Yandaşlığa Karşı Yaşasın Muhalif Kibir!

0
190

Muhalif Kibir demiş Ahmet Hakan…

“Evden çıktım. Mahallenin kafesine doğru… Birden karşıma bir hanım çıktı. 30-35 yaşlarında bir hanım. Beni görünce şöyle dedi: “Siz sokağa çıkacak yüzü nereden buluyorsunuz?” Hemen anladım: Bu bir laik ataktı. Bu bir muhalif kibriydi. Bu bir memleketin sahibi biziz hadsizliğiydi. Bu bir farklı yaklaşımlara tahammülsüzlük şımarıklığıydı. “Sokağa çıkacak yüzüm yok ama evde de çok canım sıkılıyor” diye cevap verecektim, diyemedim. Çünkü hanım hemen vınlayıp gitti.”

Bunları yazmış köşesinde.

Medyatik bir kişi Ahmet Hakan. Yazdıkları binlerce kişiye erişebiliyor. Onunla yolda karşılaşan ve bir okuyucu, bir yurttaş olarak tepkisini dile getiren kadının ise böyle bir imkânı yok. Ne yapmalıydı böyle bir durumda Ahmet Hakan? Yurttaşın eleştirisini dinleyip anlamaya çalışmalıydı. Teşekkür edip belki bir durum değerlendirmesi, belki bir özeleştiri yapmalıydı kendi içinde.

Elbette bir gazeteci ise…

Ama bir “gazeteci” değil yandaş ise -ki yandaş olmayı da kendisinin seçmediğinden de eminim- köşesinden sıradan bir yurttaşa yönelik dilediğini yazmak da kolay gelir elbette!

Böyle bir kadın var mıdır, bu sözleri sarf etmiş midir emin değilim. Belki de arada sırada iktidarın hoşuna gidecek bir şeyler söylemek gerektiğinde böyle hayali karakterler yaratıyordur Ahmet… “Tarafsız bölge” ya konuştuğu yer, dili de iktidarın istediğini söylüyor alabildiğine…

Velev ki bu kadın gerçekten var olsun ve Ahmet Hakan’a bu sözleri söylemiş olsun. Ne demiş kadın? “Siz sokağa çıkacak yüzü nereden buluyorsunuz…” Kadın diyor ki memleket aç… Çarşı pazara çıkacak gücümüz yok. Enflasyon 3 haneli seyrediyor. Dolar, Avro 30 liralarda… Kız çocuklarına ayrı okullar planlanıyor, gerici yasalar çıkıyor. Akbelen’de, Hatay’da, sahillerde doğa katlediliyor. 5’li çete ile bir olup memleketi soyuyorlar. Gençler işsiz. Kış yaklaşıyor, doğalgaz faturasını nasıl ödeyeceğiz? Kadınlar katlediliyor, iş cinayetlerinde işçiler ölüyor…

“Bunların benimle alakası nedir” diyebilir Ahmet.

Kadın cevap verecek: “Seçim öncesi AKP güzellemeleri yaptınız, ona oy vermeyecek olanları hedef gösterdiniz. Hala bu kötülüğe ortak oluyorsunuz. Bunun için yüz lazım. Yüzümüze bakacak yüzünüz yokken hangi yüzle sokağa çıkıyorsunuz?”

Durup düşünmek, özeleştiri yapmak gerekirken “muhalif kibri, laik atağı” deyip çıkmak da Ahmet’in cevabı olmuş…

Kardeşim Laik olmanın nesi kötü?

İslam Peygamberi  bile “leküm diniküm veliyedin- senin dinin sana benim dinim bana” demiş sana ne oluyor?

“Kimse devleti kendi dini ile yönetmesin, din sömürüsü, din zorbalığı yapmasın” demenin nesi kötü?

Muhalif kibri nedir?

Ahmet, muhalif kibri derken kimi kastediyor? Memleketini seven, memleketine sahip çıkanları… İktidarın yoksulluk ve yolsuzluk politikalarına karşı halkın yanında yer alanları… Sömürülerek zengini daha da zengin etmek için değil, güzel bir ülke yaratmak için çalışmak isteyenleri… İnsanların açlık çekmediği bir ülke isteyenleri… Barış içinde sosyal bir hukuk devleti düşü kuranları… Kötünün yandaşı olana karşı haklıdan yana olmanın haklı gururunu taşıyanları…

Böyle kibre can kurban! Kötünün yandaşlığına karşı muhalif kibrinin yanındayız!

Bir zamanların AKP muhalifi, şimdilerde yandaşı Ahmet Hakan’ın aşağılamak amacıyla “muhalif kibri” olarak nitelediği “muhaliflik” çok değerli oysa…  Keşke kendisi de yıllar önce saldırılara pabuç bırakmasa, omurgalı biçimde fikrini savunmaya, muhalifliğe devam etseydi de biz de ona kibirli diyebilseydik.

Oysa o kibir için haklılık gerek… Haksızın yanında durana sorulmayacak sorudur “yüzün var mı?”

Bu yazının muhatabı Ahmet değil, Ahmet’e dönüşmeye müsait sözde muhalifler aslında.

Siz siz olun dik duruşunuzu bozmayın! Boynunuzu bir kez eğerseniz, ayaklarını öptürür size iktidarlar.

“Memleketin sahibi biziz hadsizliği” demiş bir de kadına?

Memleketin sahibi kimdir Ahmet?

Ormanımızı, zeytinimizi inşaat çetelerine peşkeş çekenler mi? Deniz sahillerimizi milyarder otel sahiplerine açıp halka kapatanlar mı? Ülkemizin kamu kurumlarını “babalar gibi satarım” diyenler midir memleketin sahibi? Tank-palet fabrikasını Katar’a, PTT’yi Lübnan sermayesine, İstanbul’umuzu Suudi sermayesine pazarlayanlar mıdır memleketimizin sahipleri?

Yoksa eken, biçen, doyuran çiftçiler, bindiğiniz lüks arabaları, konuştuğunuz telefonları, izlediğiniz televizyonları, evinizin eşyalarını üreten işçiler midir?

Evinize yemek getirirken yollarda can veren kuryeler, donunuza kadar giydiklerinizi diken konfeksiyon işçileri, yollarınızı, köprülerinizi yapan işçileri midir?

Tedavinizi yapan sağlık emekçileri, çocuğunuzu eğiten öğretmenler, her türlü hizmetinizi üç kuruşa gerçekleştiren kamu ve özel sektör emekçileri midir memleketin sahipleri?

İster kandırılan, manipüle edilen, cahil bırakılmasına göz yumulan AKP seçmeni olsun, ister laiklikten yana, akılcı, eleştirel düşünüp sorumlu davrandığı için suçlanan insanlar olsun bu memleketin sahibi tüm emekçilerdir.

 Ve bu ülkenin satılmasına, pazarlanmasına izin vermemek için her türlü bedeli göze alarak zorbaya biat etmeyen, zulme göz yummayan, bırak üç beş kişinin dayağından tırsmayı hapse girmeyi göze alarak halktan yana yazılar yazan, söz söyleyen gazeteciler, bilim insanlarıdır memleketin sahipleri!

Tahammül etmeyeceğiz!

 “Farklı yaklaşımlara tahammülsüzlük şımarıklığı” cümlesi kadar saçma bir cümle olabilir mi?

Nedir farklı yaklaşım? Yoksuldan alıp zengine vermek gibi bir “farklı yaklaşımdan” söz ediyorsanız evet, insanca yaşama aykırı bir yaklaşım ve buna asla tahammül etmeyeceğiz!

Halk fakr ü zaruret içindeyken saraylarda lüks içinde yaşayanın yanında yer alıp halka karşı olmaksa farklı yaklaşım, biz buna tahammül etmeyeceğiz!

Gazeteciler yazdıklarından dolayı hapse girecekken, meslektaşının değil de onu hukuksuzlukla cezalandıranların yanında olmaksa farklı yaklaşım, lanet olsun, buna da tahammül etmeyeceğiz!

Ağaçlarımız Akbelen’de katledilirken doğa savunmasını destekleyen açıklamalar yapmadığınsa farklı yaklaşım, biz buna tahammül etmeyeceğiz!

Yıkılmış evlerinde suya muhtaç kalıyorsa depremzedeler ve buna dair söz söylemek yerine deprem alanındaki arazilere el koymaya çalışan bir iktidarın yanında yer almaksa farklı yaklaşım, biz buna tahammül etmeyeceğiz!

Memleket yanarken saçını tarayanlar bize çok farklı geliyor evet, biz buna tahammül etmeyeceğiz! Ve bunlara tahammül etmemek şımarıklıksa biz size karşı hep şımarık olmaktan gurur duyacağız!

Bakın!

Geçen yazımda Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabından alıntılarla zorba iktidarların zorbalığı nasıl yönetim biçimi haline getirebildiklerini anlatmaya çalışmıştım.

Halkın yanında değil zorbanın yanında yer alarak, orada günü kurtarmak için zorba yandaşlığı yaparak “gönüllü kulluğun” nasıl gerçekleştiğini çok iyi anlatan örneklerdir bunlar.

Ve bu kirli kişiler nasıl kirli iktidarların eli oluyor, o kirli ellerle bizleri nasıl dövüyor bakın!

Bizleri nasıl aşağılamaya kalkıyor, iyi insanlardan nasıl düşman yaratmaya çalışıyorlar bakın!

Yukarıdaki sözlerde, aslında haysiyet sahibi, yurtsever insanların nasıl kibirle bir araya getirilmeye çalışıldığına bakın! Aslında her duyarlı yurttaşın göstermesi gereken tepkinin okuyucuya nasıl “bir suç, anormal bir davranış” gibi gösterilmeye çalışıldığına bakın!

Kınamak bir yana, insan olmanın, insan kalmanın göstergesi sayılan bir tepkiyi kibir ve hadsizlik olarak nitelemektir hadsizlik.

Babamın deyişiyle “terbiyeyi terbiyesizlerden öğrenecek” hale geldik ne yazık ki!

Siz siz olun bunlara benzemeyin, bunlara kulak asmayın.

Muhalif kibrinizi (!) koruyun!

Bilmenin, haklı olmanın, parayı ve rantı değil yurdu seviyor olmanın kibri üstünüze olsun!