Hiç Var Olmamış Bir Hollandalı

0
15

Zbigniew Preisner ve Krzysztof Kieślowski’nin on bir yılı

1980’lerin sonunda Paris’teki yayıncılara ve ansiklopedi editörlerine tuhaf fakslar gitmeye başladı. Soru hep aynıydı: Bu Van den Budenmayer denen on sekizinci yüzyıl Hollandalı bestecisini nereden buldunuz, eserlerine nereden ulaşabiliriz?

Cevap basitti. Böyle bir besteci hiç yaşamadı. Onu bir yönetmen ile bir besteci, bir film sahnesini doldurmak için uydurmuştu.

Kraków: Müziğe geç gelen adam

Zbigniew Preisner, 1955’te Polonya’nın Bielsko-Biała kentinde Zbigniew Antoni Kowalski adıyla doğdu. Konservatuvara hiç gitmedi. Kraków’daki Jagiellonian Üniversitesi’nde felsefe ve tarih okudu.

Besteciliği yirmili yaşlarında, kendi kendine öğrendi. Yöntemi neredeyse ters mühendislikti: plak alıyor, dinlediğini parçalarına ayırıyor, nasıl yazıldığını çözmeye çalışıyordu. Kraków’un efsanevi kabaresi Piwnica pod Baranami’de çalışarak sahne müziğinin pratiğini öğrendi.

Bu akademik olmayan geçmiş, sonradan onun en belirgin özelliği haline geldi. Preisner hiçbir zaman bir orkestratör gibi düşünmedi. Her zaman bir melodi ve onu taşıyan tek bir ses arıyordu.

1981: Tanışma

İkisi, Antoni Krauze’nin Prognoza pogody filmi üzerinde çalışırken tanıştı. Kieślowski o sırada belgeselden kurmacaya geçiş yapıyordu ve müziğe karşı kronik bir güvensizliği vardı. Müziğin filmi duygusal olarak kayırmasından, seyirciye ne hissedeceğini söylemesinden hoşlanmıyordu.

Preisner’ın yaptığı tam tersiydi. Az nota yazıyordu, az çalgı kullanıyordu, çoğu zaman sessizliği müzikten daha uzun tutuyordu. Kieślowski’nin aradığı kişi buydu.

1985: Bez końca ve ortaklığın başlangıcı

Kieślowski’nin sıkıyönetim dönemi Polonya’sında geçen filmi Bez końca (Son Yok), Preisner’ın yönetmen için yazdığı ilk partisyondu. Film Polonya’da hem iktidardan hem muhalefetten tepki aldı; kimse onda kendi tarafını bulamadı.

Ama müzik açısından önemli bir şey oldu. Hikâye bir ölünün geride kalanlar arasında dolaşması üzerine kuruluydu ve Preisner’ın müziği de tam olarak bunu yapıyordu: görünmeden var olmak. Yaylıların ağırbaşlı, neredeyse mezar taşı gibi duran yürüyüşü, Kieślowski’ye müziğin bir süsleme değil, bir karakter olabileceğini gösterdi.

1988: Dekalog ve bir bestecinin icadı

On bölümlük Dekalog, ortaklığın gerçek laboratuvarıydı. Varşova’da aynı toplu konut bloğunda geçen on ayrı ahlaki hikâye, Preisner’ı on ayrı küçük dünya için yazmaya zorladı. Her bölüm için ayrı bir renk, her renk için minimum sayıda nota.

Van den Budenmayer da burada doğdu.

Dokuzuncu bölümde Kieślowski bir sahnede Mahler kullanmak istiyordu. Kadın oturma odasında müzik dinler, kocası ne dinlediğini sorar. Mahler yerine Preisner’ın bestesini kullanmaya karar verdiklerinde, karaktere söyletecek bir isim gerekti. İkisi daha önce Hollanda’da bir belgesel çekmişti ve ikisi de o ülkeyi seviyordu. Kadın “Budenmayer” diye cevap verdi.

Birkaç ay sonra faksları gelmeye başladı. Bir ansiklopedi, bestecinin maddesini yayımlamayı teklif etti.

Şaka burada bırakılabilirdi. Bırakılmadı. Van den Budenmayer 1755 ile 1803 arasında yaşamış bir Hollandalı olarak kataloglandı, eserlerine numara verildi, sonraki filmlerde yeniden ortaya çıktı. Preisner için bu bir oyundan fazlasıydı: kendi üslubundan kopmadan daha eski bir dile, Beethoven ve Mahler öncesi bir ağırlığa geçmesini sağlayan bir maskeydi.

Aynı yıl Dekalog‘un iki bölümünden türeyen Öldürme Üzerine Kısa Bir Film ve Sevgi Üzerine Kısa Bir Film sinema salonlarına çıktı. İlkinin müziği, Polonya’daki idam cezası tartışmasını tek başına değiştirdiği söylenen o boğucu sarı ışıklı filmin altında neredeyse hiç duyulmaz. Tam da bu yüzden işe yarar.

1991: Veronika’nın İkili Yaşamı

Ortaklığın kırılma noktası burasıdır. Çünkü bu filmde müzik artık altta değil, konunun tam ortasındadır.

Weronika Polonya’da bir soprano olarak seçmeyi kazanır ve bir konçerto söylerken sahnede ölür. Paris’teki Véronique, hiç tanımadığı bu kadının ölümünü açıklanamaz biçimde içinde hisseder ve şarkı söylemeyi bırakır. İkisini birbirine bağlayan tek somut nesne, Van den Budenmayer imzalı bir partisyondur.

Preisner’ın yazdığı “Mi minör Konçerto” için seçtiği metin Dante’nin İlahi Komedya‘sından, Cennet bölümünden alınmış İtalyanca dizelerdi. Elżbieta Towarnicka’nın söylediği o yükselen soprano hattı, filmin hem açılışı hem ölümü hem de hafızasıdır.

Burada uydurma besteci bir şakadan çıkıp anlatının taşıyıcısı haline geldi. Kieślowski’nin bütün sinemasının meselesi olan şey, yani birbirinden habersiz hayatların görünmez bağlantısı, somut bir nesneye indirgenmişti: bir nota kâğıdı.

1993 – 1994: Üç Renk

Üçlemenin ilk filmi Mavi, müziğin anlatıyla en çok iç içe geçtiği Kieślowski filmidir.

Julie, bir trafik kazasında kocasını ve kızını kaybeder. Kocası ünlü bir bestecidir ve ölümünde Avrupa’nın birleşmesi için yazılmış tamamlanmamış bir eser bırakmıştır. Julie geçmişini silmeye çalışırken müzik peşini bırakmaz. Film boyunca nota satırları ekranda belirir, çalınır, kesilir, yeniden başlar. Yas, bir partisyonun tamamlanması olarak anlatılır.

Preisner’ın “Avrupa’nın Birleşmesi İçin Şarkı” adlı bu finali, Korintoslulara Birinci Mektup’un on üçüncü bölümünden, Yunanca aslından alınmış bir metin üzerine kuruludur: sevgi üzerine o meşhur pasaj. İçinde Van den Budenmayer’in cenaze müziğinden bir tema da geçer.

Çalışma yöntemi de burada tersine döndü. Alışılmış düzende besteci kurguyu izler ve müziği sonradan yazar. Mavi‘de müziğin önemli bölümü çekimden önce yazıldı ve sette çalındı. Oyuncu müziğe tepki verdi, kamera müziğe göre hareket etti, kurgu müziğin nefesine uyduruldu. Film müziğe eşlik etmedi, film müzikten doğdu.

Beyaz, üçlemenin en tuhaf partisyonu. Komedi tonundaki bu intikam hikâyesi için Preisner, Polonya tango ve kabare geleneğine döndü. Hafif, biraz alaycı, ucuz bir dans salonundan duyuluyormuş gibi.

Kırmızı ise ortaklığın kapanışı. Preisner’ın bolero ritmindeki ana teması, kaderin ağır ağır dönen çarkı gibi filmin altında ilerler. Van den Budenmayer son kez burada görünür, bir plakçı dükkânında.

Kieślowski Kırmızı‘yı Cannes’da gösterdikten sonra sinemayı bıraktığını açıkladı. Elli iki yaşındaydı.

1996: Son

13 Mart 1996’da, bir kalp ameliyatının ardından, elli dört yaşında öldü.

Ölümünden önce Krzysztof Piesiewicz ile birlikte yeni bir üçlemenin senaryolarını yazmaya başlamıştı: Cennet, Cehennem, Araf. Hiçbirini çekemedi. Senaryolar sonradan başka yönetmenlere geçti ama Kieślowski ile Preisner’ın birlikte kuracağı o üçüncü yapı hiç var olmadı.

1998: Requiem for My Friend

Preisner’ın film dışında yazdığı ilk büyük ölçekli eser, aslında Kieślowski ve Piesiewicz ile birlikte planlanan bir projeydi. Yönetmenin ölümünden sonra bir anma eserine dönüştü.

İki bölümlük yapı dikkat çekici. Birinci bölüm Requiem, geleneksel ayin metinlerini izler. İkinci bölüm Life ise bir ağıt değil, bir devam etme çabasıdır. 1998’de kaydedildi, Londra prömiyeri 1999 Mart’ında Royal Festival Hall’da yapıldı.

Preisner, bütün külliyatı içinde en çok hangi eserine bağlı olduğu sorulduğunda hep bu eseri işaret etti.

Yıllar sonra, Requiem‘in “Lacrimosa” bölümü Terrence Malick’in The Tree of Life filminde kullanıldı ve Preisner’ın müziği, hiç tanımadığı bir yönetmenin elinde yeniden aynı işi gördü: yas ile ışığı aynı anda taşımak.

Sonrası

Preisner, Kieślowski olmadan da çalışmaya devam etti. Agnieszka Holland ile Europa Europa, Olivier Olivier ve Gizli Bahçe, Louis Malle ile Damage önemli işleri arasında. Fransız Sinema Akademisi’nin César ödülünü iki kez kazandı, 1995’te Kırmızı ve 1996’da Jean Becker’in Élisa filmiyle. 1997’de Berlin’den Gümüş Ayı aldı. Los Angeles eleştirmenleri onu 1990’ların başında üst üste üç yıl andı.

2007’de Eyüp Kitabı metinleri üzerine kurulu Silence, Night and Dreams‘i yazdı.

Ama bir masterclass’ta söylediği cümle, kariyerinin asıl özeti: Kieślowski muhtemelen hayatım boyunca peşimi bırakmayacak.

Neden bu kadar az notayla bu kadar çok şey

İkilinin yöntemini birkaç ilkeye indirmek mümkün.

Az malzeme. Preisner çoğu zaman bir melodi, bir yaylı grubu, bir flüt ve bir insan sesiyle çalıştı. Büyük orkestra tınısı kullandığı anlar, filmde bir şeyin kırıldığı anlardır.

Müzik bilgi verir. Kieślowski filmlerinde müzik duyguyu süslemez, olay örgüsüne bilgi taşır. Bir temanın geri dönmesi, seyirciye bir karakterin hatırladığını söyler.

Sahte besteci, gerçek işlev. Van den Budenmayer uydurma bir isim olarak başladı ama filmler arasında dolaşan tek ortak nesne haline geldi. Kieślowski’nin evreninde bağlantılar hep tesadüf gibi görünür ve hep tesadüften fazlasıdır.

Sessizliğe saygı. İkisinin de en güçlü aracı, müziğin olmadığı yerdi. Preisner’ın bir temayı tam duyulacakken kesmesi, Kieślowski’nin bir yüzü tam anlaşılacakken kesmesiyle aynı şeydir.

Kapanış

On bir yıl, yedi uzun metraj ve on bölümlük bir televizyon dizisi. Bir besteci ve bir yönetmen, birbirinin işini kendi işinin içine o kadar derin gömdüler ki ikisini ayırmak artık mümkün değil.

Geriye kalan en kalıcı şey ise hiç var olmamış bir Hollandalı. 1755 doğumlu, 1803 ölümlü, eserleri numaralandırılmış, ansiklopedi başvuruları almış, tek bir notası bile on sekizinci yüzyılda yazılmamış bir besteci. Belki de iki adamın ortaklığını en iyi anlatan şey bu: gerçeği, uydurmanın en ikna edici haliyle kurmak.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz