İklim Krizi Feminist Bir Meseledir!. Bir Kadın Sorunudur.

0
245

İklim değişikliği yavaşlamıyor, insanın refahı, eşitsizliği, yoksulluğu her geçen gün daha da negatif yöne doğru ilerliyor. Bu durum kontrol edilmezse, önümüzdeki 10 yıl içinde 132 milyon insani yoksulluğa itecek ve zor kazanılan kalkınma kazanımları da gerileyecek.

Mevcut iklim krizinden sanayileşmiş ülkeler ve çok uluslu şirketler sorumludur. Bununla birlikte, iklim değişikliğinin etkileri, soruna neden olmaktan en az sorumlu olan insanlar tarafından en keskin şekilde hissediliyor: Küresel Güney’deki topluluklar ve sanayileşmiş Kuzey’deki düşük gelirli topluluklar. Bunlar aynı zamanda sonuçlara uyum sağlamak ve emisyonlarını azaltmaya yönelik harekete geçmek için kaynaklara ve teknolojiye en az erişimi olan kişilerdir.

Birleşmiş Milletler, iklim değişikliği nedeniyle yerinden edilenlerin %80’inin kadın olduğunu tahmin ediyor. İklim krizinin getirdiği kuraklık çeşitli sonuçları ortaya çıkarıyor: Kadınlara karşı daha fazla şiddet, anne ölümleri, çocuk evliliği, enfeksiyonlar, açlık, yetersiz beslenme, yasadışı arazi gaspı, yoksulluk.

Dünyanın birçok ülkesinde farklı sorunlar yaşansa da; en dramatik en güç şartlar altında yaşayan ülkeler ve bölgeler var. 25 Sahra altı Afrika ülkesinde, kadınlar günde 3 defa fiziksel gücünü kullanarak yılda toplam 16 milyon saat zaman harcayarak temiz su için çaba harcıyorlar. Gelişmekte olan birçok ülkede kadınlar ve kızlar genellikle su, yakıt, yiyecek sağlamak için yükü taşıyorlar. Günümüzde sera gazı yayan fosil yakıtlar birincil enerji kaynakları olmaya devam ediyor. Kadınlar orantısız bir şekilde enerji yoksulluğunun yükünü taşıyor. 1. 1 milyar insanın elektriğe erişimi yok, 3 milyar insan hala katı yakıtlarla evlerini ısıtıyor, yemek pişiriyor, 4.3 milyon insan, katı yakıtların neden olduğu ev içi hava kirliliğine bağlı olarak ölüyor.

25 Sahra altı Afrika ülkesinde, kadınlar günde 3 defa fiziksel gücünü kullanarak yılda toplam 16 milyon saat zaman harcayarak temiz su için çaba harcıyorlar.

Afrika’nın bazı bölgeleri ve Batı Asya, kuraklığın yol açtığı insani bir krizle karşı karşıya kalmış durumda. 3.4 milyon insan kuraklıktan etkileniyor. 5.6 milyon kişi gıda güvenliğinden yoksun. Bu durum devam ederse, 2030 – 2050 yılları arasında yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve ısı stresinden iklime bağlı 250.000 insanın ölmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler ve Organisation internationale de la Francophonie (OIF) göre, şu anda dünyada 68 milyondan fazla zorla yerinden edilmiş insan var. İklim değişikliği nedeniyle yerinden edilen insanların %80’inin kadın olduğunu gösteriyor. Bunların arasında 25 milyon mülteci, 3 milyon sığınmacı ve 40 milyondan fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişi var. Birçoğu doğal afetler veya çevresel bozulma nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kadınlar ve kızlar için, zorla yerinden edilmeler ve mülteci kamplarında geçirilen zaman, cinsel şiddet de dahil olmak üzere çeşitli şiddet biçimlerine ilişkin artan riskler anlamına geliyor.

Adalardan kuraklığın hüküm sürdüğü savanlara kadar kadınlar, büyük ölçüde cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle iklim krizinin çok büyük bir yükünü taşıyor. Dünyanın birçok yerinde kadınlar, ailelerde ve topluluklarda birincil bakıcı olarak geleneksel rollere sahip ve ana gıda ve yakıt sağlayıcıları olarak, sel ve kuraklık meydana geldiğinde daha da savunmasız hale geliyorlar. İklim değişikliği mücadelesinin ön saflarında yer alan konumları göz önüne alındığında, kadınları, küresel ısınmanın nedenlerini azaltmanın yollarını bulmaya ve yeryüzündeki etkilerine uyum sağlamaya yardımcı olmak için değişimin ajanları olarak konumlandırabiliriz.

Kadınların iklimle ilgili bir felaketten ölme olasılığı erkeklere göre 14 kat daha fazla ve kadınlar, kaynakların tükenmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan yoksulluktan orantısız şekilde etkilenmesinden muzdarip olacaklar.

“Kadınlar, kuraklık, sel ve diğer aşırı hava olayları gibi iklim değişikliğinin etkilerinden orantısız bir şekilde etkileniyor. Ayrıca iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir role sahipler, ancak karar almanın tüm seviyelerinde daha iyi temsil edilmeleri gerekiyor. Kadınları güçlendirmek, iklim sorunuyla mücadelede önemli bir faktör olacak.” UNFCCC Eski Genel Sekreteri Christina Figueres

Sürdürülebilir istihdam yaratmayı ve düşük karbonlu, esnek ekonomik dönüşümü için dünyanın yeniden kalkınmada ilerlemesi için şimdi kararlar alınarak, uygulanmalıdır. Bu kararların ve uygulamaların birbiriyle koordineli olması ise ortak geleceğe doğru yürürken; 30 yıldır iklim değişikliği türümüz ve gezegenimizdeki yaşam için en acil tehdit olarak ortaya çıktı.

Ekofeminizm, acil bir sorun olan iklim krizine çözümüdür. Kadınların ve doğanın maruz kaldığı baskı arasındaki bağlantının yanı sıra, iki mücadelenin feminizm ve çevreciliğin iç içe geçmesi “Ekofeminizm”i doğurdu. 1970’lerde Kuzey Amerika ve Avrupa akademik çevrelerinde feminist bir hareketin bir dalı olarak ortaya çıktı ve özellikle kadınların boyun eğdirilmesini insanlığın doğaya olan baskıcı, zorba ilişkisine bağladı. 1974’de feminist hareketin liderleri arasında yer alan Fransız yazar François d’Eaubonne “ekofeminizm” adını kullandı. Ülkelerin artık kendilerini yeşil, kapsayıcı, çözümcü, bir kalkınma yoluna sokmak için bir şansı var.

“Başka yedek veya yedek gezegenimiz yok Sadece bu var ve harekete geçmeliyiz.” Honduras Yerli ve Çevre Hakları Aktivisti Berta Caceres

Ekofeminizm, cinsiyet ve iklim değişikliğinin birleştiği nokta.

Kadınların güçlerini, yeteneklerini, bilgi ve deneyimlerini ortaya koyarak yükselmeleri hükümetlerin iklim krizini azaltmak için alabileceği en önemli önlemler arasında yer alıyor. Kadınların eğitilmesi, güçlenmesi, kadınların iklim politikalarını tartışmaları, bilim insanı olarak yer almaları ülkelerin emisyonlarını azaltmak için ölçülebilir bir etkiye sahip olacağı gibi sürdürülebilir kalkınma eylemine ivme kazandırır. Ekofeminizm, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin insanlığın çevre ile ilişkisiyle kesişme biçimlerini anlamak için bir mercektir.

İklim adaleti, çevre yasalarının geliştirilmesinde ve uygulanmasında kimliğine bakılmaksızın tüm insanlara adil muameleyi ifade eder ve genellikle kirlilik ve gıda güvenliği gibi toplumla doğrudan ilgili çevresel sorunları ele alır. İklim adaletinin ayrımcı olmayan doğası ve hedeflerinin ilişkilendirilebilirliği ve ölçülebilir etkiye sahip olması; toplumsal cinsiyetin iklim krizini ve bunun nasıl çözüleceğini anlamanın anahtarı olarak görülüyor. İklim adaleti, sürdürülebilir olmayan üretim, tüketim ve ticaret de dahil olmak üzere iklim krizinin temel nedenleriyle mücadele ederken; eşitlik ve insan haklarının korunması ve gerçekleştirilmesi yönünde ilerleme sağlanması için çaba gösterir.

Cinsiyet eşitliği durumunda, kadınları sosyal girişimler yoluyla yükseltmek, özellikle sağlık ve eğitime erişimi iyileştirmek, ülkelerin doğurganlık oranlarını azaltarak emisyonların azaltılması üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir.

Küresel iklim adaleti savunucuları da kadınlar. Sosyal adalet hareketleri onlarca yıldır yürütülüyor ve iklim adaleti savunuculuğunun karşısındaki en büyük zorluk ise insanlığın düşman olmasıdır.

Feminizm birçok insana antipatik gelse ya da karşı çıkmayı tercih etseler de, ekofeminizmi desteklemeyerek; gezegenimizin sağlıklı olmasını savunmaktan kendilerini mazur bırakmak gibi saçma bir duruş sergilemeleri anlaşılabilir değil. Dünya yangın yerine döndü ama hala erkek hegomonyasında, ataerkil yaşam tarzı ile küresel araştırmaların sonuçlarını umursamıyoruz. Hala cinsiyet eşitsizliği gündemimizde. Konu sadece kadın erkek eşitsizliği de değil, cinsel tercihi ne olursa olsun; tüm insanların, bu yangını söndürmeye çözüm bulma yolunda eşit haklara sahip olarak akıl yürütmeleri, katkı sağlamaları, seslerini duyurmaları, adil erişime, insan haklarına sahip olmalarıdır.

Düşük gelirli ya da daha az eğitimli kadınlar eşitsizlikle karşı karşıya kalmıyor. İklim bilimi de cinsiyet eşitliğinden çok uzak. UNESCO’ya göre, çalışan iklim bilimcilerinin yaklaşık yüzde 30’u kadın. Kadınlar dünya çapında çevre sektörlerinde üst düzey ulusal bakanlık pozisyonlarının sadece %12’sine sahip.

66 ülkeden 367 katılımcıyla 2021 yılında yapılan bir araştırmada; mevcut çevre aktivistlerinin demografisi analiz edildi. Araştırma, yeni nesil iklim aktivistlerinin kadınları çarpıttığı sonucuna vardı. Araştırmaya katılan 65 yaş üstü katılımcıların sadece dörtte biri kadın. 25 yaşın altındaki katılımcıların ise üçte ikisi kadın. Görünen o ki, hem gelişmiş ülkelerin hem de gelişmekte olan ülkelerin bu eğilimden yararlanılması ve günümüzün kadın gençliğini iklim hareketinde siyasi liderler haline getirmesi gerekiyor.

Küresel iklim adaleti savunucuları bazı kadınların ismini anmak, dünyayı kurtarmak için çabalayan bu kadınlara bir nebze saygının, desteğin gereği olduğunu düşünüyorum.

Christiana Figueres, Rhiana Gunn- Wright, Hilda Heine, Hindu Aumaroue İbrahim, Tessa Han, Rachel Kyte, Kate Marvel, Sunita Narain, Ellen Page, Anne Simpson, Greta Thunberg, Kotchakorn Voraakhom, Miranda Wang, Katharine Wilkinson, Changhua Wu, Bret Hartman, Rachel Rood, Lex Morales, Hanna Gunnarson, Mary Robinson…

Kadınların bilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarmak, herkesin yararına etkili iklim değişikliği çözümleri üretmek için önemli bir fırsatı temsil ediyor. Bu nedenle kadınların çözümlere öncülük etmesi gerekiyor. İyi haber şu ki, kadınlar bu sosyal ve çevresel iyileştirme işini üstlenmeye bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş şekilde hazırlar.

Görseller : Ninno Jackjr, Markus Spiske, unsplash.com