Metallica’nın 72 Mevsimi

0
412

Rock tarihindeki her dönemde o dönemi temsil eden 3 ya da 4 grup vardır. Örneğin, 60’ların sonundaki İngiltere’deki rock müzik patlaması sırasında bir çok müzisyen ve grup ortaya çıksa da The BeatlesRolling StonesThe Who ve The Yardbirds bu dönemin baş rol oyuncuları olarak kabul edilir. Benzer bir şekilde heavy metal’in başlangıcında da Deep PurpleLed ZeppelinBlack Sabbath ve Uriah Heep vardır. 80’lerin başında ise bu sefer ABD’den doğacak thrash metal akımı için de benzer bir durum mevzubahistir. Thrash metal denince birçok gruptan önce MetallicaMegadethSlayer ve Anthrax isimleri akla gelir. İşte bu dörtlünün en bilineni olan Metallica 2016’dan sonra, 7 yıllık bir araya son vererek yeni albümü 72 Seasons‘u yayınladı.

Thrash Metal’in doğuşu, tam da benim rock ve metal müziğe merak saldığım ortaokul yıllarıma denk geldiğinden, Metallica benim için ayrı önemde bir grup. Hoş, herkesin bayıldığı o meşhur Black albümü ile birlikte kendileriyle olan münasebetimi maslahatgüzarlık seviyesine indirsem de yine de belki bugün o gündür diye 91 sonrasında da her çıkardıkları albüme ister istemez kulak kabarttım. Ancak, hiçbir seferinde ilişkimizi yine büyükelçilik seviyesine çıkartamadım maalesef. Peki, Metallica‘nın çok umurunda mıydı bu? E, tabii ki hayır. Yine de bir umut 72 Seasons çıkınca dedim ki, “O gün bugün müdür acaba?

En başta şunu söylemeliyim ki albümün temposu ve enerjisi gayet iyi. Hatta fazlasıyla iyi, hatta steril. Özellikle gitar kayıtlarını dinlerken bazı tonlar insana çok mekanik geliyor. Hatta bazen bilgisayar çalmış hissine kapılabiliyorsunuz. Belli ki, kayıtlara daha sonra çok fazla düzenleme yapılmış. Ayrıca, parçaların çoğu sanki kes yapıştır riff’lerden oluşmuş gibi. Bazı şarkıları dinlerken doğrudan aklınız Black Sabbath’a, Ozzy Osbourne‘na ya da Jane’s Addiction gibi farklı gruplara ya da grubun çok eski albümlerindeki farklı şarkılara kayıveriyor. Zaten bazı şarkıların içinde doğrudan göndermeler var. Metallica‘nın bence gerçek imzası olan ilk dört albümündeki birçok riff aklınıza geliyor şarkıları dinlerken. Tempo ve ritm olarak da o ilk yıllarındaki dönemlerine dönme çabası çok açık belli oluyor. Trujillo‘nun bas gitarlarını dinlerken bazı yerlerde ...And Justice for All‘daki Newsted bas gitarlarını hatırlıyor insan.

Albümde gerçekten çok açık göndermeler var. Örneğin, Screaming Suicide‘ın içinde Kirk Hammet şarkının 3,5’uncu dakikasında itibaren Deep Purple‘ın Highway Star‘ının solosundan bir demet sıkıştırmış şarkının içine. Crown of Barbed Wire‘ın içinde ise Tom Petty‘nin Mary Jane’s Last Dance solosundan küçük bir bölüm var. Albümün en uzun şarkısı olan 11 dakikalık Inamorata‘nın riff’i de buram buram Black Sabbath‘ın War Pigs‘ini hatırlatıyor. Şarkı ilerlerken riff öyle büyük bir benzerlik göstermiyor gibi görünse de bir anda aklınızda War Pigs çalmaya başlıyor şarkıya paralel. En azından bende öyle oldu. Benzer bir şeyi You Must Burn!‘de de hissettim ama o kadar kısa bir riff geçişi ki bir türlü aklıma gelmedi asıl şarkı. Sleepwalk My Life Away‘in riff’i ise sanki Enter Sandman ile My Friend of Misery‘nin birleştirilmişi. Kötü mü? Değil, ama öyle işte.

Albümün bence açık ara en iyi şarkısı albüme adını veren ve açılışını yapan 72 Seasons. Tüm Metallica elemanlarının Lemmy’e olan sevgisi ve saygısı zaten bilinen bir durum. Ben, bu parçanın girişindeki kemik gibi bas gitarı ben Lemmy’ye de sağlam bir selam duruş olarak dinledim. Şarkının temposu ve ritm geçişleri benim gençliğimdeki Metallica‘yı hatırlattı biraz. Zaten, James Hetfield’de şarkının isminin gençlikten yetişkinliğe geçişle ilgili bir kitap okurken ortaya çıktığını söylemiş bir mülakatında. Parçanın bazı yerlerinde ciddi ciddi Master of Puppets dönemi temposunu, havasını ve tonlarını yakalamışlar. 7 dakikayı aşan uzun bir şarkı bu şarkı. Albümün de resmi olarak yayınlanması sonrası piyasaya sürülen ilk teklileri.

Albümün çıkış teklisi olan Lux Æterna‘da tempo olarak neredeyse ilk albümleri Kill’em All‘dan Hit the Lights temposunda ve hızında. Ancak gerek riff, gerek yapı olarak albümdeki en kendine özgü şarkılardan biri. Albümün de en kısa şarkısı. If Darnkness Has a Son dinlerken beni …And Justice for All dönemine götürdü. Tatlı bir Eye of the Beholder havası aldım sanki. iyi şarkı. Albümde diğer beğendiğim bir şarkı da Room of Mirros. Girişini fazlasıyla Deep Purple‘ın Stormbringer‘ına mı benzettiğimden mi şarkıyı sevdim bilmiyorum ama albümün bence en özgün şarkılarından biri. Girişi öyle olsa da şarkının kendisi albümdeki diğer şarkılardan farklı ve riff’i gerçekten yeni.

Sonuç olarak 72 Seasons beni o gençlik dönemlerimde sevdiğim (hatta bayıldığım) Metallica‘ya götürdü. Hatta, rock tarihi içinde sevdiğim grup ve müzisyenlere durduğu selamları da sevdim. Ancak, albüm öyle bir hale gelmiş ki sanki birileri tempoyu kesmeden yürütecek riff’leri bir yerlerden toplayıp şarkıları bestelemiş. Hani insan AI işi diyecek utanmasa. AI olmasa bile akıllarında asılı kalmış tüm riff’leri ister kendi eski albümlerinden olsun ister sevdikleri gruplardan olsun bir araya getirip bunlardan bir kolaj üretmişler sanki. Bunu da hiç fena yapmamışlar aslında. Ancak, yaptıkları kolajların çoğu çok garanti riff’ler ve ritmler ile yapılmış. Üstüne bir de bir sürü kayıt sonrası düzenleme gelince albümün sound’undaki samimiyet kaybolmuş. Ben bundan öncekilere göre biraz daha yakın buldum bu albümü kendime. En azından macera aramak yerine güvenli sularda iyi ve eskiden olduğu gibi sert ve tempolu bir şeyler yapmak istemişler, olmuş. Bir de şarkıları bu kadar çekiştirmeseler daha da güzel olacakmış sanki. Şarkıların süreleri bence gereğinden uzun ve riff’leri fazla çekiştirmişler.

Yalnız hiç anlamadığım bir şey var ki Kirk Hammet 40 yıldır neden hep aynı soloları atıyor? İnsan hiç sıkılmaz mı her şarkıda aynı soloları çalmakta? Kim bilir. Bu albüm, öyle acayip bir köklere dönüş albümü değil ama (en azından benim için) 1991 Black albümü gibi bir fecaat da değil. Belli ki, mükemmel bir prodüksiyon ile liste ve satış başarısı hedeflemiş ama geçmiş ünleri ve dinleyici kitlelerine güvenerek biraz daha eski dönemlerine yakın bir şeyler üretmek istemişler. Ortaya planladıkları gibi bir albüm çıkmış. Albümün çıkar çıkmaz tüm dünya listelerinde birinciliğe oturması da amacın hasıl olduğunu ispat ediyor zaten. Belki bu sefer, Jethro Tull’dan rövanşı alırlar Grammy’lerde de, kim bilir? Bence bu albüm ne berbat bir albüm ne de öyle uçup kaçan bir albüm. En azından benim Metallica arşivime alabileceğim düzeyde. Ancak, aramızdaki ilişkiyi büyükelçi düzeyine taşır mı? O kadar da değil.