İnternetin en güçlü yanı aynı zamanda büyük bir hukuki problemi olarak da görülebilir:
İnternetteki bir veriye her yerden erişilebilir.
Bir tasarımcı İstanbul’da ürettiği bir görseli Behance’e yükler, bir girişimci İzmir’den Etsy’de mağaza açar, bir marka sahibi Ankara’dan Amazon’da satışa çıkar. İçerik “tek bir yerden” çıkmıştır ama aynı anda her yerde görünür. Buna karşılık sınai mülkiyet hakları (marka, patent, tasarım) hâlâ büyük ölçüde ülkesel işler: Hakkın korunduğu alan, tescil edildiği ülke (ya da AB gibi bölgesel bir sistem) ile sınırlıdır. Yani GOOGLE, AMAZON, NIKE, vs. tek tek her ülkede tescile sahip olmak zorundadır. İşte çatışma da burada başlar: Küresel bir vitrin karşısında yerel kurallar.
Bu çelişki, sanal ortamda üretim yapan tasarımcı ve tacirler için iki temel riske yol açıyor. Birincisi, “Ben kendi ülkemde doğru olanı yaptım” demek çoğu zaman yetmiyor; çünkü ürün veya içerik başka ülkelerde de erişilebilir ve o ülkede sorun doğurabilir. İkincisi de hak sahibi tarafındadır: “İhlal var ama nerede?” Fail farklı ülkede, sunucu farklı ülkede, müşteri farklı ülkede olabilir. O zaman hangi mahkeme yetkilidir ve hangi ülkenin hukuku uygulanacaktır?
Marka–patent–tasarımda internet işleri karıştırıyor
Klasik dünyada coğrafya nettir. Bir ürün bir ülkede satılıyorsa, ihlalin “yeri” de o ülkedir. İnternette ise satış teklifi, reklam, alan adı, sosyal medya paylaşımı, pazar yeri listesi ve hatta arama motoru reklamı bile herhangi bir ülkenin tüketicisine doğrudan ulaşabilir. Bu yüzden mahkemeler ve ofisler (örneğin EUIPO/AB sistemi) giderek şunu sormaya başladı:
“Bu içerik hangi ülkeyi hedefliyor?”
Bu “hedefleme” fikri, küresel erişim ile ülkesel hukuku birbirine bağlayan pratik bir köprü gibi çalışıyor: İçeriğe her yerden bakılabiliyor diye, her ülkede otomatik ihlal kabul etmek ticareti zorlaştırır. Öte yandan, hedef ülkeye yönelik satış ve reklam varken “Ben aslında o ülkeye hitap etmiyordum” demek de hak sahibini korumasız bırakır. Denge bu iki uç arasında kuruluyor.
ABD Yaklaşımı: “Yurtdışı fiillere otomatik uzanmayalım”
İşler eskiden biraz farklıymış. ABD mahkemeleri geçmişte belirli koşullarda yurt dışı faaliyetlere kendi hukuklarını uygulamaya çalışmış. Örneğin, 1952 tarihli Steele v. Bulova davasında, ABD’deki “Bulova” markasının Meksika’da izinsiz kullanımı söz konusu olduğunda, fail ABD vatandaşı olduğu ve ABD ticaretine etkisi bulunduğu için, Yüksek Mahkeme ABD marka kanununun uygulanabileceğine karar vermiş.
ABD’de son dönemde dikkat çeken eğilim ise marka hukukunda yurtdışına taşmayı sınırlama yönünde. Özetle yaklaşım şu: ABD markası, kural olarak ABD içinde korunur; yabancı ülkedeki satışları otomatik olarak ABD markasıyla cezalandırmak doğru değildir. Bu çizginin güçlü bir ifadesi, 2023’teki Abitron v. Hetronic kararının yorumlarında görülüyor: Mahkeme, Lanham Act’in (ABD Marka Kanunu) yurtdışına uygulanmasını dar okumuş ve “ülke içi kullanım” vurgusunu öne çıkarmış. Pratikteki mesaj:
ABD pazarı hedeflenmişse risk büyür, ama sırf internetten görünür olmak ABD mahkemesini her olaya “küresel hakim” yapmaz.
ABD’de özellikle insan sureti/görsel kullanım gibi alanlarda Avrupa’ya göre daha “toleranslı” sonuçlar doğabilen eyalet bazlı farklılıklar da var. Yani bir kişinin görüntüsünü ticari amaçla kullanmak riskli olsa da, haber/parodi gibi bağlamlarda sınırlar daha esnek olabilir.
Avrupa Birliği: “Hedef ülke” testi ve AB içi tek pazar avantajı
AB’nin önemli farkı, marka ve tasarımda üniter (AB çapında) haklar sunması. Bu sayede bir kez tescil ile AB içinde geniş bir alanda koruma elde ediliyor. Yine de internet uyuşmazlıklarında AB’de de kilit soru aynı:
Hangi ülke hedefleniyor?
AB Adalet Divanı(CJEU) içtihadı ve ulusal mahkemeler,
- web sitesinin dili,
- para birimi,
- teslimat seçenekleri,
- reklam hedeflemesi
gibi göstergelerle “hedef ülke”yi tespit etmeye çalışıyor. Özellikle AMS Neve / Heritage Audio gibi kararlar, çevrimiçi reklam ve satış tekliflerinde ihlalin “etki doğurduğu”, yani hedeflenen ülkede ele alınabileceğini netleştirmiş durumda. Bu yaklaşım, hem hak sahibine dava açma kolaylığı sağlıyor hem de içerik sağlayanlara “ben aslında o ülkeye satmıyorum” diyebilmek için somut önlemler alma gereği getiriyor.
AB’de kişilik hakları ve veri koruma (ör. “unutulma hakkı” tartışmaları) güçlü olduğu için, internet ortamında insan suretinin kullanılması gibi konularda da müdahale ve erişim kısıtlaması taleplerine daha fazla rastlanıyor. Ama AB de uygulamada “tüm dünyadan kaldır” demek yerine çoğu zaman “AB’den erişimi sınırla” emri vermek gibi daha coğrafi sınır gözetir.
Türkiye: “Ticari etki” ve internet üzerinden marka kullanımı
Türkiye’de 2017 tarihli Sınai Mülkiyet Kanunu, internet ortamındaki marka kullanımını özellikle dikkate alan bir çerçeve sundu. SMK m. 7/3-(d) mantığı, basitçe şunu söylüyor:
“d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.”
Bu “ticari etki” vurgusu, aslında AB’deki “hedefleme” yaklaşımıyla aynı olarak görülebilecek bir kriter: Salt erişilebilirlik değil, Türkiye pazarına etkisi olan kullanım hukuki açıdan dikkate değerdir.
Uygulamada Türkiye’de internet kaynaklı ihtilaflarda iki pratik alan öne çıkıyor: Alan adı uyuşmazlıkları ve e-ticaret/pazar yeri listeleri. Yargı kararlarında da çoğu zaman
“site içeriği ne?”,
“satış var mı?”,
“Türkiye’ye gönderim yapılıyor mu?”,
“reklam hedeflemesi var mı?” gibi somut sorular belirleyici oluyor.
Çözüm arayışı: Tek bir “küresel kanun” yok, ama ortak araçlar var
Bu sorunu bir gecede çözecek “dünya internet fikri mülkiyet kanunu” maalesef yok. Yine de pratikte üç tür çözüm öne çıkıyor.
Birincisi, WIPO’nun internet ortamında marka korumasına dair yaklaşımında görülen “ticari etki” filtresi: Hangi ülkede etki varsa o ülke devreye girsin fikri, hem hak sahiplerini hem içerik sağlayıcıları koruyan bir denge arayışı gibi görünüyor.
İkincisi, teknik ve sözleşmesel tedbirler: Coğrafi gönderim kısıtları, ülke bazlı mağaza ayarları, para birimi/dil seçimi, hedef ülke reklamlarını kapatma gibi önlemler. Mahkemeler de çoğu zaman bu tür unsurları “hedefleme var mı?” analizinde dikkate alıyor.
Üçüncüsü, örnek vakaların gösterdiği sınır: Yahoo! benzeri içerik uyuşmazlıkları veya Google/Equustek gibi “küresel kaldırma emri” tartışmaları, bir ülkenin kararının başka bir ülkenin hukuk ilkeleriyle çatışabileceğini gösteriyor. Aynı şekilde Lifestyle v. Amazon gibi kararlar da, pazar yeri listelerinin “hangi ülkeye satış yapıyor” sorusunu artık daha somut ve ilan bazında incelediğini hatırlatıyor.
Bunu biraz açalım. Küresel internet-yerel hukuk çatışmasının klasik bir örneği, 2000’lerin başındaki Yahoo! davasıdır. Fransa’da Nazi objelerinin satışı yasa dışıdır. O dönemde Amerikan şirketi Yahoo’nun açık arttırma sitesinde Nazi hatıraları satılmaktaymış. Fransız mahkemesi, Yahoo’dan Fransız kullanıcıların bu içeriklere erişimini engellemesini istemiş; Yahoo başlangıçta buna direnmiş ve mesele ABD mahkemelerine taşınmış. ABD’de Yahoo, Fransız kararının ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu savunmuş ve Kaliforniya mahkemesi Fransız kararının ABD’de icra edilemeyeceğine karar vermiş. Bu vaka, içerik her yerde ulaşılabilirken hukukun değerlerinin farklı olması halinde çıkan sorunu gösteren bir örnek. Sonuçta Yahoo, coğrafi filtreleme yaparak Fransa’dan erişimi kısıtlamış.
Bir başka örnek ise Equustek olayıdır. Ticari sır ihlali bağlamında Equustek vakası Kanada ve ABD arasında bir yetki çatışması doğurur. Kanada’da bir şirket, rakibinin sırlarını çalıp internet üzerinden satış yaptığını iddia ederek Google’ın bu şirketin tüm dünyadaki arama sonuçlarından çıkarılmasını talep eder. Kanada Yüksek Mahkemesi, Google’a dünya çapında sonuçları kaldırma emri verir. Ancak Google, ABD’de açtığı davada, bu emrin ABD hukukuna (özellikle internet aracılarına sorumsuzluk sağlayan Section 230 kuralına ve ifade özgürlüğüne) aykırı olduğunu savunur ve ABD mahkemesi Google lehine bir ihtiyati tedbir vererek Kanada kararının ABD’de uygulanmasını engeller.
İhlal kararı verilen bir başka örnekte ise Lifestyle v. Amazon (İngiltere) karşı karşıya gelmişti. 2022’de sonuçlanan bu dava, İngiltere’de Amazon’un ABD sitesindeki (amazon.com) bir listelemenin İngiltere’deki bir marka hakkını ihlal edip etmediğine odaklandı. ABD’de satılan bir ürün, İngiltere’de aynı isimdeki markanın sahibini rahatsız etmiş. İlk derece mahkemesi Amazon’un İngiltere’yi hedeflemediğini kabul ederek ihlal yok demiş ancak temyizde Mahkeme, Amazon’un web sitesinin sadece ABD ile sınırlı olmadığını, ürün sayfalarında İngiltere’ye gönderim bilgisinin, £ (GBP) cinsinden fiyatlamanın yer aldığını tespit ederek bu unsurların İngiltere pazarını hedefleme anlamına geldiğini belirtmiş. Sonuçta Amazon’un ilgili listelemelerinin İngiltere’de marka ihlali oluşturduğuna karar verildi ve her bir ilan bazında değerlendirme yapılması gerektiği vurgulandı.
Örneklerden de anlaşıldığı gibi bu küresel internet yerel hukuk sorunu büyük ölçüde çözülmüş durumda. Çoğu durumda ticari sunumun hedeflediği kitle ya da sunumun yarattığı algı ve pratik ögeler bir hak ihlali olup olmadığını belirliyor. Bunu pratik olarak da görüyoruz. Satıcı örneğin bir ülkede riskli bir durumun varlığını tespit etmişse o ülkeye teslimat olmadığı uyarısını siteye ekleyebiliyor ya da eğer bunun koşulları var ise sitenin o dildeki yayınını kapatabiliyor.
Bizim bakımımızdan pratik bir uygulama; internet üzerinden yürüttüğümüz faaliyetin etki doğurduğu ya da hedeflediği ülkeleri dikkate almamız buralarda bir fikri hak sorunu olup olmadığını araştırmamız olabilir.

