AKP Seçmeni Kardeşim! Biz Sana Anzak Ordusundan da mı Düşmanız?

0
204

“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır” 

Öğretmenliğimin ilk yıllarında okulumun öğrencileri ile gittiğimiz Çanakkale gezisi sırasında ilk kez okudum bu metni. Mustafa Kemal Atatürk, savaşmış ve bizim topraklarımızda ölmüş Anzak askerlerinin annesine yazmış bu metni. Gözyaşlarımı tutamadım. Bir süre ağladıktan sonra öğrencilerimin hepsine okuttum. Yıllarca Tarih derslerinde Çanakkale Savaşı’nı işlerken bu sözü müfredatta olmamasına rağmen anlattım öğrencilerime. Bu metin üzerinden birçok insani özelliği irdeledik çocuklarla. Bugün de aynısını sizinle birlikte yapalım istiyorum.

ANZAK yani Australian and New Zealand Army Corps, yani Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu… İngiliz sömürgelerinden Avustralya ve Yeni Zelanda’dan bir kolordu getirtilmiş “Osmanlı ordusuna karşı savaşacak, Osmanlı askerlerini öldüreceksiniz” denilmiş. Kolordu komutanlarıyla birlikte devletlerinin emrine uyan gencecik binlerce asker Çanakkale’ye getirilmişler ve dedelerimizi öldürmüşler!

Bir Osmanlı askeri, komutanı, sonrasında cumhuriyetin kurucu devlet başkanı olan Mustafa Kemal işte bu askerlerin annelerine mektup yazıyor ve o mektupta O askerlere “bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar” diyor. Bugünün iktidar söylemleri üzerinden bakınca “dedelerimizi öldürenler nasıl kahraman olabilir onlar düşmandır” diyecek birçok insan olacaktır. Hemen soruyorum kendime kimdir düşman? Emre itaat eden ve buraya gelmezse hain ilan edilecek olan bir asker mi yoksa o askerin ülkesini de sömürerek bizim ülkemizi de işgal etmeye çalışan yöneticiler mi? Bu düşünce üzerinden Mustafa Kemal’le ortaklaşıyoruz galiba. O da asıl düşman olarak askeri değil onu da sömüren işgalci yöneticileri görerek bu sözleri söylemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu düşmana kahraman mı demiştir? Düz mantıkla düşünen zihin evet diyecektir. Oysa Mustafa Kemal onlara bir annenin evladı, sömürge devletinin çaresiz gençleri olarak bakmıştır. “Her ne kadar bize karşı savaşmışsa da artık savaş bitmiş onlar da bizim evlatlarımız olmuştur” diyerek nasıl barışçıl bir dil ile bağ kurmuştur oğlunu kaybeden annelerle.

Mustafa Kemal neden barışçıl bir dili tercih etmiş olabilirdi? On yıllarca sürmüş savaşlardan bitap düşmüş bir halkın yeniden kendisini var etmeye, memleketi inşa etmeye, üretmeye, karnını doyurmaya, nefes almaya, düğününü bayramını yeniden neşe içinde yaşamaya ihtiyacı vardır. O halk artık savaşmak değil üretmekle uğraşacaktır. Bir seferberlik başlayacaktır. Ülkenin artık harıl harıl çalışmaya ihtiyacı vardır. Tarlada, fabrikada, bağda bahçede üretecektir. Karnını doyuracaktır. Burada düşmana ihtiyaç yoktur. Mustafa Kemal Osmanlı padişahı olarak yoluna devam etseydi yani o halkı daha da sömürebilmek için, sarayında sefa sürmek için yola devam edecek olsaydı o zaman o halkı “düşmanla” karşılaştırmak zorunda kalacaktı. Çünkü açım diyen birinin önüne ancak yok olmak tehdidini koyarsanız karnını doyurmak, neşe içinde yaşamak, gülmek eğlenmek, mutlu olmak taleplerinden vazgeçecektir. Yok olduktan sonra diğer şeylerin ne ehemmiyeti kalacaktır ki!

Oysa Mustafa Kemal’in niyeti yeniden bir ülke inşa etmekti. Düşmana ihtiyaç duymayan, arkasına topyekun bir halkın desteğini almış bir muzaffer olarak bu cümleleri kurmuştur. Çünkü savaşı kazanmış, cumhuriyeti kurmuş bir devlet adamı olarak artık düşmana değil barış ve huzura ihtiyacı vardır. İhtiyaç duyduğu huzur başka ülkelerin annelerine huzur dileyerek, barış diliyle kurulacaktır.

Bugün neden bu sözler dolaşıyor zihnimde sürekli? Çünkü kendi yurdumun insanları tarafından düşman gibi, hain gibi görülmekten iktidar tarafından düşman gibi gösterilmekten bıktım. Bir AKP seçmeni ile karşılaşmak ve ona sormak istiyorum; Biz AKP’li olmayan, onu eleştiren insanlar olarak ANZAK askerlerinden daha mı düşmanız memleketimize? Erdoğan neden Mustafa Kemal’in “düşman askerine, düşman annelerine” gösterdiği hassasiyeti biz Türkiye Cumhuriyeti’nin öz evlatlarına göstermiyor? Siz bu düşman politikalarını nasıl bu kadar kolay kabullendiniz? Ben söyleyeyim. Çünkü AKP kadrolarının servetleri için ülkemizin sömürülmesine karşı çıkan ve söylemleriyle sizleri ikna edebilecek bizleri daha kolay dövebilmesi, hapsedebilmesi, öldürebilmesi için sizler tarafından düşman görülmemiz gerekir. Çünkü bazı zihniyetlere göre düşmana yapılan hile, aldatma, zulüm normaldir! Eğer biz size göre düşman olmasaydık onların yolsuzluklarını haram, işkencelerini zulüm olarak görecektiniz ama şimdi “mübah”!

Rahmetli babam derdi ki “hiçbir zehir bakır tepside, bakır bardaklarda sunulmaz, bilakis altın tepside altın bardaklarda ikram edilir.” Şimdi buna dayanarak, size süslü püslü “İslam düşmanları, vatan hainleri, bu ülkeyi batırmak istiyorlar, sizi yok etmek istiyorlar” bardağı ile sunulan içeceğin zehir olduğunu bilmeniz gerekir. Çünkü bizler de sizler kadar seviyoruz ülkemizi… Sizler kadar emek verdik bu ülkeye. En az sizler kadar hakkımız var bu ülkede huzur ve barış içinde yaşamaya…

Mustafa Kemal’in bu sözlerini anlamak için Erdoğan’ın yaratmaya çalıştığı düşmanlık siyasetinden kurtulmak bugün en ihtiyaç duyduğumuz şeydir. Bir zamanlar kendisine düşman olarak gösterilen hatta göğüs göğüse savaştığı insanları bile affedecek, bağrına basacak kadar onurlu bir duruşa sahip olmak gerekir. Meğerki içinde gerçekten bir memleket sevdası olsun… Çünkü onurlu insanlar düşmanlarına bile hakkaniyetli davranır. Onurlu bir asker vatanını savunurken bile öldürdüğü insanın artık düşman olmaktan çıktığını, kendisine zarar veremeyecek olduğunu bilerek onun da ölüsüne saygı duyar. Düşmanın ölüsüne saygı duymak… Bugün var olan zehirli siyaset için ne kadar absürt bir cümle… Nasıl bir kin aşılamak isteniyorsa düşmanı bırakın öz vatandaşına işkenceye “oh” dedirtebiliyor.

Buradan çıkmak gerekir! Bu kabusun bitmesi gerekir. Yeniden üreten, bayramlarını kucaklaşarak kutlayan, komşusuna kin gütmeyen, kimsenin aç olmadığı, üretilenin eşit paylaşıldığı bir ülkeye ihtiyacımız var. Bize bu barışçıl dili sunan, kucaklayan bir yöneticiye ihtiyacımız var. Aklımızı kiraya veremeyiz. Yeni gelecek olanın da barışçıl dilden uzaklaştığını görürsek ona karşı da muhalif olacağız elbette. Halkı kendi çıkarları için din, milliyetçilik gibi argümanları kullananlara, çıkarları zedelendiğinde demokrasiden vazgeçenlere “bu ülke de bu halk da sizin oyuncağınız değil” diyeceğiz!

Siyasi partiler futbol kulüpleri değildir. Bir maçta tuttuğunuz takım kötü oynarsa bir maç kaybedersiniz ama bir iktidar partisi kötü oynarsa memleketi kaybederiz. Tuttuğunuz takıma sadakatinizi anlayabilirim ama bir partiye kötü de oynasa sadakat gösteremezsiniz. 21 yıl bir partiyi tuttunuz! İlk yıllar sahada şov yaptı aldandınız. Buna da eyvallah! Artık ülkeyi yüzde 50 düşman ilan eden bir partiden, kardeşinizi düşman gösteren bir yöneticiden vazgeçmenin zamanı gelmedi mi?

Anlıyorum, kendinizi iktidara yakın iyi durumda görüyorsunuz ama kendi adıma söylüyorum ben mutsuzum kardeşim. İşimden edildim. Geçinemiyorum. Bir kadın olarak kendimi güvende hissetmiyorum. Çocuğum üniversite mezunu ama asgari düzeyde kendi işini yapabileceği bir iş bulamıyor. Başka kadınlar ve başka çocuklar için de tedirginim. Bu baskı rejiminde düşman görülmekten, lanetlenmekten bıktım. Yeniden öğretmenliğe dönmek, ders vermek, öğrencilerimle buluşmak istiyorum. Bütün çocuklar için iş, aş ve mutlu günler istiyorum. Hayatı eşit paylaşmak, eşit yurttaş olmak istiyorum.

Benim için tarafını değiştirebilir misin bir kez olsun? Sana söz! Gelecek olan yeni iktidar sana antidemokratik davranırsa senin için de direneceğim, senin için de mücadele edecek ve o iktidara da muhalif olacağım. Sana söz!