Şaşırmak

0
322

Şaşırmak; kelime anlamını arayınca karşıma 2 tanım çıktı.

Birincisi; Ne yapmak gerektiğini bilememek, nasıl davranacağını kestirememek, içinden çıkamamak

İkincisi ise; Doğru, gerçek ve gerekli olanı ayırt edemeyecek duruma gelmek…

Ben uzun zaman önce şaşırmayı bıraktım. Aslında çok temel ve sonradan öğrenilmeyen bir davranış biçimi nasıl oluyor da bırakılıyor diye merak edecek olursanız buyrun beraber inceleyelim.

İlgi alanım ekonomi ve finans olunca haliyle bu iki başlık üzerinden konuyu ele almaya çalışacağım.

Para ve para ile ilintili konular söz konusu olunca doğru kararı hızlı ve hatasız bir şekilde vermeniz beklenir; gerekir.

En azından doğruluk oranının yüksek olması beklenir. Her kararınızın doğru olması beklenmemelidir de zaten.

Ancak bizim yaşadığımız gibi ülkelerde her zaman doğru kararı veren mi kazanır ya da doğru tarafa olan; orası biraz soru işaretleri ile dolu…

Daha somut şeylere geçelim; mesela 22 Haziran tarihinde; uzun zamandır piyasalar tarafından yakından takip edilen ve yeniden çok  merak edilen bir PPK( Merkez Bankası Para Politikası Kurulu) Toplantısı gerçekleştirildi ve uzun bir aradan sonra MB enflasyon ile mücadele kapsamında faiz artırımına gitti.

Yeni başkanın (AMB Başkanı Lagarde ‘dan sonra artık bizim de bir kadın başkanımız var; yaşasın…) ilk icraatı MB Politika faizinde yükseliş yapılması ve önümüzdeki dönemde de yükseliş olabileceğinin sinyallerini vermek oldu.

Şaşırdık mı.? Hayır. Ancak hafta boyunca hatta ilk atama gerçekleştiği andan itibaren neredeyse bir faiz oranı bahsi başladı ve rakamlar havada uçuştu. Her bankanın ve yatırım kuruluşlarının ve yabancı kurumların raporları ardı ardına geliyor ve farklı beklentilerini kendi analizleri sonucu sunuyorlardı.

Bu faiz artırım kararı FED‘in uzun aradan sonra faiz artırımların ara verdiği bir döneme denk geldi. Bu da herhalde tanrının bir lütfu olsa gerek…

PPK toplantısı öncesinde yapılan analizlerde; ağırlık 20-25 % olmasına rağmen 40% lara varan tahminler söz konusu idi; tabi herkesin çalışmalarına ve kullandığı metotlara saygı duyarak; tahminlerin biraz abartılı olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bunu şu açıdan söylüyorum; uzun süredir devam eden ve herhangi bir ekonomik temele dayanmayan para politikasının tek kalemde rayına oturtulmasını beklemek biraz fazla romantik bir düşünce olacaktı …

Faiz artırımlarının etkisini göstermesi 6 ile 12 aylık bir süre sonunda mümkün olabiliyor; bu nedenle FED başkanı Powell ın konuşmalarında belirttiği gibi 2% lik bir enflasyon hedefine ulaşmaları için yapılan artırımların yeterli olacağını öğreniyoruz.

Bizim de benzer bir patikada ilerleyerek enflasyonda hedeflenen yere gelebilmemiz için faizleri nereye kadar çekeceğimiz ve piyasaya yaratacağı etkileri de iyice incelememiz gerekiyor.

Hafta boyunca piyasa oyuncuları- kim oldukları hakkında gerçekten bir fikrim yok? – farklı rakamlar ile insanların kafasını çorbaya çevirdikten sonra karar sonrasında herkes ne yapacağını bilmez bir halde kalakaldı; yani şaşkınlıktan dona kaldı adeta…

İşin bir de karar alıcılar kısmı var tabi; onlar da bu kararları alırken yazının başında verdiğim tanımlamalarda acaba 1. ye mi takılıp kaldılar; konu hakkında bir fikrim yok.

Geriye dönüp baktığımızda; politika faizinde Kasım 2020 de 15% e; Aralık ta 17% ye ve ardından 2021 yılı Mart ayında 19% a yükseltilmesi sonrasında MB Başkanı Naci Ağbal görevden alınmıştı.

Anısı çok taze olan bu tip değişiklikler tabi haliyle herkesin kafasında yer etti ve kolay kolay da kafamızdan çıkması söz konusu olmuyor. Piyasaların yaşadığı en büyük şaşkınlıklardan biri de bu görevden alma olmuştu o dönemde. Ama Ağbal deneyimi halen çok taze ve bunun kırılması için de yeniden o güven ortamının yaratılması gerekiyor.

Neyse; buraya kadar hepinizin muhtemelen adım adım izlediği olaylar aslında işin ilgi çeken kısmı değil; karar sonrasında bir anda 25 tl ye doğru hareketlenen Dolar /TL oldu.

Ve her Türk insanı gibi değer kaybeden TL karşısında farklı farklı tepkiler verilmeye ve yorumlar yapılmaya başlandı .Cuma günü 26 TL’ye yaklaşan Kur karşısında panikleyen halkımız adeta doğruyu ve yanlışı ayrıt edemeyecek hale geldi. Türk insanı için, dolar artıyorsa ekonomi kötü gidiyordur; eğer dolar değer kaybediyorsa veya yatay gidiyorsa o zaman işler fena gitmiyordur. .Bu değişmez bir klişedir.

Ancak yıllarını enflasyon ile mücadele etmeye adamış halkımız hemen gerekli cevabı vermiş ve döviz bürolarının önünde yerlerini almışlardı. Hatta faiz kararı öncesinde doları tl karşısında hızla değer kaybedeceği ve uzun sürede buralarda kalacağı spekülasyonları yapıldı; Kapalıçarşı da döviz satmak isteyenlerin uzun kuyruklar oluşturduğu filan lafları gezdi.

Bir yanda enflasyon ile mücadelede; faiz oranlarının asıl sebep olduğu savı ile yola çıkılıp; eldeli avuçtaki tüm resmi rezervlerin harcanması, öte yandan irrasyonel uygulamalardan vazgeçilip yeniden normalleşme yolunda adım atılması sonucu; seçim sonrasında hızla 26’lara koşan Dolar /TL.

Çok değil; 1 ay önce20 TL civarında olan Dolar/TL kuru 23 Haziran Cuma günü 25 TL’nin biraz üzerinden işlem görmekte idi.

Bu arada; PPK dan faiz artırımı kararı sonrasında gelinen oran 15 % olmakla beraber; piyasada uzun bir süredir mevduat faizleri 40% lara doğru yakınsamış ve bayram öncesinde daha da yüksek oranların piyasada var olduğunu duyduk. .Serbest piyasa diyebileceğimiz ve arz ile talebin kendi doğal ortamında birleştikleri ortamda, eğer faiz artıyorsa o zaman sıkılaşan ekonomide faizin de artıyor olması ve hem mevduat hem de kredi faizlerinin yükseliyor olması şaşırtıcı olmamalı; ekonomik kurallar gereği.

Uzun lafın kısası; her seyin dengesinin bozulduğu ve devlet müdahalesinin her alanda ve her şekilde olduğu bir ekonomi yönetimi sonucunda halk olarak neye şaşıracağımızı bilmez bir halde ortalıkta dolaşır bulduk kendimizi.

Kira artış oranlarına sınırlama gelmesi ve otomobil alım satımında süre ve km uygulamalarının devam etmesi gibi…

Daha önceki yazılarımdan birisinde politikacıların genelde ekonomiyi bir amaç değil araç gibi kullandıklarından bahsetmiştim.

Halkın gözünü boyamak veya seçim öncesinde verilen vaatler ile arzu edilen sonuçların alınması için kullanılan bir araç gibi…

Artık ekonomi alanındaki konuşmalar ve sosyal medya tartışmalarında 2 grup oluşmuş durumda; biri olması gereken ve yapılması, atılması zorunlu adımları tekrarlayanlar ve diğer tarafta da piyasa dostu.! Ve işleyişin aksamaması için olduğu gibi devam etmesi gerektiğini savunanlar şeklinde…

Yazı çok uzadı; ben de işin odağından uzaklaşmaması için hemen son cümle ile tamamlayayım; görünen odur ki; işin finaline doğru hızlı adımlar ile yaklaşıyoruz; bunu iyi veya kötü anlamda söylemiyorum; bir şekilde bu gidişatın tamamen format atılarak yeni bir hatta geçmesi açısından; makas değiştirmek anlamında belirtiyorum.

Gidilecek yolun sonunun iyi mi kötü mü olacağını cevabını benden alamayacaksınız bu sefer; şaşırmayın; Ancak atılan adımlar şu an için hayal kırıklığı yarattı ve acaba atamalar ’Vitrin’ yaratmak için mi yapıldı konuşmalarını yeniden gündeme getirdi. Yazıyı bir klişenin modifiye edilmiş hali ile bitirelim; Yaz zaten sıcak geçiyor ancak daha yazın başındayız