Can Öktemer

0
200

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Bir bibliyoman mısınız yoksa iyi bir okur musunuz? Bu e-postayı aldıysanız zaten sizi iyi bir okur olarak kabul etmişiz demektir 🙂 Bu iki kavramı nasıl tanımlarsınız?

Can Öktemer: Kendimi bibliyoman olarak tanımlayamam sanırım. Tuhaf isimli, tuhaf yazarlara zaafım var ama. Şehirlerarasında yol üstü dinleme tesislerinde rastgele sıralanmış kitapları da incelemeyi severim. Bir de süpermarketlerdeki 100 sayfalık Dostoyevski, Tolstoy çevirilerine göz gezdiririm. Suç ve Ceza’nın hangi kısımları nasıl atılmış diye düşünürüm. Bu kitaplar, bilinen bir şaka olarak Titanik’i korsan CD’den izleyip filmin sonunda Titanik’in batmaması gibi bir şey uyandırıyor bende.

Bunun dışında haftanın belirli günlerinde mutlaka kitapçıları gezerim. Yeni çıkan raflara göz atarım. Dünya edebiyatı bölümünde yönsüz keşiflere çıkarım. Bir de Ankaralı olma avantajım var çünkü burada dünyanın en güzel bekleme noktalarından biri olan Dost Kitapevi var. Buluşmaya vaktinde gelmeyen arkadaşını dışarıda salak gibi beklemek yerine Dost’un içinde dolaşma şansım oluyor.

Kendime iyi bir okur diyemem ama iyi bir okuyucu olmaya çalışıyorum. Belirli türlere yapışık kalmamaya yeni türler, şeyler keşfetmeyi seviyorum. Edebiyat ağırlıklı bir okuma yönelimim var. İyi ve sürükleyici bir hikayeyle karşılaşınca dünyayla irtibatımı hemen kesiyorum. Bu iyi bir his. Her ne kadar edebiyat ağırlıklı okumalar yapıyor olsam da akademik çalışmalara, deneme türünde çıkan eserlere de ilgi gösteriyorum. Özellikle iyi akademik metinler feci ufkumu açıyor.

İyi okur ve bibliyoman arasındaki farklı ilgili şunu söyleyebilirim; çok sayıda kitap okumanın ya da yıllık şu kadar skor kitap okudum oburluğu insanı yanlış ve eksik okumalara yönlendirebilir. Aynı şekilde sürekli kitap alıp onları bir kenarda takıntısı da… Üstelik varoluşumuz unutmaya teşne. Okuduklarımızı hızla unutuyoruz; bu melankolik bir vaziyet. Frene basıp, kitabın tadını çıkarmak daha doğru gibi geliyor bana. Spinoza’nın bugün gülünç sayılabilecek sayıda kitabın sıralandığı bir kütüphaneye sahip olduğunu ve elindeki kısıtlı malzemeden Ethica gibi bir eser çıkardığını hatırlatayım.

Aşırı yorum pahasına şu gözlememi paylaşmak isterim; 1980’li yılların sonlarından itibaren oturtulmaya çalışılan ekonomi-politik insanları sürekli rakam ve başarı odaklı, neyi ne kadar yaptıklarının dökümünü yaptıracak bir şeye dönüştürdü. Bunun edebiyat veya kitap dünyasındaki karşılığı da okuma alışkanlığını skora ve yıllık bilançoya indirmek oldu. Geçenlerde kitap kargosu açıp ekrana aldıklarını gösteren bir YouTube videosuna denk geldim. Ekrana tutulan kitaplarla ilgili tek bilgi fiyatları ve ne kadar indirimde olduğuyla alakalıydı. Dolayısıyla burada ne kadar nitelikli ve özümsenmiş bir kitap okuma deneyiminden söz edebiliriz, bilemiyorum.  Üstelik Twitter vs. platformlarından görebildiğimiz gibi çok kitap satın almaktan ziyade okuduğunu anlamak daha büyük marifet.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Sahip olduğunuz kitaplar sizin için bir kitaplık mı yoksa bir kütüphane mi? Ayrımı nerede koyuyorsunuz? Yaklaşık kaç adet kitabınız var?

Can Öktemer: Kütüphane ve kitaplık arasında bir yerde duran bir kütüphaneye sahibim. Ne kadar kitaba sahip olduğumu bilmiyorum ama şöyle genişçe bakınca fena durum yok gibi görünüyor. Kültürel sermaye aktarımı konusunda biraz problemli bir ülkeyiz bence. Türkiye’de az sayıda insanın ailesinden kitaplar, kütüphaneler kalıyor. Dolayısıyla nitelikli kütüphaneye sahip çok az bir kesim var. (Pierre Bourdieu’nun Ayrım’da tarifini çizmeye çalıştığı burjuva tipini hatırlayalım.) Meşhur zengin bir ailenin bilmem kaç kuşak sonrası torunlarından biri son okuduğu kitap olarak İlber Ortaylı’nın adını vermişti. Bu tercih bile aslında çok şey söylüyor. Yani Ortaylı’yı okumaktan ziyade elinde onun kitabının olmasının verdiği garanticilik var burada. Rafine bir zevkten söz edemeyiz sanki.

Büyük maddi olanaklara veya mirasa sahip olmayan bireyler iyi bir kütüphaneye sahip olmak için çok çalışıyorlar. Fedakârlık yapmak durumunda kalıyorlar. Üstelik döviz meselesi yüzünden yabancı dilde kitap edinmek de giderek zorlaşıyor. Eskiden yurtdışından iyi kötü kitap alabilenler şanslılar. Şimdi her şey uzak ihtimal. Halen kütüphanemi kütüphane yapmak için çaba sarf ediyorum. Yolum uzun ama olsun. En azından Emekliliğimde fena olmayan bir kütüphane sahibi olmak hayallerimden biri.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Okumaya ve kitaplara ilginizi gerçek anlamda etkileyen biri ya da birileri oldu mu?

Can Öktemer: Ailem bu konuda hep destekledi. Dayımın kütüphanesi de oldukça zengin. Onun kütüphanesinden çok isim öğrendim, okudum. Okuma alışkanlığım Vivet Kanetti’nin çevirdiği Le Petit Nicolas (Küçük Pıtırcık) serisiyle oldu diyebilirim. Rene Goscinny, Jean – Jacques Sempe’nin yarattığı muazzam dünya ve mizahının halen bile eşi benzeri yok bence. Onun dışında Aziz Nesin serileri de aynı şekilde okuma devimini yaratmıştır. Bir ismi daha söylemezsem olmaz: Orta okul yıllarında isyanla, cahilliği karıştırdığım bir dönem vardı. O dönem futbol dergileri ve gazeteleri dışında hiçbir şey okumuyordum; ta ki Radikal Futbol’la tanışana kadar. Hatırlayanlar olacaktır, Radikal Futbol ilk çıktığında futbola dair ezberleri bozmuştu bu iş başka türlü de anlatılabilir dedirtmişti. İşte o Semih Gümüş, Ahmet Çiğdem, Erkan Goloğlu (Kim olduğunu öğrenince hiç şaşırmamıştım) kadroda iştahla yazılarını takip ettiğim biri vardı o da Tanıl Bora idi. Edebi bir dille yazdığı panoramalar, portreleriyle beni yeniden iştahlı bir okur yaptı. Yetmedi yazma konusunda cesaretlendirdi. Sonradan hayat bana iyi davrandı ve İletişim Yayınları’nın Ankara bürosuna gidip kendisiyle tanışma imkânım bile oldu. Şanslıyım. Tanıl Bora, benim ve birçok kişi için Tanıl Hoca’dır. Öyle yakın muhabbetim hiç olmadı ama bana kattıkları çok büyüktür.  Müteşekkirim.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Her kitabın yolculuğu ilginçtir. Kütüphanenize geliş hikayesi sizin açınızdan ilginç enteresan bir kitabınız var mı?

Can Öktemer: Özel bir anı yok ama güzel bir karşılaşma anı var. 2012 yılında Maya Takvimi’ne dünyanın sonuna günler kala dostum, kardeşim Emre Can bana James Joyce’un Armağan Ekici çevirili Ulysses’ini armağan etmişti. Dünyanın sonu gelmedi ama Ulysses o tarihten beri başucu kitabım oldu.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitap alırken hangi kriterlere göre hareket ediyorsunuz? Konu mu, yazar mı, yayınevi mi, baskı kalitesi mi, çeviriyse çevirmenin ismi mi sizi o kitabı edinmeye yöneltir?

Can Öktemer: Bu konuda özel bir yol haritam yok. Eskiden Radikal Kitap, Agos-Kirk gibi kitap eklerine bakardım. Alejandro Zambra’nın Bonzai kitabını Radikal Kitap’tan Ömer Türkeş yazısıyla öğrenmiştim mesela. Onunda dışında tanımadığım bir yazarsa kitap arkası yazılarına bakarım, oradan ipucu yakalamaya çalışırım. Bazen iyi kitap arkasına sahip, vasat kitaplarla karşılaştığım olmuştur ayrı. Yayınevi ve çevirmen faktörü de duruma göre belirleyici oluyor. Onun dışında tesadüfi karşılaşmalara kendimi bırakıyorum. “Bu kitap hiç fena durmuyor” riskini almak zevkli.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kıskandığınız kütüphaneler var mı? Kimlerin? Kütüphanenizde olmayan ama bir gün mutlaka olsun istediğiniz kitaplar var mı?

Can Öktemer: Umberto Eco’nun merdiven yordamıyla raflara uzandığı dev kütüphanesine oldum olalı hastasıyım. Bir ara millet Zoom görüşmelerinde arkaya yansıyan kütüphanelere takmıştı. Eco, yaşasaydı ve Zoom bağlantısı yapsa ne derler diye düşünmüştüm. Bir gün öyle bir kütüphanem olmasını hayal ederim.

Ulysses’in ilk baskısı yanımda olsa fena olmaz. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinin tüm ciltleri tamamlayabilirsem mutlu biri olacağım. Bir de Terry Pratchett’in Disk Dünya serisini bir gün tamamlamak istiyorum.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Görüp, duyup, ziyaret edip imrendiğiniz kütüphaneler var mı? En etkileyici bulduğunuz kütüphaneler kimlerin?

Can Öktemer: Yukarıda Umberto Eco demiştim. Geçenlerde Keith Richards’ın kütüphanesini gördüm. Baba çok şık ortam yapmış kendisine. Öyle bir kütüphanem olsun isterdim açıkçası. Atmosferi farklı her şeyden önce.  Orhan Pamuk’un bir bölümünün sadece Şahname’ye ayrıldığı kütüphanesi de ayrıca hayranlık verici.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Henüz kütüphanenizde olmayan ve belki hiçbir zaman olamayacak ama bir gün mutlaka olsun diye hayalini kurduğunuz kitaplar var mı?

Can Öktemer: Yukarıda söylediğim kitaplar haricinde sanırım mutlaka olsun diye hayalini kurduğum kitap yok. Carlos Ruiz Zafon’un Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı serisini bu yıl tamamlamak istiyorum. Bunların haricinde belki Umberto Eco’nun Efsanevi Yerlerin Tarihi kitabının ciltli verisyonu olabilir.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Elbette her kitap değerlidir ama kütüphanenizde “yangında ilk kurtarılacak kitaplar” hangileri? Neden?”

Can Öktemer: Ulysses – James Joyce: Armağan Ekici imzalı olmasının haricinde, kendisiyle zaman içinde dostluğumuz oluştu. Ankara’ya geldiğinde mutlaka Mülkiyeliler’de bira içiyoruz. Ulysses’te yolunu kaybetmek kolay, öyle durumlarda doğrudan kendisine danışıyorum. Ulysses hayat üzerine yazılmış daha doğrusu tüm bu muaama dair yazılmış en iyi edebi eserlerden biri. Sürekli dönüp, dolaşıp okuyorum. Joyce tüm bu muammaya yanıt vermiyor ama üzerimizdeki hafifletici önerilerde bulunuyor. O da bir şey. Dolayısıyla ilk onu kurtarırım.

Karekin Deveciyan – Türkiye’de Balık ve Balıkçılık, İstanbul Balıkhanesi Eski Müdür: Kitabın içindeki bilgilerin şahane olmasının haricinde, hayatımda çok ama çok önemli bir yeri olan hep öyle kalacak, birisinin hediyesi olması sebebiyle çok kıymetli.

İlhami Algör – Fakat Bu Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku: Edebiyat bana kalırsa her şey önce bir dil işçiliği, zanaatkarlığı. İlhami Algör, bu işin üstatlarından. Müzeyyen, bir ayrılık hikayesini “bakın böyle de yazılabilir” dersi verdiği için sokağı, sesleri on numara beş yıldız harmanladığı için benim için çok önemli. Gogol’un paltosundan çıkma deyimi vardır ya benim için de İlhami Algör öyledir. İyi kötü bir şeyler yazabiliyorsam kitaplarının emeği çoktur.   

Roland Barthes – Camera Lucida (6.46 Ciltli baskısı): Fotoğraf üzerine yazılmış en iyi deneme kitaplarından biri. Her zaman yanımda olmalı.

Greil Marcus – Ruj Lekesi: Müzik, kültür, antropoloji ve punk tarihi üzerine yazılmış en güzel kitaplardan. Baskısı bitebilir, dev fiyatlara sahaflara düşebilir. Yanımda olması önemli. Dolayısıyla mutlaka kurtarmam lazım. Üstelik şimdi fiyatı uçmuştur. Hayatımda yaptığım en güzel yatırım.

Alejandro Zambra – Bonzai: Kitabın varlığından ilk olarak Ömer Türkeş’in Radikal Kitap’taki yazısından haberdar oldum. Hemen gittim aldım. Okudum, bayıldım. Şapkamı uçurduğunu net hatırlıyorum. Sonra dostum Emre Can Dağlıoğlu’nun önerisiyle kitap hakkında Agos-Kirk bir yazı yazdım. Sanırım bir matbuu olarak yayımlanan ilk yazımdı. Hayatım hikayesi bu kitapla beraber yön değiştirdi diyebilirim. Yazdığım yazıdan tam on yıl sonra bu yaz Deniz Yüce Başarır’ın Ben Okurum programına kitap hakkında konuşma yapmak için yine İstanbul’a dostlarımın yanına geldim. Bir döngüyü tamamladım. Bonzai zaman içinde benim hafıza mekanım olmuş, onsuz olmaz.

Barış Bıçakçı: Sinek Isırıklarının Müellifi: Bundan yaklaşık on sene önce berbat bir yerde çalışıyordum. İşten çıkmış Dost’a uğramıştım. Yeni çıkanlar rafında gördüm. Hemen aldım o gün bitirdim. Kitabın kahramanı Cemil, hayatta olmaya çalıştığım bir karakter. Geçmişte hastalık vs. nedeniyle biraz patinaj yaptığım durumlar oldu. Oradan kalan huzursuzluklar ve öfkeler var. Cemil’in hayat bakışında sakinlik, huzur ve görmüş geçirmiş bir bakış var. Kitaplar, müzikler ve filmlerle koruduğu bir dünyası var. Sadece bunun için bile Cemil olmak isterim.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Arzu nesnesi olarak baktığınız kitaplarınız hangileri?

Can Öktemer: Galiba bu hiç olmadı.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitap verme konusunda cömert biri misiniz? Zaman zaman kütüphanenizi hafifletmek için ayıklama yapıyor musunuz? Kriterleriniz neler?

Can Öktemer: Eskiden bu konuda daha cömerttim. Ödünç verdiğim kitaplar tahrip edildi, yağmurda unutuldu. Bu ders bana ödünç verme konusunda üç defa düşünmeme neden oluyor artık.

Yılda bir kez kitap ayıklamaya girişiyorum. “Bunu niye aldım?” diye tribe girdiğim anlar oluyor. Bazen de ergenlikte alınmış gençlik hataları kitaplarıyla yıllar sonra yeniden karşılaşıyorum. Onlarla yollarımız mecburen ayrılıyor.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Hiç kitap çaldınız mı?

Can Öktemer: Evet. Bardan çalmıştım. Bazı barların rastgele sırf süs diye yerleştirilmiş kütüphaneleri olur biliyorsunuz. Raflarda genelde 25 kupona alınmış ansiklopediler, gazetelerin hediye ettiği kitaplar oluyor. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir gün rafların arasında Şavkar Altınel’in Kvangvamun Kavşağı’nın gördüm. Şavkar Altınel çok sevdiğim bir yazar. Onun orada kalmasına razı olamazdım. Çaktırmadan raftan çekip, çantama attım.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitaplarınızı hangi dizine göre yerleştiriyorsunuz? Yayınevi? Yazar? Konu vb.

Can Öktemer: Sanırım konularına göre diziyorum. Arada türler ve yazarlar karışabiliyor ama düzensizliğin düzeni iyidir.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Siz göçtükten sonra kütüphaneniz için şimdiden hazırladığınız bir plan var mı?

Can Öktemer: Hiçbir planım yok. Ne olacaksa olsun.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitap okuma ritüelleriniz var mıdır? Her yerde okurum, akşamları okurum, okurken müzik dinlerim vb.

Can Öktemer: Bu konuda kendimi bir hayli geliştirdim. Her yerde her şartta okuyabiliyorum. Müzik mutlaka dinlerim. Özellikle kurgu eser okuyorsam ona uygun müzikler seçerim. Kitap okurken Hans Zimmer, Thomas Newman, Alexander Desplate, Bill Evans, Keith Jarrett gibi isimleri dinliyorum.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitap okurken altını çizer veya sayfa kenarlarına not alır mısınız? Kartoteks kullanır veya bir deftere not alır mısınız?

Can Öktemer: Kitap konusunda bir hayli steril biriyim. Asla altını çizmem, katlamam. Not alacaksam defterime yazarım.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitap okurken kaldığınız yeri işaretlemek için ayraç mı kullanırsınız yoksa sayfa ucunu katlar mısınız?

Can Öktemer: Ego kartı, eski kredi kartları, bira altlığı, henüz çöpe atılmamış buruşmuş kâğıt parçaları ve kitapla alakasız ayraçlar kullanırım. Son yıllarda üzerinde Berlin yazılı bir mektup açma bıçağını kullanıyorum. Şayet ayraç olarak onu kullanmaya başladıysam kitabın bendeki karşılığı büyük demektir. Yalandan bir aristokrasi ritüeli uydurdum kendime yani…

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kitabın size ait olduğunu gösteren özel işaretler, belirticiler kullanır mısınız? Size özel bir Exlibris’iniz var mı?

Can Öktemer: Yok, hiç öyle şeyler kullanmadım. Kitaplarla sahiplik üzerinden bir ilişki kurmamaya çalışıyorum. Birisine kitap hediye etmeye karar verdiysem giriş sayfasına ufak bir yazı yazarım ama.

Ulvi Yaman/Halil Duranay: Kütüphanenizde kitap dışında sizin için özel bir anlam taşıyan obje veya objeler var mı? Neler ve neden?

Can Öktemer: Kahverengi kasa minyatür Fender gitar figürü var. Odada bir şeyler düşünmek için volta attığımda karşıma çıkmasından mutlu oluyorum. Bunun haricinde üzerinde Ortaçgil yazılı ufak bir kayık maketi var. Kayık, tıpkı Deveciyan’da olduğu gibi hayatımda yeri çok özel olan ve hayatım boyunca hep öyle kalacak birisinin hediyesi. Bir işi bitiremediğimde, hayat zorluk çıkardığında mutlaka bakışırım onunla. Yolumu bulmama mutlaka yardım eder.  Nereye gidersem o da yanıma gelecek.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz