Çalışma Alanım: Nihat Özdal

0
10

Çalışma Alanım projesinin yeni konuğu şair & küratör Nihat Özdal. Özdal’ın, William Saroyan’ın nalından “ölü gömme gelenekleri” koleksiyonuna, Matsuo Basho’nun ilk şiirini yazdığı odadan Kenya’dan gelen bakır bir küreye uzanan çalışma alanına konuk oluyoruz.

Halil Duranay: Siz kimsiniz, entelektüel uğraşlarınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Nihat Özdal: Ben bir golf oyuncusuyum. Entelektüel uğraşımın çerçevesi de bir parkurdur. Golf bir onur ve sportmenlik oyunu, kendine ceza çağrılan çok fazla oyun yok. Yaşam eldeki problemleri bir yana bırakıp susmayı gerektirir, rakibin vuruşu böyle bir sessizlik öğretir. Koca sahaların ortasında küçük bir topu ve durakları takip işi görsel olarak hedeflere ulaşmak için odaklanmayı gerektirir. Müzik dinleyerek de yol alınan bu oyun çoğu disiplinde dikkatini dağıtacak şeylerin de aslında konsantre olmak için ne kadar kıymetli olduklarının farkına varmanı sağlar. Zorlu parkurlar her zaman vardır, bunlar için sürekli strateji geliştirmek gerekir. Golf için içinde bulunulan an çok kıymetlidir ama her hamlenin bir geçmişi ve geleceği vardır. Sade bir oyundur, güzelliğin ve derinliğin bu sadelikte olduğunu anlatır. Günlük olanda boğulan sıradanlık yerine, sürekli kendini geliştirmeyi gerektiren bir mükemmellik arayışıdır. Resim, fotoğraf, heykel, edebi bir metin bir form arar, golfte bu form en iyi vuruşu yapmaya yönelir. Approach putt!

Halil Duranay: Çalışma alanınız gündelik hayatınızın ne kadarını kapsıyor?

Nihat Özdal: Çalışma alanınız gündelik hayatınızın ne kadarını kapsıyor?

Daha çok açık havada yaşayan biriyim. Nehre, göle, denize, çöle, kanyona, dağa, küçük otlara, bağlara, atlara karanlık çökmeye başlayınca kütüphaneme çekilirim. Kışları daha uzun geçiriyorum, yazları ise daha geç saatlere kadar buradayım. 

Halil Duranay: Çalışma alanınızı kendinizle nasıl ilişkilendiriyorsunuz ve bu alanı nasıl tanımlıyorsunuz?

Nihat Özdal: 10 yıl önce bir ev içinde oda olamayacağını anlayan bu alan bahçeden kırılan kaya parçalarına, pas biriktiren taşlar eklenerek bir yaşam alanına dönüştü. Taşlarının renklerini bile dizilimde hesap ederken pencere eklemeyi unuttuğum bir yer. Bu soruyu düşününce rüzgar almaktan korktuğumuzu fark ettim ikimizin de. 

Senaryo gereği bir yangında kül olan, okumak yazmak için sık vakit geçirdiğim bir gölevim de vardı. Bulutların sudaki yansımaları, akşam başlarken yükselen sırtlan seslerini anımsayınca orası bir çalışma alanı olarak bana daha yakındı. Mekanlar yanar, değişir, yıkılır ama mekanlarla kurulan bağlılık duygusu eskimez, özlenir sadece.

Halil Duranay: Çalışma alanınızı sizin için önemli kılan şey nedir?

Nihat Özdal: Masamda Kenya’dan bir bakır küre var. Dünya masamda duruyor, ben kendi dünyamda onu misafir ediyorum. İç içe geçen dünyalar. Suyun altında da çok vakit geçiren biri olarak orada aldığım derin nefeslerin benzerini burada alabiliyorum. Yaşamak, dünya, insan ilişkileri boğulmak gibi, derinlik ise bir mesafe koyuyor, bu mesafeyi çalışma alanıma girince de koyabiliyorum. 

Halil Duranay: Çalışma alanınız entelektüel üretiminizi nasıl tetikliyor?

Nihat Özdal: Derin soluk alabildiğimiz alanlar ve durumlar, yaratıcılığa da iyi geliyor. 

Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en tuhaf şey nedir, neden?

Nihat Özdal: Bu tuhaflık sorusu kime göre? Çalışma alanımda benim tuhaf bulduğum herhangi bir şey yok. Fakat ziyarete gelenler, “ölü gömme gelenekleri” koleksiyonumu tuhaf bulabiliyor. Bir ara masamda bir kavanozda akrep besliyordum, akrepler tuhaf canlılar bir iletişim yakalar mıyız diye nafile uğraştım, bu da tuhaf gelmiş olabilir. Kelebek ve antik koku şişeleri koleksiyonlarım da…

 

Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en havalı şey nedir, neden?

Nihat Özdal: Yıllar önce yeni bir müze için yolum Bitlis’e düşmüştü. Willam Saroyan’ın evini bulup müzeye dönüştürecektik. Fakat şehirde evin yerini bilen birini bile bulamadık. En yaklaştığımız sonuç sokağıydı. Arkamda belediye yetkilileri, müze için beraber çalışacağımız mimar ve tarihçi arkadaşlar, ben evi bulacağım deyip bir kabaltıdan dışarıyı izleyen yaşlı kadına burası Saroyan’ın evi değil mi, diye sordum. Evet bulmuştuk, evi gezmek için onay aldığımızda zemin katta, çok eski bir nal buldum. Saroyan’ın atının nalı, onun büyük yolculuğundan bu hatıra, benim kendi yolculuğuma karışan bir koşuyu çağrıştırıyor. 

Sanırım en havalı “şey” bu nal.

Halil Duranay: Çalışma alanınızda özel bir toteminiz var mı?

Nihat Özdal: Var. Paylaşamam. 

Halil Duranay: Çalışma alanınızda üretirken yinelediğiniz özel bir ritüeliniz var mı?

Nihat Özdal: Mevsimsel olarak, soğuklukları, tatları, renkleri ve bardak formları değişen ritüellerim var.

Halil Duranay: İmrendiğiniz, başka birine ait bir çalışma alanı var mı, varsa kimin ve neden?

Nihat Özdal: Çok gezen şairlerin yazdıklarını, yaşamlarını, bu haritaların, yolculukların etkilerini daha çok merak etmişimdir. Matsuo Basho da bu isimlerden. Onun ilk şiirini yazdığı odayı görünce çok etkilenmiştim. Bu etkilenme odanın sadeliği mi bilmiyorum ama belki kendim ile kurduğum ilişkide ilk şiirimi yazdığım evin, odanın, sokağın sular altında kaybolması.. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz