Yalanın Hızı, Gerçeğin Bedeli

0
0

Yalan neden hep bir adım önde?

Yalan söylemek birkaç saniye sürer, onu çürütmek saatler. Bir tartışma programında, bir sosyal medya akışında ya da aile mesajlaşma grubunda bu dengesizlik her gün yeniden yaşanıyor.

Tanıdık bir sahne: Biri tarih, sağlık ya da ekonomi üzerine art arda birkaç büyük iddia sıralar. Her biri tek cümledir. Karşısındaki kişi itiraz etmek ister ama nereden başlayacağını bilemez. İzleyiciye kalan izlenim ise basittir: Cevap veremediğine göre, demek ki o haklı.

Bu bir tesadüf değil, işleyişi bilinen bir mekanizma. Tartışma kuramı onu iki kavramla açıklıyor: Brandolini Yasası ve Gish Dörtnalı. Arkalarında da 1984 tarihli bir psikoloji deneyi duruyor.

Bu yazı o kavramları, işe yaradıkları psikolojik zemini ve gerçek hayattan örneklemleri ele alıyor. Son bölümde de asimetriye karşı neler yapılabileceğine bakıyor.

Brandolini Yasası: saçmalığın maliyet avantajı

Saçmalığı çürütmek için gereken enerji, onu üretmek için gerekenden bir mertebe, yani kabaca on kat daha fazladır. Bu cümle, İtalyan yazılımcı Alberto Brandolini’nin Ocak 2013’te paylaştığı bir gözlemdir. Literatürde “Brandolini Yasası” ya da “saçmalık asimetrisi ilkesi” olarak anılır.

Brandolini’nin bu fikre Daniel Kahneman’ın Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabını okurken vardığı aktarılır. Cümle asıl ününü 2014’te bir yazılım konferansındaki sunumunun fotoğrafı internette yayılınca kazandı. Yani bir bilim yasası değil, bir internet vecizesi. Ama işaret ettiği şey herkesin tanıdığı bir deneyim.

Asimetrinin birkaç kaynağı var:

  • Kanıt yükü: Bir şeyin doğru olabileceğini ima etmek kolaydır. Doğru olmadığını kesin biçimde göstermek ise kaynak, bağlam ve zaman ister.
  • Bağlamın uzunluğu: Yanlış iddia tek cümledir. Doğrusu ise çoğu zaman bir tarihçe, bir tablo ve birkaç “ama” gerektirir.
  • İlk sözcünün avantajı: İddiayı ilk ortaya atan, tartışmanın zeminini belirler. Karşı taraf artık onun çizdiği sahada oynar.

Filozof Harry Frankfurt da ünlü denemesinde “saçmalığı” yalandan ayırır. Yalancı gerçeği bilir ve gizler. Saçmalayan ise gerçekle hiç ilgilenmez, yalnızca etki bırakmak ister. Bu kayıtsızlık, üretimi neredeyse bedava hale getirir.

Gish Dörtnalı: iddia yağmuru

Brandolini Yasası bir maliyet farkını tarif eder. Gish Dörtnalı ise bu farkı bilinçli olarak silaha çeviren tekniktir. Kişi, karşısındakinin cevap verebileceğinden çok daha hızlı biçimde sayısız iddia, itiraz, benzetme ve yan argüman sıralar. Amaç ikna etmek değil, bunaltmaktır.

Terimi 1994’te antropolog Eugenie Scott ortaya attı. Scott, ABD’deki Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi’nin kurucu yöneticisiydi. Adı ise evrim karşıtı münazaralarıyla tanınan yaratılışçı biyokimyacı Duane Gish’ten geliyordu. Scott’a göre Gish, evrim teorisine saldırırken bu yöntemi sürekli kullanıyordu.

Tekniğin işleyişi basittir. Her iddianın söylenmesi birkaç saniye sürer. Çürütülmesi ise dakikalar alır. On iddia sıralayan biri, rakibine yalnızca bir ya da ikisini yanıtlayacak zaman bırakır. Cevapsız kalan sekiz iddia, izleyicinin zihninde “demek ki doğru” diye yer eder.

Televizyon tartışmaları bu teknik için biçilmiş kaftandır. Süre sınırlıdır, söz kesmek kaba görünür ve izleyici her iddiayı kontrol edecek durumda değildir. Brandolini Yasası’nın maliyet farkı burada en saf haliyle işler.

1984 deneyi: çok argüman, güçlü argüman sanılır

Gish Dörtnalı’nın neden işe yaradığının bilimsel bir açıklaması var. Sosyal psikologlar Richard Petty ve John Cacioppo, 1984’te yayımladıkları çalışmada üniversite öğrencilerine bir akademik politika değişikliğini savunan mesajlar dinletti. Mesajların hem argüman sayısını hem de argüman kalitesini değiştirdiler.

Sonuç çarpıcıydı. Konuyla kişisel bağı yüksek olan, yani dikkatle dinleyen öğrenciler argümanların kalitesine tepki verdi. Konuyla bağı düşük olan, dikkati dağınık öğrenciler ise argümanların sayısından etkilendi. Zayıf da olsa çok sayıda gerekçe, onları daha fazla ikna etti.

Petty ve Cacioppo bunu “ayrıntılı inceleme olasılığı modeli” ile açıklar. İkna iki yoldan gerçekleşir:

Merkezi yolda dinleyici ilgilidir, odaklıdır ve argümanın içeriğini tartar. Çevresel yolda ise dikkat dağınıktır. Kişi kaynağın güvenilirliği, konuşanın özgüveni ya da sayılan gerekçelerin çokluğu gibi kestirme ipuçlarına bakar.

Televizyon ve sosyal medya izleyicisi çoğu zaman ikinci gruptadır. Bir yandan telefona bakar, bir yandan yemek yer. Böyle bir izleyici için “bir sürü gerekçe sayıldı” izlenimi, “dava güçlü” sonucuna dönüşür. Hızlı konuşan ve çok sayıda gerekçe sıralayan biri, bu dikkatsizlikten doğrudan kazanç sağlar.

Örneklemler: asimetri iş başında

1. Ispanak ve kaybolan virgül

Ispanağın demir deposu olduğu inancı okul kitaplarından çizgi filmlere kadar uzanır. Bilim insanları bunun abartı olduğunu uzun zaman önce gösterdi. Asıl ilginç olan ise efsanenin “açıklamasının” da bir efsane çıkması.

Yıllarca anlatılan hikâye şuydu: 19. yüzyılda bir Alman kimyager ondalık virgülü yanlış yere koymuş, ıspanağın demir değeri on kat şişmiş. Bu anekdot, bilimsel hataların nasıl yayıldığına örnek olarak sayısız akademik yayına, ders kitabına ve konferansa girdi. Hatta yanlış bilgiyle mücadeleyi anlatan yayınlar bile onu kullandı.

2010’da İngiliz kriminolog Mike Sutton kaynağın peşine düştü ve böyle bir virgül hatasına dair hiçbir belge bulamadı. Hikâyenin izi, 1981’de bir tıp dergisinde yayımlanan ve dayanağı olmayan bir yazıya uzanıyordu. Sutton’a göre abartının asıl nedeni, kurutulmuş ıspanak için ölçülen değerlerin taze ıspanağa mal edilmesi gibi başka etkenlerdi.

Virgül hikâyesini anlatmak bir paragraf sürer. Onu çürütmek ise bir araştırmacının arşivlerde geçirdiği yıllar demekti. Üstelik düzeltme yayımlandıktan sonra da hikâye anlatılmaya devam etti. Brandolini Yasası’nın belki de en ironik yüzü bu: Çürütücüler bile bazen çürütülmeye muhtaç.

2. Aşı ve otizm efsanesi

Brandolini Yasası’nın en pahalı örneği belki de budur. 1998’de The Lancet dergisinde yayımlanan, yalnızca 12 çocuğa dayanan bir makale, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşısını otizmle ilişkilendirdi. Makale 2010’da geri çekildi, yazarı Andrew Wakefield’ın hekimlik lisansı iptal edildi.

Ama çürütme yıllar sürdü. Danimarka’da 2019’da yayımlanan ve 650 binden fazla çocuğu izleyen çalışma, bağlantı olmadığını bir kez daha gösterdi. 12 çocukla başlayan bir iddiaya yarım milyonu aşan çocukla cevap vermek gerekti. Efsane buna rağmen bugün hala dolaşımda.

3. Yalanın hızını ölçen araştırma

MIT’den Soroush Vosoughi, Deb Roy ve Sinan Aral, 2018’de Science dergisinde asimetriyi sayılarla ölçtü. 2006 ile 2017 arasında yaklaşık 3 milyon kişinin 4,5 milyon kezden fazla paylaştığı 126 bin habere baktılar. Doğruluk değerini altı bağımsız doğrulama kuruluşu belirledi.

Sonuçlar şöyle:

  • Yanlış haberlerin yeniden paylaşılma olasılığı doğrulara göre yüzde 70 daha yüksekti.
  • Doğru bir haberin 1.500 kişiye ulaşması yaklaşık altı kat daha uzun sürdü.
  • Fark en çok siyasi haberlerde görüldü.
  • Botlar çıkarıldığında da tablo değişmedi. Yalanı yayan, insanlardı.

Araştırmacıların açıklaması “yenilik”. Yanlış haber daha şaşırtıcıdır, şaşkınlık ve tiksinti uyandırır. Paylaşan kişi de kendini “herkesten önce bilen” gibi hisseder.

4. Mark Twain’in söylemediği söz

“Yalan dünyanın yarısını dolaşırken gerçek hala ayakkabılarını giyiyor” sözü sıkça Mark Twain’e mal edilir. Twain’in bunu söylediğine dair bir kayıt yok. Benzer düşüncenin bilinen erken bir biçimi, Jonathan Swift’in 1710’da yazdığı bir denemede geçer.

Twain’in gerçekten yazdığı ise başka bir şeydir. Otobiyografisinde insanlara bir yalanı inandırmanın ne kadar kolay, o işi geri almanın ne kadar zor olduğunu not eder. Yanlış atfedilmiş bu alıntının kendisi de yasanın canlı örneğidir. Hatalı versiyon her yerde, düzeltmesi ise dipnotlarda.

5. Yaratılışçılık münazaraları

Terimin doğduğu sahne de öğretici. Duane Gish, kalabalık salonlarda evrimci bilim insanlarıyla süreli münazaralara çıkıyordu. Bir fosil boşluğu, bir termodinamik itirazı, bir yanlış alıntı art arda sıralanıyordu. Karşı tarafın süresi ancak birkaçına yetiyordu.

Eugenie Scott, radyoda durumun farklı olduğunu fark etmişti. Orada Gish’i durdurup “Bir dakika, X doğruysa Y’yi beklemez miydik?” diye sorabiliyordu. Yani tekniğin gücü, karşı tarafın söz kesemediği formatlardan geliyordu.

6. Günlük hayattaki karşılığı

Aile mesajlaşma grubuna düşen zincir mesajı düşünün. Bir “uzman doktor”, beş maddelik bir sağlık uyarısı, sonunda “herkese yayın” notu. Yazması beş dakika, iletmesi bir saniye. Her maddeyi kaynaklarla çürütmek ise bir akşamınızı alır. Çoğu kişi uğraşmaz, mesaj da yoluna devam eder.

Aynı asimetri artık yeni bir boyut kazanıyor. Üretken yapay zekâ, inandırıcı görünen metin ve görsel üretmenin maliyetini neredeyse sıfıra indirdi. Çürütmenin maliyeti ise yerinde duruyor.

Asimetriye karşı ne yapılabilir?

Asimetriyi ortadan kaldırmak mümkün değil, ama daraltmak mümkün. İşe yarayan yöntemlerin ortak noktası, savaşı rakibin seçtiği sahada vermemek.

  1. En zayıf halkayı seç. İngiliz gazeteci Mehdi Hasan, tüm iddiaları yanıtlamaya çalışmak yerine en saçma olanını seçip onu tamamen dağıtmayı önerir. Bir iddianın çöküşü, diğerlerinin güvenilirliğini de sarsar.
  2. Konudan ayrılma. Rakip yeni iddialara sıçradığında peşinden gitme. Seçtiğin noktada ısrar et.
  3. Tekniğin adını koy. “Şu an yapılan şey bir iddia yağmuru” demek, izleyicinin dikkatini içerikten yönteme çeker. Adı bir kez konan teknik, bir daha kolay kolay işlemez.
  4. Kanıt yükünü geri ver. “Kaynağın ne?” sorusu, maliyeti iddiayı ortaya atana iade eder. Kanıtsız ileri sürülen, kanıtsız reddedilebilir.
  5. Önceden aşıla. Araştırmacıların “önden çürütme” dediği yaklaşım, insanlara manipülasyon tekniklerini önceden tanıtır. Tekniği tanıyan izleyici, dörtnalı bir sürat gösterisi olarak değil, bir numara olarak görür.
  6. Efsaneyi manşete taşıma. Tekrar edilen bilgi, yanlış olsa bile tanıdık ve dolayısıyla doğru gelir. Düzeltme yaparken önce doğruyu söyle, yanlışı ikinci planda an.

Bir de izleyiciye düşen görev var. 1984 deneyi, dikkatli dinleyicinin sayıya değil kaliteye baktığını gösteriyor. Yavaşlamak, merkezi yola geçmek demek.

Sonuç: hız bir argüman değildir

Hızlı konuşan çoğu zaman kazanan gibi görünür, ama bu haklı olduğu anlamına gelmez. Brandolini Yasası bunun neden mümkün olduğunu, Gish Dörtnalı nasıl yapıldığını, 1984 deneyi ise neden işe yaradığını anlatıyor.

Dolayısıyla bir tartışmada cevapsız kalan iddia sayısı, o iddiaların doğruluk derecesi hakkında hiçbir şey söylemez. Söylediği tek şey, çürütmenin zaman aldığıdır. Bir dahaki sefere biri size bir dakikada on gerekçe sıraladığında, sormaya değer: Bunlardan hangisi gerçekten ayakta duruyor?

Kaynaklar

Aşı ve otizm çalışmaları, Swift alıntısı ve önden çürütme araştırmalarına ilişkin bilgiler genel bilim kaydından aktarılmıştır, bu yazı için ayrıca kaynak sayfası açılmamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz