranın işlevini tamamen değiştirmem ve alanı sanatçı arkadaşlarıma ortak çalışma için açmamla, mekânın sanat üzerinden bir kişiliği oluştu. Bir başka enteresan nokta daha var. Mekân, içinde yer alan sanat işleriyle bütünleşmeye çok yatkın bir durum arz ediyor. Çatının eğimi ve içerideki hacim değişimleri, eserlerin yerleştirilmesi sırasında etkin bir rol oynuyor. Burada her bir yapıt, mekâna reaksiyon göstererek yerleştiriliyor. Böylece kendini asla tekrar etmeyen, her esere özel olarak biçimlenen alanlar veya her özel alana göre biçimlenen yerleştirmeler oluşuyor. Bu istençsiz “tekrarsızlık” ise “garage” konseptinin omurgası sayılabilir.
Hande Fabbro: Sözcük olarak zihnimizdeki kalıpları yıkan, kutu olmaktan çıkıp içinde barındırdıklarıyla sanatın kendisine dönüşen bir Garage bu.
Coşkun Demirok: Tam da öyle. Çünkü sanatla bu raddede bir bütünleşme her yerde geçerli değil. Bir galeride veya müzede de eserleri yerleştirirken elbette alanı kale almakla yükümlüsünüz, ancak “garage” için bu özellikle kaçınılmaz.

Hande Fabbro: Çünkü önceden bir atölye ortamında hazırlanmış ve sadece asılmayı bekleyen eserlerden bahsetmiyoruz.
Coşkun Demirok: Çok doğru. Nadir de olsa atölye ortamında hazırlanarak gelen işler yerleştirilirken dönüşüm geçirebiliyorlar. Sergi hazırlıkları sırasında, yerleştirmelerin sürdüğü süreçte, bu değişebilen boyutları kale almak zorundayız. Konsept ve katılımcılar belirlendikten sonra, sanatçılar malzemelerini getiriyor ve eserlerinin son şeklini mekânın değişkenlerine göre veriyor, onları yeniden konumlandırmak zorunda kalabiliyor. Yani sanatçı eserini zihnindeki en ideal haline yaklaştırırken, içerideki yapıya en uyumlu, hatta belki de “uyumsuz” pozisyonu ararken, süreç bir “uğraşı ”ya -ki bunu olumlu anlamda söylüyorum, neden oluyor. Uğraşının kendisi bile, eserin bir parçası halini alıyor. Mekânın ve sanatın birbiriyle böylesine etkileşim halinde olduğu, böylesine bütünleştiği bir örnek nadirdir diye düşünüyorum.
Hande Fabbro: Aslında bu durum, biz canlıların doğaya, yaşama adaptasyon sürecine de benziyor değil mi? Sanki bu, sanatın doğasına da çok uygun. Barındırdığı sonsuz ihtimallere… Değişkenlerin sürekli baştan yazıldığı, belirsizliklerin vardıracağı noktayı kestirmenin imkânsız olduğu, sürecin heyecan, sonucun merak uyandırdığı bir süreçten bahsediyoruz burada da.

Coşkun Demirok: Çokgüzel bir soru sordunuz. Bu, sanattan ne anladığınıza da bağlı tabii. Benim anladığım sanat, sizin tespitlerinize çok uygun bir yaklaşım. Elbette sanatın yaşaması, yaşamın uzantısı olabilecek – ya da şöyle diyeyim- yaşamı başka bir dille tekrar verebilecek biçimde gerçekleşmesi en ideal olanı. Tabii bunu her sanat yapan, sanatla uğraşan, galerici, sanatçı, aynı şekilde görmeyebilir. Herkes yaptığı sanatın yaşamla bağlantılı olduğunu da iddia edebilir. Ama salon sanatında olduğu gibi –ki bunu derken umarım yukarıdan bakan bir ifade kullanmıyorumdur, alıp da sanat işlerini bir yere yerleştirmek veya duvara asmakla biten bir iş değil. Buradaki sanatı “hakiki” kılan şey, kapıyı açtığın zaman rüzgârın esintisiyle içeriye savrulan yaprakların yerleştirmeye eklenmesi, bir anlık boşlukta kapı aralığından bir kedinin içeri süzülmesi, çocukların koşturup, heyecanla “abi burada ne oluyor, bakabilir miyiz?” demesi… Her biri bir enstalasyonun parçaları gibi. Biri olmadan bir diğeri mümkün değil.
Hande Fabbro: Buranın çevresiyle, komşularla, mahalle esnafıyla, çocukları ve kedileriyle sıkı iletişim halinde olması, “garage”’ın benzersiz bir sanat anlayışına neler katıyor?

Coşkun Demirok: Bu, “garage“ın alçakgönüllü ama özgün mimarisi içinde gerçekleştirilen sanat anlayışının özellikle gerektirdiği bir durum. Yerinde üretilen ya da sonradan bir araya getirilen “işler” in mekânla ve etrafında olup bitenlerle bütünleşmesi, hatta onun bir uzantısının olması, onunla tam bir iletişim içinde konumlandırılmalarını gerekli ve kaçınılmaz kılıyor. Bir sergiyi bir galeride de yapabilirsiniz, sonra onu alıp başka bir salonda sergileyebilirsiniz, ancak “garage“da her şey, en başından beri mekânın kendisiyle birebir bağlantı halinde. Katılımcıların yaptıkları sanatın türüne göre, her seferinde yepyeni bir şey oluşuyor ve “garage”ın çehresi sürekli değişiyor. Kendini tekrar eden hiçbir şey yok. Tekrar eden tek şey tekrarsızlık.
Şunu da özellikle vurgulamam gerekir. Buradaki tekrarsızlıkta esas amacımız, alınacak sonucun baştan hesaplanabilir olmayışını garantilemek ve ortak çalışma esnasında olanaklı en spontane, en geçici, en yapmacıksız ve kendine karşı dürüst bir sanatın gerçekleşmesini sağlamak. Bu da “garage“ın hem katılımcılar hem de izleyiciler açısından belli bir çekicilik ve gizeme sahip olmasının nedeni.
Tüm bunlarla kastettiğim sanat anlayışı, hep günceli, yeni bir söylemi arayan, kendini sorgulayan, içinde bulunduğu yeni şartlara reaksiyon gösteren, “salon sanatı” kavramına ister istemez karşı bir tutum, bir yaklaşım olarak görülmeli.
Hande Fabbro: Söyledikleriniz “insana göz hizasında bakan” bir sanat anlayışı hissini uyandırıyor.
Coşkun Demirok: Aslında gerçekten çok ilginç bir noktaya değindiniz. “sanat pazarı” nın belirlediği sanat üretimi ve gösterimi daha çok galerilerde gerçekleşiyor. Buralara, daha önce sanatla haşır neşir olmamış insanların girmesi zor. Halbuki “garage“da öyle değil. Buradaki sergi ve gösteriler, tabii ki davet edenin (küratörün) sanata bakışı ile, onun önerdiği konseptin, dolayısıyla katılımcıların kişilikleriyle biçim kazanıyor. Arkadaşlarımızla birçok kez, “Komşuyuz, geçiyorduk, uğradık” diyenler, tanıdıklarını kolundan tutup getirenlere şahit olduk. Sadece bu örnek bile izleyiciyle göstericinin aynı hizada birbirlerine baktıklarının kanıtı. Bu da mesafeleri kaldırıyor ve sanata yaklaşmayı, onunla buluşmayı kolaylaştırıyor.

Hande Fabbro: Sizce bu durum sanatın ya da iletmek istediği mesajın, onun aurasının, insana geçmesini kolaylaştırır mı?
Coşkun Demirok: Evet, bu bir yöntem olabilir, hatta olmalı da. Hesaplanabilir olmasa da bu bir yöntem olabilir. Bu sanat yapma biçimi sayesinde yakaladığımız en önemli şey doğallık. İnsanın sanata, sanatın insana sorduğu soruları kendiliğinden yanıtlayan, tatmin edici sonuçlar getiren bir anlayış. Çünkü bu işleyiş biçimi sanatçının kolay beğeni kazanma amacıyla samimiyetsizliğe, yapmacıklığa düşme tehlikesini daha denetlenir bir hale getiriyor. Gene de dikkatli olmak gerek.
Size bir örnek vereyim. Almanya’dan gelen genç bir sanatçı arkadaşım, konu hakkında sadece kabaca bilgiye sahipken, mekâna reaksiyon olarak o anda bir şeyler hazırlamaya başladı ve sonuç, oraya gelirken hayal ettiğinden bambaşka bir yerleştirmeye evrildi. Ben de onun
varışından daha bir gün önce tasarlamış olduğum şeyden bambaşka bir çözüme yönelmiştim. Her şey yalnızca üç dört gün içinde gelişti ve sonuçtan ikimiz de çok mutluyduk.
Hande Fabbro: Bu kendiliğindenlik çok kıymetli. Adeta canlı bir sanat yayını gibi bir yandan da.
Coşkun Demirok: Üstelik inanın bir başka örneği yok. Bitti dediğimiz yerde bile hala devinen bir şeyler var ortamda.

“Kalıcı sanat da geçiciliği temsil eden birtakım izler bırakmışsa kalıcı olabiliyor”
Hande Fabbro: Efemeral kavramı üzerinde de özellikle durmak istiyorum. Çünkü bu “garage”ı çok özel kılan ve yakın çevrede örneğine pek rastlamadığımız bir durum.
Coşkun Demirok: Evet, geçicilik… Sabah doğup akşam ölen kelebeği düşünün. Her şey geçici değil mi? İnsan geçiciliği hatırlayınca yaşamı, günleri düşünmeye başlıyor. Ölüm, -biraz ağır bir konuya geçer gibi oluyoruz ama, yaşamla çok bağlantılı. Geçicilik kavramına neden olan şey yaşamın bir başı ve sonu olması. Buradan yola çıkınca her şeyin doğuşunu ve batışını görmeye başlıyoruz. Bir şeyler kayboluyor, bitiyor, yok oluyor. Yaşam daimî bir geçicilik. Sanat da eğer samimi ve gerçek olmak istiyorsa bundan kendine bir pay çıkarmalıdır. Kalıcı sanat da ancak geçiciliği temsil eden birtakım izler bırakmışsa kalıcı olabilir. Klasik tabloları düşünün. Onlar bir zamanın gerçeğini temsil ettikleri için bizi çok etkilemiyorlar mı? “garage“da da her şey, birebir geçiciliğe yönelik bir çaba sonucu ortaya çıkıyor. Sonra gösteri zamanı geliyor. En sonunda her şey siliniyor, sökülüyor. İzleyicinin retinasında kalan şey…Sanat işi olmaya çalışan şey o işte.
Hande Fabbro: Çok anlamlı, geriye kalan hayali bir iz, hafızaya atılan bir imza gibi…Sanat, zamandan ve mekândan bağımsızlaşıp sonsuzluğa karışıyor.
Coşkun Demirok: Bir başka katman daha var.Eserlerin videolarını, fotoğraflarını çekiyoruz, kitapçıklarla belgeliyoruz. O esnada her şey gerçek olmaktan çıkıp zamanın bir notu halini alıyor. Bu da “geçiciliğin ikinci katmanı”.

Hande Fabbro: “garage”ın web sayfasını açar açmaz, en tepede “sanat için arınmış mekân” ifadesini görüyoruz. Bu, hiçbir ayrıntının sanattan rol çalamadığı mekân anlamına gelebilir mi?
Coşkun Demirok: Bu sözcük aklıma, orada gerçekleştirdiğimiz işlere bağlı olarak gelmişti zamanında. Kastettiğimiz şey, orada artık sanattan başka bir şeyin düşünülmediği ve gerçekleşmediği bir alan. “garage“ın da yok olacağı ana kadar, her şeyden arınıp, sadece sanatın gerçekleşmesine yarayan, sanata adanmış bir alan olmasına çalışıyoruz. Aslında “sanat için arınmış mekân” ifadesiyle anlatmak istediğimiz bu.
—
Gazete kupürlerinden ve kitap sayfalarından parçalar kesip, kolaj şiirler yazmak aklınıza gelir miydi? Coşkun Bey’in aklına gelmiş. Hatta röportaj sonrası (2022 yılında YerMekan’da lansmanı bir performans olarak gerçekleşmiş olan) armağan “Aktif Yaşam – Kırpıntı Gerçekler” Sergisi’nin damgalı ve imzalı booklet’inde, bu çarpıcı satırlar var. Öyle değerli bir armağan oldu ki benim için…

Onu kolayca bırakmak mümkün değil, mevzu derin, sanat dipsiz, “garage“ın sanat anlayışı satırlara sığmayacak gibi ki…
Önümüzdeki yazıda konunun devamı gelecek.

Sergi konseptleri nasıl belirleniyor, süreç nasıl tasarlanıyor ve ilerliyor, “garage“ın birbirinden özgün “booklet”leri nasıl hazırlanıyor, “garage“ın bir manifestosu olsa hangi maddelerden oluşurdu ve sanatla hakiki bir bağ kurmak için Coşkun Demirok bize hangi özel tavsiyelerde bulunurdu gibi maddeleri, bir sonraki bölüme bıraktık. Kendisinden sergi öncesi hazırladığı üç boyutlu çizimlerden birisini bizimle paylaşmasını da rica ettik.
Düsseldorf uçağı 48 saat sonra kalkıyor, ama Coşkun Bey bizi bırakmıyor.
Kucağımızda kedimiz, bir sonraki bölümü bekliyoruz.
Not: Devam edecek…
Meraklısı için bağlantılar;
Garage Instagram
Coşkun Demirok Youtube
Coşkun Demirok Soundcloud

