Gençler mutsuz, umutsuz…

DAHA MUTLU OLAMAM!?

Ağustos ayında Mor ve Ötesi’nin konserine gittim; konser gençlerle doluydu. Dans ettiler, şarkılara eşlik ettiler, iki saatliğine doyasıya eğlendiler…ama sadece iki şarkıda haykıra haykıra bağırdılar. O kadar ki Mor ve Ötesi yerine önce gençler söyledi şarkıları. Hangileri biliyor musunuz? “Bir derdim var” ve “Daha mutlu olamam”. NOKTA.

Konser çıkışı Eylül ayı yazımı gençlerin mutsuzluğu üzerine yazmaya karar verdim çünkü gençlerin eğlenirken bile ifade ettikleri haykırışları içime işledi. Düşünürseniz bu gençler konsere gidecek bir ekonomik duruma ve sosyal özgürlüğe sahip gençler. Belli imkanlara erişimi olan ve bu imkanlara biraz sırtlarını yaslayabilecek olanlar. Bu gençler nispeten geleceğe umutla bakma lüksüne sahip olanlar. Ve onlarda da mutsuzluğu ve umutsuzluğu gördüm.

Tabii bunu sadece tek bir konser izlenimine bakarak yazmıyorum; bir şekilde araştırmalar, sosyal medya izdüşümleri, günlük konuşmalardan da bu durumunu hepimiz fark ediyoruz.

2020 yılının şubat ayında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, son 3 yılda psikiyatri kliniklerine 7 milyon 953 bin 651 kişinin başvuru yaptığını açıklamıştı. Pandemiye çok iyi girmediğimiz yüzyılın sırrı değil. 2019’da 49.8 milyon kutu antidepresan ilaç satılırken bu sayı 2020’de 54.6 milyona çıkmıştı; 2018’den 2019’a artış oranı yüzde 1.8 iken 2019’dan 2020’ye artış oranı yüzde 9.6 olmuş. Bu oranların kaçı genç nüfusa ait bilmiyorum ama sonuçta böyle bir ortamda yetişiyorlar. Ekleyeyim, destek almamızda hiçbir sıkıntı yok; destek almaya ihtiyaç duyuyor olmamız sıkıntılı. 2021 yılının istatistiklerini de yakında eminim görürüz ama ortaya çıkacak tablodan kimse umutlu değil. Aileler de oldukça endişeli bir durumda; çocukları için ciddi bir endişe duyuyorlar ve bu durum sadece Türkiye ile sınırlı değil.

Statista verileri Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfusun son bir yıl içinde %41’nin endişe sorunu yaşadığını, %39’unun stresle baş etmeye çalıştığını ve %30’nun depresif bir aşamada olduğunu gösteriyor. 18+ nüfusun ortalaması bu; birçok coğrafyada da durum benzer. Bu ortamda yetişen gençlerin ebeveynleri de yine benzer endişelere sahip. Yine aynı ülkeden devam edersem, Amerika Birleşik Devletleri’nde Osmo tarafından yapılan diğer bir araştırma tüm yaşananların çocuklardaki yansımasına ışık tutuyor. Haziran 2021’de 5-14 yaş arası çocukları olan ebeveynlerle yapılan çalışma, ebeveynlerin %72’sinin çocuklarının salgın sonrası sosyal becerilerinin “risk altında” olduğunu düşündüklerini gösteriyor. Ebeveynler çocuklarının eğitiminin COVID nedeniyle ciddi şekilde geri kaldığını da hissediyor. Ve dahası, çocuklarının başkalarının yanında sosyal olarak evde olduğundan farklı hatta garip davrandıklarına inanıyor. Aynı grubun %77’si karantina sırasında çocuklarını, arkadaşlarıyla video oyunları oynamak, telefon görüşmeleri yapmak ve sanal buluşmalar gibi etkinliklerle sosyal kalmaya teşvik etmiş olsalar da %41’i çocuklarının arkadaşlarıyla yüz yüze görüşmelerde sohbet etmekte zorlanacağından endişe ediyor.

Ülkemizde ve Dünyada çocuklarımıza dair sıkıntılar bunlar iken gençlerin aklından geçenleri de göz ardı etmemek lazım. Evet, herkesin içi sıkılıyor, peki gençler en çok nelerden endişeli? Bu haleti ruhiyenin bilenen sebepleri dışında bilinmeyenler de var mı? Araştırmalar gençlerin yetişkinlerle benzer dertlerinin olduğunu ancak kendilerine özgü farklı konularda da endişe duyduklarına işaret ediyor. Yaş döngüsü nedeniyle tabii ki yaşlarının getirdiği özel durumlara sahipler. Y Pulse tarafından Mayıs 2021’de 13-39 yaş grubu ile yapılan araştırmanın sonuçları gençlere sıkıntı veren konuların neler olduğuna dair iyi bir fikir veriyor. Gençlere neslinizin karşılaştığı en önemli sorunlar sizce nedir diye sorduklarında ortaya çıkan cevaplar sırasıyla şöyle: COVID-19, Irkçılık ve Ayrımcılık, Teknoloji Bağımlılığı, Finansal Endişe/Borç, İşsizlik ve Düşük Maaş, Ekonomik Sorunlar, İklim Değişikliği, Sosyal Medya, Akıl Sağlığı Sorunları ve Eşitsizlik. Boşuna Z Kuşağına “Dayanıklılık Kuşağı (Generation Resilient)” denmiyor, gerçekten zor dönemeçleri olan bir dönemde yetişkinliğe hazırlanıyorlar. Ayrıca aktif online bir hayatı olan Z Kuşağının global olarak ortak birçok özelliği olduğu da görülüyor.

Çok küçük yaştan hayatlarının devamını düşünmeye hatta aksiyon almaya başladılar. Ayrıca devam eden pandemi ve ekonomik koşullar, gençlerin yüksek eğitim ve kariyer hedefleri hakkında da düşüncelerini etkilemeye devam ediyor. Bu yeni koşullar altında geleceklerini de oldukça gerçekçi bir şekilde kurgulamaya çalışıyorlar. Pearson tarafından yapılan çalışma gençlerin %72’sinin eğitimlerini tamamlamak için yeni bir aciliyet duygusu hissettiğini, %45’inin sağlık ve bilim alanında kariyer düşünmeye başladığını ve pandemi nedeniyle çalışma alanlarını yeniden gözden geçirdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, gençlerin sertifika, uzmanlık eğitimleri, workshoplar gibi öğrenme fırsatlarını takip ederek, kendilerine daha fazla yatırım yaptıkları anlaşılıyor.

Öte yandan akıl sağlığıyla ilgili sıkıntılar da artıyor. Online yaşamanın doğal bir sonucu olarak sosyal hayatı yaşamaya dair sıkıntılar gün yüzüne çıkıyor. Uzun saatlerini online geçiren ve hayatının doğal bir parçasını online hale getirmiş gençlerin “yüz yüze” sosyalleşmekle ilgili ilginç psikolojik bozuklukları ortaya çıkıyor. Örneğin FODA “The Fear of Dating Again/ Tekrar Flört Etmekten Korkma”. Motivasyon ve konsantrasyon sağlamak konusu ayrı bir sorun.

Daha mutlu olamam! diye haykırırlar tabii.

Tüm bunlar kurumsal açıdan bakıldığında şunu anlatıyor: Kurumların birkaç sorumluluğu var. Önce kalifiye eleman bulma, işe alımdan sonra adaptasyon ve ardından koruma. Verimli ve uzun ömürlü bir iş ilişkisinde koruma tatmin ile oluyor ve tatmin sadece maaş ile gelmiyor; hiç kuşkusuz maaş önemli ama sadece iyi bir maaş için çalışan, daha iyi maaşa kolayca gider. ‘Ne kadar ekmek, o kadar köfte’ derdi babam. Kurumlar çalışanların memnuniyetini, tatminini sağlamak için akıl sağlını korumalarına yardım etmekten, yapılan işin etik kodunu doğru aktarmaya birçok konuyu ele almalı. Görüşüm, tatminin en kritik boyutu mutluluk ve bunu başarmanın yolu dinlemekten, anlamaktan geçiyor.

Bu koşullar altında iş hayatına girmeye yeni başlayan gençlerimizin şartlarını, ihtiyaçlarını ve hedeflerini doğru tanımaya ihtiyacımız var. Çalışanların akıl sağlığını korumak şimdiden önemli bir noktaya geldi.

Fark etmediyseniz, dikkat etmenizi öneririm; ‘Mental Health-Akıl Sağlığı’ konusu tüm kurumların geleceğinde önemli bir rol oynayacak. Kurumun geleceği için genç çalışanların daha mutlu olmalarını sağlamak öncelikli bir mesele olacak.

Sadece sağlıkla değil, mutlulukla da kalın.


https://kidscreen.com/2021/07/20/us-parents-worry-kids-have-lost-social-skills/

The Biggest Problem Gen Z & Millennials Say They Are Facing in 2021

https://www.forbes.com/sites/markcperna/2021/07/27/how-the-pandemic-is-inspiring-gen-z-to-rethink-their-education-and-career/?sh=35f6885910ca

Benzer İçerikler
Devamı

Gece dalışı ve yakamoz…

Sualtı yazılarında en sevdiğim dalışları gece yaptığımı anlatmıştım, bugün de yine gece dalışından ve gece dalışının keyfinden, güzelliğinden…
Devamı

Yaz bitti, kış geliyor!

Eylül ayını yarıladık ve Ekimdeki meclis açılışı öncesinde yavaş yavaş siyasi karakterleri “bronz tenleri‘’ ile emekçinin ve çiftçinin…
Devamı

Okulu özlemek…

TDK tanımına göre özlemek kelimesi ‘’Bir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek’’…
Devamı

Arkadaşım ahtapot…

Dalışa başlarken aklımızda bir soru çınlayıp durur, “su altında nasıl nefes alacağım?” İnsanlık iki ayağının üzerine kalktığından beri…