Protokollerden Komplo Teorilerine…

Son yazımı aşağıdaki paragrafla bitirmiştim…

Geçen yüzyılın başında Fransa’da sokak ve meydanlar Dreyfus olayı ile çalkalanır, toplum bir “öteki” yüzünden farklı kamplara bölünürken, Çarlık Rusya’sında yayınlanan bir kitap dehşet verici bir teoriyi piyasaya sürüyordu. “Siyon Önderlerinin Protokolleri” veya sıkça sözü edileceği gibi sadece “Protokoller” o andan itibaren her coğrafyada ve gelecek her zaman diliminde sıklıkla servis edilecek ve çokça müşteri bulacak bir komplo teorisini haykırıyordu:

“Sakının, Yahudiler tüm dünyayı yönetiyor!”

Devamı gelecek!

***

Dreyfus olayı Fransa Yahudilerinin üzerine kara bir bulut olarak çöker. Olayın boyutu süreç içinde, askeri bir casusluk olayından kitlesel bir nefrete dönüşür. Sapla saman iyice karışır. Bir ırkçılık örneği sokaklara yansımaya başlar.

Tam da bu dönemin ertesinde yayınlanır Protokoller. Rivayet bu ya, bir hahambaşı önderliğinde, İsrail’in on iki kavminin temsilcileri toplanmışlar dünyayı nasıl ele geçirip nasıl yöneteceklerini tartışmaktadırlar. Akıllara ziyan görüntüyü ateşleyen, Yahudi’nin bir yandan banker, öte yanda emekçi olmasıdır, örneğin. Öyle ya, Rothschield ile Marx karmasını açıklamak nasıl olurdu yoksa? Veya devrimci Trotçki ile sermayedar Yahudi’yi? Veya Rosa Luxemburg ile burjuva Yahudi’yi? Mendelsohn, Mahler ile emperyal Rusya’daki shtetllardan[1] kovulan sütçü Tevye’leri[2]

Servis edildiği tarih 1903, ülke Çarlık Rusya’sıdır. Pogromların Yahudi hayatının değişmez parçası olduğu, sefaletin ülkenin üzerine kabus gibi çöktüğü, Romanov hanedanının çoktan çatırdamakta olduğu bir dönem. Huzursuzluk artık St. Petersburg sarayının kapılarına dayanmıştır. Sosyal, ekonomik sorunlar bir yana, Çarın Uzakdoğu’da Japonlarla da ciddi sorunları vardır.

Akranları gibi Yahudi gençleri de çıkışı bazı devrimci oluşumlara katılmakta bulmuş. Bedelini ödeyebilen kimi ülkeyi terk ederken, büyük çoğunluğu Çara karşı diğer yoldaşlarla birliktelik kurmaktan geri kalmamış. Yahudi yaşantısında geleneklerin çatırdadığı, umutsuzluğun, isyanın hüküm sürdüğü bir dönemden söz ediyoruz.

Zaten, 1905 Rus-Japon savaşında büyük bozgunu getirecek, Çarın donanması Pasifik kıyılarında tamamen imha olacaktır. Gelen devrimin ayak sesleri sarayın duvarlarında yankılanmaktadır iyiden iyiye… İsyanın ön saflarında, daha sonraları Lenin ile birlikte hareket edecek birçok Yahudi genci vardır.

Bu atmosferin, Rus gizli servisi Okhana tarafından üretilen Protokolleri yaratmasına şaşmamak gerekir. O ana dek yazılan en sıkı antisemit yayındır, Siyon Önderlerinin Protokolleri. Yahudileri ve onların Avrupa’daki karanlık işbirlikçileri olarak kabul edilen masonları hedef alan bir dizi komplo teorisine kapı açar.

Protokoller, Kraliyet sarayları tarafından kabul edilecektir. En azından ret edilmeyecektir. Karşı devrimciler tarafından heyecanla kullanılacaktır… Hitler zamanında Almanya’da öncelikle okunması gerekenler arasına alınacak, o dönemde, evlenen her çifte “Kavgam” ve “Protokoller” hediye edilecektir. Böylece, Ari ırkın can düşmanın nerede olduğunun iyi anlaşılması sağlanacaktır!

***

Oysa, Herzl’in 1897’de Basel’de topladığı birinci Siyonist kongreden çok sonraları dahi, Yahudi ulusal karakteri konusundaki ilk farkındalığın temellerini henüz doğru dürüst atılmamıştı bile. Bırakın dünyaya hükmetmeyi, Yahudi toplumları kendilerini dahi yönetmekten acizdiler. Her ne kadar, “gelecek sene Kudüs’te” umudu iki bin senedir dualarda dillendiriliyorduysa da, Judenstaat[3] fikri Yahudi halkı içinde bir karşılık bulmaktan çok uzaktı… Kongrede ve sonrasında oluşan fikir ayrılıkları, değişik coğrafyalardaki cemaatler arasındaki sürtüşmeler, Siyonist fikrin toparlayıcı bir yanının olmadığını ortaya koymuştu geçtiğimiz yüzyıla girerken.

Bu bağlamda Siyon önderleri diye bir kavram ancak hipotetik bir yaklaşımı kapsayacaktır. Önderlerin bir araya gelmeleri, dünyayı yönetmek, diğer halkları kendilerine kul etmek için yola çıktıkları konusu, Yahudiler hakkında yayılmaya çalışılan – en hafifinden – bir söylentinden başka bir şey değildi.

Amerikalı siyaset bilimci, düşünür Stephen Eric Bronner, “A Rumor About the Jews – Antisemitism, Conspiracy and the Protocols of Zion[4]” adını verdiği kitabında bazı tespitlerde bulunuyor:

Kitap antisemitlere, can düşmanları Yahudilerin hem batı uygarlığının gerçek dostu gibi davrandıklarına hem de onu yok etmeye çalıştıklarını göstermekteydi. Bu anlatım, kitapta ifade bulan teorinin temelini oluşturuyordu. Yahudi nefretinin ifade edildiği binlerce yol, aslında önyargıların devamlılığından kaynaklanıyor. Protokoller, Hıristiyanlığın gerçek takipçileri ile devrimci ve din karşıtı olduğunu iddia eden hareketler arasındaki bağlantıyı kuruyordu. Son kertede zincire bir de Ari ırk yaratmak arzusundaki Nazi ideolojisi de eklenmişti. Aydınlanmaya karşı gelme dürtüsü ile hareket edenlerin neredeyse hepsi kendilerini, modern çağın demokratik devriminin ürettiklerine karşı birleşmiş bulmuşlardı: laiklik ve bilim, akılcılık ve maddiyatçılık, tolerans ve eşitlik, kapitalizm ve sosyalizm, liberalizm ve Marksizm… Antisemitizm bu anlamda bağımsız bir dürtü değildi. Norbert Elias’ın[5] ifade ettiği uygarlaşma süreci karşı yöneltilen daha geniş bir direnişin parçasıydı…”

***

Kitabın uluslararası satışları 1920 ve 30’lar boyunca rekor üstüne rekor kırar. Kitab-ı Mukkades’ten sonra en çok satanlar arasında, açık ara ikincidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşananlarla bilirlikte antisemitizmin kabuk değiştirmesine koşut, onun da söylemi değişir. Yaşayan bir yayın haline gelir adeta… Birçok dile çevrilir, birçok ülkede okuyucu / destekçi bulur. Bunların arasında, neredeyse hiç Yahudi nüfusu olmayan ülkeler dahi vardır…

Günümüzde Protokollerin hiçbir gerçeği yansıtmadığı bilinmesine rağmen, hala tarihin değerlendirilmesini onun sunduğu arızalı süzgeçten yapanlar yok değil. Aslında, bugün Protokoller, hedef aldığı Yahudileri anlatmaktan çok, onu dikkate alanlar hakkında fikir veriyor, denilebilir…

Yayın entelektüel derinlikten yoksundur. Fikirden fakir, muhakemeden ırak, kaba ve ucuz bir söylem içerir. Yazımı içler acısıdır. Yahudi halkının bir Baş Haham tarafından yönlendirildiği, itaatin kesin emir olduğu bir yapıdan söz eder ki, bu Yahudi geleneğine tamamen zıt bir davranıştır. Kaldı ki, kitabın kendi akışı böyle bir yönetimi zorla dayatır.

Destekçileri arasında, yaşam felsefesi ne olursa olsun, spektrumun her tarafından insanlar, örgütler vardır. Bunların arasında, Çarlık Rusya’da monarşi yanlısı, aşırı sağcı bir grup olan Kara Yüzler[6] Hareketini saymak gerekir. Benzer şekilde, Fransa’da, Dreyfus Olayı sırasında sokaklara dökülen ve Yahudi karşıtı gösterilerin sertleşmesine neden olan, aşırı sağcı, monarşist Action Française[7] hareketini de saymak gerekir. Opus Dei de benzer bir yol izleyecek, Katolik dünyasına Yahudiliğin tehlikelerini anlatmak için seçecektir Protokolleri!

Sonra bunu değişik ülkelerde yayınlayanlar ya da destekleyenler vardır. Ludwig Müller, Nazi yanlısı Alman din adamı, Hitler’in Reichsbishop olarak atadığı teolog, Almanya’da Protokolleri ilk yayınlatandı. Keza, Nazi ideoloğu, Hitler’in yakın çevresinin vazgeçilmezi Alfred Rosenberg de komplo teorilerinin destekleyicisiydi…. Ve Henri Ford, Ford otomotivin kurucusu, ateşli antisemit, Protokollerin, ABD’de yaygın şekilde dağıtımını sağlamıştı…

Siyon Önderlerinin Protokolleri ve ondan türeyen komplo teorileri bugün hala ülkemiz dahil birçok coğrafyada, Yahudi varlığından ya da etkisinden bağımsız bir şekilde, zaman zaman insanı güldürecek, ancak çokça da saç baş yolduracak şekilde, devam ediyor. Sosyal medyanın getirdiği bilgi kirliliği de nefretin ayyuka çıkmasına çanak tutuyor, komplo teorilerinin beslenmesine verimli bir ortam hazırlıyor…

Devamı gelecek!


[1] Orta ve doğu Avrupa’daki küçük Yahudi köyleri

[2] Damdaki Kemancı’daki ana karakter : Geleneklerini yitirmemeye çalışan bir aile babası

[3] Das Judenstaat – Yahudi Devleti, Theodor Herzl’in kitabı, Şubat 1896

[4] “Yahudiler Hakkında bir Söylenti : Antisemitizm, Komplo ve Siyon Protokolleri”

[5] Norbert Elias, sosyolog . Özellikle uygarlık – inandırıcı süreçler teorisi ile ünlüdür…

[6] Black Hundreds, Rusya’daki birçok pogromu düzenleyen aşırı milliyetçi bir gruptur.

[7] ‘Fransız Eylem Hareketi’ halen faal olan milliyetçi bir oluşumdur.

Benzer İçerikler
Devamı

Gece dalışı ve yakamoz…

Sualtı yazılarında en sevdiğim dalışları gece yaptığımı anlatmıştım, bugün de yine gece dalışından ve gece dalışının keyfinden, güzelliğinden…
Devamı

Yaz bitti, kış geliyor!

Eylül ayını yarıladık ve Ekimdeki meclis açılışı öncesinde yavaş yavaş siyasi karakterleri “bronz tenleri‘’ ile emekçinin ve çiftçinin…
Devamı

Okulu özlemek…

TDK tanımına göre özlemek kelimesi ‘’Bir kimseyi, bir yeri veya bir şeyi görmeyi, ona kavuşmayı istemek, göreceği gelmek’’…
Devamı

Arkadaşım ahtapot…

Dalışa başlarken aklımızda bir soru çınlayıp durur, “su altında nasıl nefes alacağım?” İnsanlık iki ayağının üzerine kalktığından beri…