Takım elbiseli bilge: Leonard Cohen

0
43

Leonard Cohen, 1990’lı yılların ortalarına doğru eskisi gibi güçlü bağı olmayan müziğe ara verip, tam zamanlı Budist olarak yaşamaya karar verdiğinde, hayatının geri kalanında huzurlu ve sakin bir hayatın içinde olacağını düşünüyordu. Netice itibariyle müzikte hatırı sayılır bir başarısı ve geliri vardı. Birçok müzisyenin hayalini kuracağı hemen hemen tüm şeyleri yaşamıştı. Kendisini doğrudan Budizm’e adama fikri, hayatı boyunca kronik depresyon ve anksiyete ile boğuşan Cohen için görünürde en ideal emeklilik planı olarak görülüyordu. Lakin, işler pek de öyle denize çıkan yollarıyla kıyı kasabası huzuru imgesinde gitmedi. O sıralarda zorlu Zen eğitiminin içerisinde olan Cohen, bir sabah bankadaki tüm parasını kaybettiği haberiyle sarsıldı.

Böylesine büyük bir finansal krizin sebebi ise uzun yıllar Kanadalı müzisyenin idari menajerliğini üstlenen Kelley Lynch’ti. Lynch, ilerleyen yıllarda hapse girmesine neden olacak ve her daim Cohen’e attığı kazıkla anılacaktı. Menajer dolandırıcılık suçu işleyerek müzisyenin tüm servetini kaybetmesini yol açmıştı. İlk gençlik yıllarında Kanada’dan ayrılıp Hydra gibi küçük Yunan adasında yaşama kararı aldığından beri mütevazı bir hayat süren Cohen için servet kaybı travmatik olduğu kadar başa çıkabilir bir sorundu. Ekonomik zorlukla başa çıkabilmek, basit bir hayat sürmek onun gençlik zamanlarında edindiği bir deneyimdi.  Ama kâğıt üstünde işler öyle kolay gözükmüyordu. Cohen, Lynch yüzünden sadece tüm servetini kaybetmemiş aynı zamanda ödemesi gereken yüklü bir vergi borcuyla karşı karşıya kalmıştı. İroniyi her daim müziğinin temel parçalarından biri kılan, hayata karşı da bu duruşundan asla vazgeçemeyen Leonard Cohen, birden kötü, sevimsiz bir şakanın içerisinde kalmıştı. Kendisinin I’m Your Man isimli biyografisini yazan[1] Slyvie Simmons, o günleri şöyle özetliyor: “Bin küçük darbeyle yıkılmak diye buna denir. Depresyondan ancak ömrünün ilerleyen yıllarında kurtulup da hukuki ve mali evraklar edebiyetine mahkûm olmak, Leonard’ın ünlü kara mizahına bile taş çıkartacak türden kozmik bir şakaydı”.

Leonard Cohen, 70 yaşında beş parasız, ödemesi gereken yüklü bir vergi borcuyla kala kalmış Budist bir kesişti artık. 20’li yaşların başından beri çağdaş dünyanın tarif ettiği mesleklerinden birine de sahip değildi. Tek bildiği müzik ve edebiyattı. Ama uzun bir süre önce müziğe ara vermişti. Tekrardan sahnelere çıkmak, besteler yapmak için de doğum tarihi bakımından biraz yaşlı bulunuyordu. Kendisinin de bu konuda çekinceleri vardı. İşin açıkçası sahnelerden, başarısız olmaktan korkuyordu. Kayıp paranın geri kazanılması ise hukuki olarak oldukça karmaşık bir süreçti. Cohen için işler zorlu görünüyordu. Uzun yıllar Budist rahip Roshi’nin yanında eğitim gören Cohen, başkası için yıkıcı bir travma etkisi yaratacak bu olaya oldukça serinkanlı bir şekilde yaklaştı. Aldığı eğitimin en önemli derslerinden biri; herhangi ters olay karşısında asla şikayet etmemekti. Sıkıntının üzerine gitmek, onunla yüzleşmekti. Hayatta bildiği en şey müzikti, sahneye çıkıp karakteristik vokaliyle binlerce kişiye hikâyeler anlatmaktı. Aidiyet kurduğu, kendini adadığı tek şeydi belki de müzik ve edebiyat. Yine aynı şeyi yapabilirdi, yaşı sadece kâğıt üstünde ve yaş aralıklarına ön yargıyla yaklaşan insanlar için engeldi onun için değil. Hal böyle olunca, kaybettiği parayı az da olsa kazanabilmek ve borçlarını kapatabilmek için, İtalyan kesim takım elbiselerini ütüledi, ayakkabılarını boyadı, fötr şapkasını çıkardı ve tekrardan sahnelerinin yolunu tutmaya başladı.

Cohen’le yeniden tanışmak

Leonard Cohen, sahnelere yeniden dönme kararı verdiği dönemden karşısında, kuralları, şartları ve kültürel tanımı tamamen değişmiş bir müzik ortamı buldu. Üstelik uzun yıllardır sahneye çıkmayan, albüm yapmayan Leonard Cohen, genç nesil tarafından ne kadar biliniyordu? Müzik tarihinde ara verip, yeniden sahneye çıkan müzisyenlerin çuvallaması, biriktirdiği büyük kariyerleri yerle bir etmeleri de bilinen bir gerçekti. Cohen için bu durum böyle olmadı. Konserleri bir anda büyük ilgi görmeye başladı. Kendisi hakkında çekilen belgeseller, ödül törenleri, saygı albümleri, konserleriyle beraber Cohen bir anda milenyum sonrası dünyada tanınır hale geldi. Halleljuah gibi şarkıları defalarca başkaları tarafından yorumlandığında da ötürü, parçaları esas sahibinden duymak da genç nesil için ilgi çekici oluyordu.

Şık takım elbisesi, aynı şıklıktaki orkestrası, derinlikli sözleri ve müziğiyle sahnede bambaşka bir zamandan gelmiş gibi duruyorlardı. Herkesin birbirine benzediği, ışıltının, zarafetin pek olmadığı bir dünyada, Cohen zamanı bir yerde durdurmuş gibi görünüyordu. Her daim şık ve zarifti. Konser başlangıcında şapkasını kalbine koyması, konser bitiminde de benzer bir hareketle seyirciyi selamlaması, nüktedanlığı ve karakteristik vokaliyle genç nesille arasında güçlü bir bağ oluşmuştu. Onu eskilerden tanıyanlar için de sahnede eski bir tanıdık vardı. Dünya turnesi, saatler süren konserlerle birlikte Cohen, 70 yaşını aşmış olmasına rağmen olağanüstü bir performans sergiliyordu. Parça sololarında ufak danslar figürleri sergileyip, dizlerinin üzerine çökerek bazı şarkıları söylüyordu.

Zaman sahne sanatlarıyla uğraşanlar için büyük handikap hiç kuşkusuz. Emeklilik belki de bu yüzden onlar için büyük bir sorun ve yalnızlık hali. 2016 yılında kaybettiğimiz Leonard Cohen de, belki de hiç aklında yokken 70 yaşından sonra yeniden müziğe dönmek durumunda kalmış. Lakin bu zorunluluk bir noktadan sonra Cohen için yaşamındaki yeni, taze bir patika olmuş. Slyie Simmons, kitabında Cohen’in yaşlılığa bakışının içinde bir dinginlik ve uyum olduğunu söylüyor. Tüm bu uğultulu hayatın içerisinde sakinliği yakalayabilmek ve yola devam edebilmek için mütevazi uyum dengesini yakalayabilmek galiba. Sürekli hareket halinde olmak, zihni meşgul ederek, kavşaktan dönerek uzun yola devam etmek… Bir adım diğerine geldiğinde her zaman başka bir ihtimal doğar zaten. Cohen de hep böyle yapmaya çalışmış. Bir sabah uyandığında beş parasız ve müzik dünyasından kopmuş biri olarak, tekrardan doğrulabilmenin en önemli koşulu da kendini yaptığın işe adamak.

Cohen de zen eğitiminin de bir getirisi olarak, kendini doğrudan müziğe adayarak kendi tabiriyle işçiye dönüştürmüştü, kendisinin ifadesiyle: “Beni gerçekten dünya çapında çalışan bir işçi olarak yeniden konumlandırdı. Bu da çok tatmin verici bir duyguydu”.  Çalışmanın içinde olmak onun yaratıcı kanallarını da yeniden açmış. Bu dönemde Old Ideas ve You Want it Darker isimli iki de albüm çıkarmıştı.

Leonard Cohen, gerek şarkı sözleri, gerek hayata bakışı gerekse de müziği, dünyanın sırrını çözmüş, görmüş geçirmiş bir ifadesiyle aramızdan görkemli şekilde geçti. Şarkılarında, aşk, ölüm, hayal kırıklığı, varoluşsal sorunları irdeleyen, onlara bir yanıt aramak yerine anlamlandırmaya çalıştı. Ağır mevzuları aynı ağırlıkla yaklaşmadan onları birer kara mizaha dönüştürerek sırtımızdaki yükü azalttı belki de… Burada Ferrari’sini Satan Bilge ya da kişisel gelişim kitapları ucuzluğu yok, tam aksine tam aksine yaptığı işi, yaşamı ciddiye aldığı kadar uzay boşluğunda stresli bir şekilde dönüp duran mavi topun içinde kahrettiğimiz saçmalıklara ironiye yaklaşan bir bilgelikti onun ki… Leonard Cohen, takım elbiseli bilge, mahallenin en şık abisi, şarkılarıyla bizlere yol göstermeye devam ediyor. 

Kaynak: Sylvie Simmons – I’m Your Man, Leonard Cohen, Kara Plak, Çev: Duygu Akın


[1] Kitap, 2016 yılında Kara Plak Yayınları’ndan Duygu Akın çevirisiyle yayımlanmıştı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz