Neden Bay Anderson?

0
6

Matrix filmini hatırlarsın herhalde Muzaffer Abi. Hani dünyanın bildiğimiz dünya olmadığı, yapay zeka tarafından köleleştirilmiş insanların devasa bir simülasyonun içinde yaşadığını anlatan film.

Ne gösteriydi ama? Senaryo, görsel efektler, oyunculuk… Seni bilmem ama bana göre dört dörtlük bir işti.

“Hatırlamaz mıyım? Tüm bölümlerini izlemiştim. Hatta bazı bölümlerini birkaç kez… Doğrusu felsefi bir derinlik taşıyordu…”

“Ajan Smith ile Neo’nun sağlam bir dövüş sahnesi vardı. Serinin ikinci filmi olabilir. Onu da hatırlarsın eminim. Beni en çok orada geçen konuşmalar etkilemişti. Belki de en can alıcı yeri o kısmıydı…”

“Ajan Smith’i her izleyişimde aklıma nedense ‘Siyah Giyen Adamlar’ filmi geliyor. Oradaki siyah takımlılarda gizli devlet teşkilatı temsilcileriydi… Bana göre soğuk savaş dönemi sonrasında yapılmış en ironik filmlerden. Sovyetler dağılmış ya herkes olağan şüpheli… Ah şu derin Hollywood…”

“Bak bunu hiç düşünmemiştim… Filmlerde ajan temsili deyince sanırım akla hep bu tarz karakterler geliyor… Ajan Smith aslında kendisi gibi sistemin koruyucusu olan milyonlarca kopyadan biri. Matrix düzeninin…

Kavga esnasında defalarca yere serilmesine rağmen inatla ayağa kalkan ve dövüşmeye devam eden Neo’ya tokat gibi bir konuşma yapmıştı. Yani tokat bizeydi tabi ona değil… Bu arada Neo ismini de tesadüf algılama ha. Anlamı var. “Yeni”, “yenilenmiş” demek Yunancada… Biliyorsun Neo kurtarıcı olan “seçilmiş kişi”yi temsil ediliyordu filmde. Dur şu sahnede geçen konuşmanın tam metnini bulayım Google’da… Hah, işte tamam buldum. İyi dinle, okuyorum…

‘Neden Bay Anderson, neden? Neden, neden?… Bunu neden yapıyorsun? Neden ayağa kalkıyorsun? Neden dövüşmeye devam ediyorsun?… Varlığını devam ettirmekten öte başka bir şey için mi savaştığına inanıyorsun? Bana bunun ne olduğunu söyleyebilir misin? Bu özgürlük mü, yoksa doğruluk mu, belki de barıştır ha, sevgi olabilir mi?

Yanılsamalar Bay Anderson, algılama da aldanmalar… Herhangi bir anlamı ya da amacı olmayan bir var oluşu ümitsizce haklı göstermeye uğraşan zayıf bir insan zekasının ürettiği geçici kuruntular. Ve bunların hepsi de Matrix kadar yapay. Zaten sevgi gibi zavallı kavramı insan zekası icat edebilirdi. Bunu görebilirsin Bay Anderson. Artık bunu anlaman gerek, kazanamazsın. Amaçsızca dövüşmeye devam etmenin bir anlamı yok.

Neden Bay Anderson neden, neden direniyorsun?’

“Anlayana çok şey ifade eder bu replikler…”

“Değil mi? İradeyi kırmak için nasıl da akıl karıştırıcı sözler döktürmüş? Sevgi, özgürlük, barış ve adalet gibi kavramların hepsi insan zekasının ürettiği geçici illüzyonlar… Yani insani olan ne varsa zayıf bir insan zekasının ürettiği kuruntulardan ibaret… Bunlar için dövüşmeye değer mi?.. Teslim ol düzene… Neden savunuyorsun ormanları ağaçları, gökyüzündeki kuşları, sokaktaki köpekleri zayıf olan canlıları, betona teslim etmemek için altı üstü bir parkı… Neden sevgi diliyle çözmeye çalışıyorsun dünyadaki sorunları? Ha neden? Neden mesela oturup eşitsiz dünyayı dert ediniyorsun? Çocuk işçileri düşünüyorsun durup dururken, barıştan bahsediyorsun? Sana ne özgürlükten? Hem o da ne?..

Bak burada Ajan Smith Neo’ya hep ‘Bay Anderson’ diyor. Dikkatini çekti mi?”

“O kadar izledim, hiç fark etmemişim.”

“Al sana bir metafor daha. Neo aslında Bay Anderson’un Matrix içinde uyanış öncesi kullandığı isim. Uykudaki haliyle yani Matrix dünyasında kabul edilen haliyle kullandığı isim ise ‘Anderson’. Yaşadığı hayata, topluma dair bir şeyleri sorgulamaya başlayınca ve Matrix’in kurallarını kavrayınca ismini değiştiriyor.

Ama Ajan Smith film boyunca ona hep ‘Bay Anderson’ diyor. Çünkü ‘Bay Anderson’, onun köleleştirilmiş, sisteme bağlı olan sıradan insan kimliği. Smith, bu hitapla Neo’ya sürekli şunu hatırlatmaya çalışıyor: ‘Sen ne yaparsan yap, hala benim sistemimin içindeki bir ayrıntısın ve bu anlamsız.’

Yani Muzaffer Abi, Neo her şeye karşın tekrar tekrar ayağa kalkıyor. Sistemin kölesi olmak yerine kendi yolunu çizmek ve bir seçeneğinin olduğunu göstermek istiyor.”

“Evet, iyi hatırlıyorum. Orada verdiği yanıt çok iyiydi gerçekten. Hala aklımda… ‘Çünkü bu benim seçimim’ demişti.”

“Hah işte şimdi beni anlıyorsundur artık. Bana da neden diye soruyorsun ya devamlı… Neden onca fırsatın varken böyle yollar seçtin diyorsun ya hep… İşte olay bu. Çünkü bu da benim seçimim… Ne yapıyorsun öyle?”

“Kaşığı düşüncelerimle bükebilir miyim diye bakıyorum.”

“İlahi Muzaffer Abi. Şu hayatta bükebileceğimiz bir şeyler var elbet. Ama çay kaşığı değil. Mesela kapitalizmin yarattığı sistemi, sömürü egemenlerinin dayattığı düzeni bükebiliriz…”

“Biz Matrix içinde yaşamıyoruz ama, gerçekliğimiz farklı…”

“Öyle mi sanıyorsun… Sence ipler kimin elinde, koca dünya hangi egemen anlayışın esaretinde dönüyor? Herkesin birbirine benzediği ‘Ajan Smith’ler aramızda değil mi diyorsun? Muzaffer abi, ben toplumun oldukça alt kesimlerinden, sıradan insanların yoksul dünyasından geldim. Sen de öyle. Zaten beni bu yüzden anlıyorsun. Bu dünyada herkesin herkesi anlaması mümkün değilse eğer bunun sebebi çok açık. Zira zihnimizde yarattığımız anlamları üreten kaynaklar farklı. Kimi egemen düzenin anlatıları içinde uykusuna devam ediyor kimi de Matrix’in farkında, uyanıyor. Kimi farkında ama direnci kalmamış kimi düşüncelerine yabancılaşmış…

Eh sömürü düzeni için uyuyanlara da ihtiyaç var neticede. Anlıyor musun beni? Zihinleri kontrol altında tutan kitle iletişim endüstrisi ne işe yarıyor sanıyorsun? O alt sınıf insanların belleklerinin nasıl işgal edildiğini görerek geçti hayatım. Sorgusuz sualsiz inanılan bir toplum düzeni, adeta tapınılan kalıp değerler içinde; onun üzerinde kurulu devlet araçları tarafından format atılmış hayatların nasıl savrulduğuna tanık oldum. Güçsüz, adeta köleleştirilmiş insanların sisteme inanmaları, hipnotik bir yaşam içinde kalmaları için büyük algı dişlilerinin nasıl çalıştığını biliyorum. Herkesin ipleri var emin ol ama herkes farkında değil, o kadar…

Bu bir deneyim Muzaffer Abi. İçinden geçtiğim bir deneyim… Emeğin, halkın alın terinin gündelik hayatın pratikleri içinde birtakım zümrelerin çıkarına göre nasıl evrildiğine; bir politikacının iki dudağı arasında, bir bürokratın imza kaleminde, bir muhtarın kaşesinde, bir okulun kara tahtasında, bir iş adamının kasasında, bir polisin copunda, bir mahkemenin kürsüsünde, bir bakkalın terazisinde nasıl uygulandığına şahit oldum. Kapitalizmin yarattığı sınıflı toplum düzeni içinde, hiyerarşinin insanlara adeta benimsetilip olağan hale getirilerek uygulandığı ilişkileri deneyimledim. Hani ‘altta kalanın canı çıksın’ derler ya, işte bunu yaşayarak öğrendim.

‘Kazanmak için her yol mübahtır’ anlayışının her gün ekildiği, olağanlaştırıldığı kitlelerin egemen düzenin temsilleri tarafından tüketim hazzıyla nasıl uyuşturulduğunu biliyorum. İşte Muzaffer Abi bütün bunları bilip de öylece hiçbir şey yapmamak, en azından konuşmamak, yazmamak kendime ihanet gibi geliyor. Devlet denilen yapının bir takım egemen sınıfların çıkarları için kurumlarıyla, yasalarıyla, yönetmelikleriyle, en alt kademeden üst düzey yöneticilerine kadar tüm memurlarıyla bilerek ya da bilmeksizin sömürü düzenine yani efendilere nasıl hizmet ettiğini görmüyor musun?

Şimdi sana soruyorum, bunca şeyi zihninde taşıyan bir insan ne yapmalı?

“İçimi kararttın paşam. Tamam seni anlamıyor değilim. Ama sen üniversitede edindiğin kariyerinle çok farklı şeyler yapabilirdin, ne bileyim ortama ayak uydurabilir, bir fırsata çevirebilirdin. Yapanlara bakınca…”

“Bir fırsat… Hım… Hiç fena fikir değil… Peki çevirmediğimi mi düşünüyorsun?.. Ha anladım. Maddi kazanımlar, daha önemli şöhret basamakları falan… Bazen saf olduğunu düşünüyorum biliyor musun? Üniversiteler de bu düzenin bir parçası olarak işlemiyor mu sanıyorsun? Ana akım düşünceler, iktidarın ve egemen sınıfın düşünceleri nerede üretiliyor, nerede satılıyor? Yalnızca üniversiteler mi? Camiler, okullar, müzikler, kitaplar… Bunlar hep egemen sınıfın çıkarları için çalışan ideolojik aygıtlar. Algının dağıtım araçları… Böylesi bir Matrix içinde onu yıkabilecek düşünceleri ortaya koymak kolay mı sanıyorsun? Ajan Smith’ler uyuyor mudur sence?”

“Ne olacak peki? Böylesi devasa bir simülasyon içindeysek eğer neyi değiştirebilirsin?”

“Sence neyi olabilir?”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz