Sorumluluğunuzun olduğunu düşündüğünüz herhangi bir durumda yani yapmanız gereken doğruyu yapmadığınızda duyduğunuz ezilme hissine utanmak diyoruz.
Tamamen sizinle ilgili yani utanmak. Sizin utandığınız bir durumda diğeri utanmayabilir. Onun utandığı bir durumdan siz utanmayabilirsiniz. Yani utanmak da diğer her şey gibi biraz sınıfsal, biraz eğitiminizle, yaşadığınız kültürle, aile içindeki eğitimle hatta biraz genetiğinizle ilişkili. Abartmamak kaydıyla iyi bir duygudur utanabilmek.
Bazen “Utanmıyor musun” diye sorduğunuz biri “Hayır, neden utanacakmışım, bilakis gurur duyuyorum” diyebilir. Haklıdır da… Çünkü bu onun kültürüdür, normalidir. Diyelim ki bir Çingeneye “Neden sokak ortasında dans ediyorsun, utanmıyor musun” deseniz, size “Yooo neden utanayım ki sokakta dans etmenin nesi ayıp” diyebilir. Çünkü onun normalidir bu. Normları belirleyen de kültürdür.
Beklentilerimiz ve kendi normlarımız bizi başkalarını sorgulamaya, utandırmaya itebilir. Bazı İslamcılar sokakta kadınları şort giydiği için utandırmaya çalıştığında “Utanmıyor musun böyle giyinmeye” dediğinde kadın da “Neden utanacakmışım, sen kimsin ki beni yargılıyorsun” diyebilir. Böyle bir video izlediğimizde kimimiz erkeğe kimimiz de kadına hak veririz. Normlarımıza, kültürümüze uygun aksiyon alırız.
Bazen de yetişkin birinin çocukça davranışını, bir çocuğun yetişkin gibi küfür etmesini “yakışmıyor” diye ayıplarız, utanmasını bekleriz. Yere çöp atan birini ayıplarız. Hayvanlara kötü davrananları, sokağa tükürenleri, sokağa işeyenleri, akranına şiddet uygulayan çocuğu, kaba davranışları ayıplarız, utanmasını bekleriz. Utandırmak biraz da yaşam alanlarını iyileştirmek adına başvurduğumuz bir yöntem.
Amaaaaa… Birisi ama derse bir açıklama gelecek demektir, hazırlanın. Tam da onu yapacağım şimdi. Bir soruyla gireceğim açıklamaya. Hangi durumda ayıplarız, hangi durumda suçlarız? Bundan anlaşılan şu ki sosyal davranışlar ayıplanır topluma karşı suçlar cezalandırılır. Hata eleştirilir, suçla mücadele edilir. Yani bir suçu eleştirmezsiniz, ayıplamazsınız, hukuken gereğini yaparsınız. Örneğin cüzdanınızı çalan bir hırsızı “Utanmıyor musun” diyerek ayıplamazsınız şikayetçi olur cezalandırılmasını sağlarsınız. Kadın cinayetlerini, hayvan katliamını, çocuk istismarını, kadınlara tecavüzü, işçinin/emekçinin hakkını yiyerek zenginleşenleri, yoksulluktan, yokluktan hastalanarak ölen insanların hayatından sorumlu olanları, depremlerde sel felaketlerinde ölen insanların yaşadıklarından sorumlu olanları “utanmıyor musun” diyerek, kınayarak, ayıplayarak geçemeyiz. Bunlar mutlaka yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Yargılama ille de sistemin istediği gibi biçimlendirdiği adalet saraylarında olmaz. En yüce mahkeme aklımız, vicdanımızdır. Orada yargılarız, gerekeni de yaparız.
Biz mafya değiliz, “Cezasını biz kestik” deyip ‘infaz’ edecek değiliz! Biz halkız. Gücümüz örgütlülüğümüzden, bir arada duruşumuzdan, ret edebilmemizden, protesto hakkımızdan, karanlığa karşı aydın duruşumuzdan, bilgiyi paylaşmamızdan, birbirimizi sevmemizden gelir. Bunu yaparız, yapmalıyız!
Birinin Adına Utanmak
Utanma ile ilgili bir başka şey de “Birinin adına utanmak…” Yaptığının farkında olmadan kendini küçük duruma düşüren birini gördüğümüzde utanırız. Aslında bu da kültürümüz ve normlarımızla ilgilidir. Yani birinin adına utanabilmekte kültürel bir kişilik özelliği. Kimi insan ne kendi yaptığından ne de başkasının yaptığından utanır. Utanabilmek de bilinç gerektirir. Örneğin bir zamanlar Mehmet Ali şeysi Çarkıfelek diye bir program yapıyordu. Telefonla bağlananlar bir televizyon, buzdolabı alabilmek için yalvarıyorlardı. Bir yakınım izliyor da ben de maruz kalıyorsam tam o yalvarma anlarında başka bir odaya kaçıyor ve kulaklarımı tıkıyordum. Yeni nesil “cringe” diyor ya öyle bir şey hissediyordum. Bu kelime de ne güzeldir içinde bir şeylerin gıcırdaması, tırnağını metal bir yüzeye sürdüğündeki hissin aynı… İç Anadolu’da “İçim gıyşıdı” dedikleri gibi bi şey yani.
Aynı hissi geçenlerde Özlem Zengin’in CHP milletvekillerinin soy adlarını alaya alması sırasında hissettim. Videoyu kapamaya bile fırsatım olmadan telefonu bırakıp kaçtım odadan. Sonra dönüp neler söylüyor diye baktım. Bu sefer de krinc oldum, içim bi gıyşıdı, utandım da utandım… Koskoca kadın, bırak onu avukat/hukukçu. Onu da bırak bir tarafa, bu milletin vekili. Töbe töbe…
Aynı Özlem Zengin’e yeğenine torpil yapması hususunda “utanmıyor musun” demişti bir vekil de o da “Niye utanayım” diye yanıtlamıştı. Bu konuya gelince onun adına utanmamıştım bakın. Çünkü yaptığı şeyin karşılığı ayıplanmak ya da kınanmak değil, devlet imkânlarını şahsi menfaatleri için kullanmaktı… Bu, yasa dışıydı, kanunlara aykırıydı ve kınamak ayıplamak yerine suç duyurusunda bulunulmalıydı.
Demem o ki ayıplanacak, kınanacak şeylere suç, suç olanlara da utanacak işler olarak bakmamalı. Muhalefet de halkı yanlış yönlendirmemeli ayıp ve suç arasındaki o keskin ayrımı sulandırmamalıdır. Suç olduğunda gerekeni yapmalıdır. Gereken sadece suç duyurusunda bulunmak değil fiili ülkemizi savunma mücadelesi olmalıdır. Ağız dalaşını, laf sokmaları, polemikleri artık bırakıp yurdun dört bir köşesini gezerek halka yapılan suçları anlatmalıdır. Çünkü suçluya suçlu demezsen döner sana suçlu muamelesi yapar. (Bakınız son bir yılda yaşananlar.)
Son cümlede, insanlığa aykırı işlerden utanacak yüzü olmayanlar daha sık suç işler diye söyleyeyim ve insanlık adına utanmayacağımız bir toplum yaratabileceğimiz umuduyla bitireyim diyeceklerimi.

