Çalışma Alanım söyleşileri Şair Halil Karapaşaoğlu ile devam ediyor. Karapaşaoğlu’nun yaratım sürecini ve çalışma alanı ile kurduğu ilişkisini dinlemek için kendi deyimiyle Yazı Odasına konuk oluyoruz…
Halil Duranay: Siz kimsiniz, entelektüel uğraşlarınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Halil Karapaşaoğlu: İsmim Halil Karapaşaoğlu. 1985 yılında küçük bir köyde doğdum. Uzun zamandır Lefkoşa’da yaşıyorum. Şiir, öykü, şiir eleştirisi alanında yazılar yazmaktayım. Uzun zaman Afrika Gazetesi’nde haftalık yazılar yazdım. “Acı Biberli Aşk” isminde bir şiir kitabı yayınladım. “Ahir Zaman Âlemi” isminde yeni şiir dosyam yayınlanmayı beklemekte… “Fanus” isminde bir roman üzerine çalışıyorum. “Robotların Bilim Kurgu Sinemasındaki Temsiliyeti” üzerine master tezimi yazıyorum.
Halil Duranay: Çalışma alanınız gündelik hayatınızın ne kadarını kapsıyor?
Halil Karapaşaoğlu: Çalışma alanımdan ziyade çalıştığım odaya “Yazı Odası” demeyi daha çok seviyorum. İşe gitmediğim, eşimle gezintilere çıkmadığım, televizyon izlemediğim, yapmak zorunda olmadığım işlerin dışında, zamanımı hep bu odada geçiriyorum. Bazı günler on saat oluyor bazı günler bir saat. Bazı günler içeri bile girmek istemiyorum. Ancak bu oda benim hayatım.
Halil Duranay: Çalışma alanınızı kendinizle nasıl ilişkilendiriyorsunuz ve bu alanı nasıl tanımlıyorsunuz?
Halil Karapaşaoğlu: “Yazı Odası” benim hayatım. Olmak istediğim, ondan kaçmak istediğim bazen onu yok etmek istediğim tek yer. Eskiden köyüm vardı. Köyüm artık yok! Şimdi “Yazı Odası” var. Yazı Odasının içinde sözcükler ve karakterler var. Benim varlığımın bir uzantısı…
Halil Duranay: Çalışma alanınızı sizin için önemli kılan şey nedir?
Halil Karapaşaoğlu: Yazı Odasını önemli kılan, yazabildiğim ve okuyabildiğim tek yer olmasıdır.

Halil Duranay: Çalışma alanınız entelektüel üretiminizi nasıl tetikliyor?
Halil Karapaşaoğlu: Yazı Odasının dışında başka hiçbir yerde yazı yazamıyorum. Yazmıyorum. Kitap sadece burada okuyabiliyorum. Dolayısıyla, yazı ve hayatla aramdaki bağ buradan somuta dökülüyor. Özellikle bugünlerde zamanın kaybolduğu bir kuyuya dönüşüyor.
Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en tuhaf şey nedir, neden?
Halil Karapaşaoğlu: Yazı Odasının içinde tuhaf olan bir objem yok ne yazık ki. Son iki yıldır, bütün gereksiz eşyalardan kurtulmaya çalışıyorum. Bir obje değil ama bu odada “Sokrates” isminde bir köpekle yaşıyorum. Benim için en tuhaf şey odada o uyurken onun horlamasını dinlemek.

Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en havalı şey nedir, neden?
Halil Karapaşaoğlu: Yazı Odamdaki en havalı şey sanırım yazı yazmak için oturduğumda geceleri baktığım manzara. Bu manzaranın içinde büyük bir hotel var. Tabelası ve duvarları sarı led ışıklarla aydınlatılmış. Bana distopik bir dünyada yaşadığımı anımsatıyor. Yazı Odamdaki en havalı şey bir hotel…

Halil Duranay: Çalışma alanınızda özel bir toteminiz var mı?
Halil Karapaşaoğlu: Yazı odasında bir toteme dönüşen tek şey yazı yazdığım masanın tozlu olmaması. O yüzden masanın yüzeyini her oturduğumda siliyorum. Önceleri böyle bir alışkanlığım yoktu. Tam aksine masamın üzerinde kullanmadığım kitaplar, not defterleri, küflenmeye başlamış kahve fincanın içindeki kahve telveleri ve bir zamanlar çok sevdiğim toz vardı. Şu an ise tozlu bir masada oturamıyorum. Yazı yazacağım masayı silmek totemime dönüştü diyebilirim.
Halil Duranay: Çalışma alanınızda üretirken yinelediğiniz özel bir ritüeliniz var mı?
Halil Karapaşaoğlu: Üretirken yaptığım herhangi özel bir ritüelim yok.
Halil Duranay: İmrendiğiniz başka birine ait bir çalışma alanı var mı varsa kimin ve neden?
Halil Karapaşaoğlu: İmrendiğim, başkasına ait bir çalışma alanı yok. Burada, bu evde olmaktan mutluyum…

