Görünmez Dostumuz: Yapay Zeka ile Yaşam

0
38

Sabah alarm çaldığında başlar, gece yatağa yattığımızda biter. Ama fark etmesek de hiç durmaz.

Dün sabah telefonum bık bık ettiğinde – tam uykumun en derinindeyken – oflayıp puflayarak uzanıp, ekrana dokundum. “Tamam be Google, bi rahat!” Bir süre sonra kahvemi alıp Spotify’ı açtığımda karşıma çıkan “Pazartesi Motivasyonu” çalma listesi gülümsetti. Sabahları hangi şarkılara ihtiyacım olduğunu nasıl da biliyor?

Toplantıma doğru giderken Maps rotamı çiziyor ve trafikte 7 dakika gecikme olacağını söylüyor. Tam o sırada telefon titreşmesi: “Toplantın 15 dakika ertelendi” mesajı. Tesadüf belki. Ama artık bu tür “tesadüfler” hayatımızda o kadar sık yaşanıyor ki…

Farkında olmasak da günün ilk dakikasından itibaren yanımızda. Alarm zamanımızı kişiselleştiren algoritmalar, müzik zevkimizi öğrenen sistemler, trafiği analiz eden yapay zekalar, çıkacağın katın düğmesine basınca seni B asansörüne yönlendiren küçük beyinler… Yapay zeka artık sadece bilim insanlarının yaşamında bir kavram değil; kahvemize eşlik eden, işe giderken yol gösteren, akşam ne yemek yapacağımızı öneren görünmez bir misafir.

Bu görünmezlik bir yandan rahatsız edici. Çünkü ne kadar yakınız bunlarla, ne kadar bağımlıyız ve belki de en önemlisi – kontrol edebiliyor muyuz? Yoksa onlar mı bizi kontrol ediyor?

Günlük Hayatın Sessiz Devrimcileri

Eğlencenin yeni yönetmenleri

Netflix’i açtığınızda size “Tam da senin için” diye gösterdiği diziler gerçekten tesadüf değil. Sistemin arkasında, hangi sahnelerde ileri sardığınızı, hangi türdeki içeriklerde ne kadar süre kaldığınızı, hatta hangi saatlerde izleme eğiliminizin arttığını analiz eden karmaşık algoritmalar var. Aynı şekilde Amazon’da “Müşteriler bunu da beğendi” önerisi. Milyonlarca kişinin satın alma davranışından size özel bir profil çıkarılıyor.

Kişiselleştirme şaşırtıcı doğru sonuçlar veriyor. Geçen gün bir dostum “Spotify beni benden iyi tanıyor galiba” demişti. Gerçekten de algoritmalar kimi anlarda bizi bizden daha iyi tanıyormuş gibi. Çünkü yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı, tıkladıklarımızı, hatta tıklamadıklarımızı bile analiz ediyorlar.

Çocuklarımızın yeni öğretmeni

Eğitim alanında yaşananlar ise bana çok çarpıcı geliyor. Çocuklar artık “Öğretmenim, ChatGPT şöyle dedi” diyerek derse geliyorlar. Öğretmenler ise “Yasaklamalı mıyız yoksa nasıl kullanacağını mı öğretmeli miyiz?” ikilemindeler. Bu durumda derin toplumsal yansımalar var. Bilgiye erişim demokratikleşiyor ama diğer yandan sorgulama ve eleştirel düşünme becerilerinin zayıflama riski çok büyük.

Arkadaşımın 8 yaşındaki yeğeni matematik ödevini GPT’ye sormuş. Doğru cevapları almış ama yöntemi öğrenemediği için okulda benzer soruları çözememiş. Şu soruyu hatırlamak lazım: Araçları kullanmak ile araçlara muhtaç olmak arasındaki fark ne?

İş Hayatının Görünmez Çalışanı

Toplantılarımıza artık kenarda sessiz bir katılımcı daha var: ses kayıt sistemleri toplantı notlarını otomatik çıkarıyor, önemli kararları özetliyor, aksiyonları belirliyor. Bankacılık işlemlerimizi sohbet robotları ile çözüyoruz, müşteri hizmetlerinde “Bot ile mi konuşuyorum yoksa insanla mı?” diye sormaya başladık.

Değişimin toplumsal psikoloji üzerindeki etkisi ilginç. Bir yanda verimlilik ve kolaylık, diğer yanda işsizlik kaygısı ve insani temasın azalması. Peki bu dengeyi nasıl kuracağız?

Yapay Zeka’nın Yeni Danışmanlık Rolleri

Geçenlerde yaşadığım iki olay, AI’nin hayatımızdaki rolünün ne kadar değiştiğini gösteriyor. Bir extreme spor etkinliğinde sağ omzumu incittim ve doktora gitmeye hep üşenirim. Arkadaşım Sulidin+ önerdi, eczanede bulamayınca Termo olanını aldım. Arkadaşıma “Günde kaç kez kullansam?” diye sordum. Arkadaşım “Ben günde üç kez kullanıyordum ama sen doktora sor… Şaka bir yana, yapay zekaya sorabilirsin belki” dedi. Sordum da 🙂 genelde sağlık sorularında mutlaka doktorla görüşmeyi tavsiye eden GPT bu sefer kendinden emin kullanımı anlattı istersen egzersiz de tavsiye edeyim diye devam etti.

AI, hem doktor hem de eczacı rolü üstlenmeye başlıyor. Tabii ki ciddi sağlık sorunlarında gerçek doktora görünmek şart, ama basit şeylerde AI’ye danışmak yeni normalimiz olmaya başladı.

Başka bir arkadaşım ise daha ileri gitmiş: GPT’ye çevresindeki herkesi “proje” olarak tanıtmış. “Hem beni iyi tanıyor hem çevremdeki insanları. Bir şeye karar vermeden önce GPT ile konuşuyorum” diyor. Ben ona “Sen beni ve diğerlerini kendi bakış açınla tanıttın, doğru yanıtlar alamıyor olabilirsin” dedim ama kim bilir, belki de “doğru” yanıtları alıyordur.

Bu hikayeler bize AI’nin sadece teknolojik değil, psikolojik ve sosyal bir danışman rolü de üstlendiğini gösteriyor. Peki sağlıklı mı?

Tarihten Öğrendiğimiz Dersler

AI tartışmaları bana tarihten bir sahneyi hatırlatıyor. 1800’lerin başında İngiltere’de tekstil işçileri makinelerin işlerini ellerinden alacağından korktukları için fabrikalarına gelen tezgahları parçalamışlar (Luddite). Benzer kaygıları 90’larda internetin yaygınlaşması sırasında da yaşadık. “İnternet toplumu bozacak, çocuklarımızı kötü etkileyecek, insanları asosyalleştirecek” diye endişeleniyorduk. Yok yok benim hiç böyle endişelerim olmadı 🙂 ama toplumda böyle bir endişe vardı.

Bugün de yeni kaygılar var. “AI işimizi elimizden alacak”, “Çocuklarımız düşünmeyi unutacak”, “Mahremiyetimiz kalmayacak” gibi. Geçmişten şunu öğrenmeliyiz: Her yeni teknolojik dalga beraberinde kaygılar getiriyor, ama toplum zamanla adapte oluyor.

Güven ve Güvensizlik Diyalektiği

Gençler teknolojiye daha açıkken, yaş ortalaması yüksek kesimde bir güvensizlik var. Özellikle “Düşünce gücümüz azalır mı?” ve “Kontrolü kaybeder miyiz?” soruları sıkça dile getiriliyor.

Sosyolojik açıdan bakarsak, AI kullanımının toplumsal tabakalar arasında farklı etkileri var:

Eğitimli kesim: AI’yi araç olarak kullanıyor, eleştirel yaklaşıyor.

Dijital yerli nesil: Doğal karşılıyor, ancak potansiyel riskler konusunda daha farkındalığı az.

Orta yaş ve üzeri: Temkinli yaklaşıyor, güvenlik endişeleri ön planda.

Yaratıcılık Krizi mi, Dönüşüm mü?

“AI insanlığın yaratıcılığını öldürüyor” argümanı sıkça duymuşsunuzdur. Gerçekten öyle mi? Yoksa yaratıcılığın tanımının değiştiği noktada mıyız?

Geçen gün bir tasarımcı arkadaşım: “AI benim işimi almadı, iş akışımı değiştirdi. Artık konsepte daha fazla zaman ayırıp, teknik detaylara daha az zaman harcıyorum.” Bu yaklaşım, teknolojiye direnmek yerine onu yaratıcılığın hizmetine sokmaya güzel bir örnek. Tabi direnen arkadaşlarım da yok değil.

2027’den bir Sabah

2 yıl sonra, sıradan bir salı sabahı…

Fatma’nın alarmı çalmıyor artık. Akıllı yatak sistemi, uyku döngüsünü izleyerek en uygun anda nazikçe uyandırıyor. “Günaydın Fatma, bugün hava 18 derece ve yağmurluk. Kalın ceket giymeni önerim var. Sabah toplantısı 30 dakika öne alındı, kahveni şimdiden hazırlayayım mı?”

Mutfaktaki otomatik kahve makinesi, Fatma’nın uyku kalitesine ve stres seviyesine göre kahvesinin sertliğini ayarlıyor. Buzdolabı da geçen haftaki yemek tercihleri ve sağlık uygulamasından gelen veriler ışığında kahvaltı önerileri sunuyor.

İşe giderken arabası, şehirdeki trafik akışını gerçek zamanlı analiz ederek en optimal rotayı seçiyor. Sadece süre değil, yakıt tüketimi ve karbon ayak izini de hesaplayarak. Yolda arabanın ses sistemi, Fatma’nın ruh haline göre müzik seçiyor – gergin olduğunu nabız hızı ve ses tonundan anlayarak sakinleştirici şarkılar çalıyor.

Ofisteki sanal asistanı, tüm epostalarını kategorilere ayırmış ve önemli olanları özetleyerek sunuyor. Toplantı sırasında otomatik not tutup, kararları ve aksiyonları netleştiriyor. Öğle yemeği için restoran önerisi yaparken hem lezzet tercihleri hem de diyet hedefleri göz önünde bulunduruluyor.

Akşam eve dönerken Fatma düşünüyor: “Her şey bu kadar kolay olunca… Acaba fazla mı kolay?”

Ertesi gün akıllı sağlık sistemi, geceki uyku verilerini ve gün içi aktiviteleri analiz ederek doktor randevusu almayı öneriyor. “Stress seviyeniz son 3 gündür yüksek, kardiyoloji kontrolü faydalı olabilir.” Fatma bu öneriye şaşırıyor çünkü kendisi böyle bir problem hissetmiyor. Peki sistem mi daha iyi biliyor, yoksa gereksiz kaygı mı yaratıyor?

Avantajlar ve Riskler Panoraması

2027’nin Avantajları:

  • Zaman kazanımı: Rutin işler otomatikleştikçe yaratıcı ve stratejik düşünmeye daha fazla zaman
  • Kişiselleştirilmiş hizmetler: Sağlık, eğitim, eğlence alanlarında bireysel ihtiyaçlara odaklı çözümler
  • Verimlilik artışı: İş süreçlerinde insan hatası minimum seviyede

2027’nin Riskleri:

  • Mahremiyet erozyonu: Özel yaşamın her detayı kayıt altında ve analiz ediliyor
  • Karar alma yetisinin zayıflaması: Sürekli önerilere bağımlılık, bağımsız düşünme kabiliyetinin zayıflığı
  • Teknolojik bağımlılık: Sistemler çöktüğünde günlük hayat durma noktasına gelmesi

Kontrol Kimde Olmalı?

95-96 yıllarından beri teknoloji sektöründe çalışıyorum. İster istemez bu sistemlerin nasıl işlediğini, neyle beslendiklerini ve hangi sınırları olduğunu anlıyorum. Söyleyebilirim ki: AI ne mucize, ne de şeytan. Bizim şekillendirdiğimiz bir araç.

Ama şu soru önemli: Bu araç toplumu nasıl şekillendiriyor? Teknolojik determinizm mi yaşıyoruz, yani teknoloji mi bizi şekillendiriyor, yoksa bilinçli tercihlerle mi ilerliyor?

Teknik manada bu sistemlerin mantığını, algoritmalarının işleyişini biliyorum. Ama toplumsal etki konusunda toplumun bir ferdi olarak endişelerim var. Çünkü en sofistike algoritma bile sonuçta bizim verdiğimiz verilerle öğreniyor ve bizim belirlediğimiz hedeflere yöneliyor.

Yapay zeka resmen hayatımızın ayrılmaz parçası oldu, hani çıkarsan eksik kalırsın. O “kullanacak mıyız, kullanmayacak mıyız?” sorusunu da geçelim artık. O soru mazide kaldı. Sorulması gereken sorular şunlar:

“Yapay zekayı her gün kullanıyoruz ama ne kadar farkındayız?”

“Kararlarımızı etkileyen algoritmaları ne kadar anlıyoruz?”

“Kontrol kimde olmalı – bizde mi, algoritmalarda mı?”

“Çocuklarımıza teknoloji okuryazarlığını nasıl öğreteceğiz?”

Cevapları bulmak için teknik bilgi lazım ama bu yeterli değil. Toplum olarak, bireyler olarak bu teknolojilerle nasıl ilişki kuracağımızı belirlememiz gerekiyor.

Düşünsene, her sabah elimizi uzatıp açtığımız telefon, kulağımıza taktığımız o şarkı, ya da hangi yoldan gideceğimize karar verdiğimiz anlar… Bunların hepsi minik adımlar gibi görünse de, aslında geleceğimizi gizliden gizliye şekillendiriyor. Yani hâlâ rotamızı çizmek, hangi yöne gideceğimize karar vermek bizim elimizde. Şimdilik kontrol bizde, ipler bizim elimizde yani!

Görünmez dostumuz hayatımıza sızdı, öylece aramızda takılıyor. Asıl mesele şu: Bu arkadaşlıktan nasıl maksimum verim alırız, onu çözmekte.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz