Rimbaud Burcunda Bir “Büyük Oyun” – I

0
184

(Kitap-lık Dergisi, S: 26, Mart – Nisan 1997, Yapı Kredi Yayınları, sf. 26 – 30; Yazının orijinali ve konuyla ilgili Hüseyin Alptekin ile birlikte yazdığımız diğer yazılara “Makaleler” bölümünde görüntülenebilir/indirilebilir pdf formatında erişebilirsiniz.) Hüseyin Alptekin’in anısına…

“Büyük Oyun” (Le Grand Jeu), 1928 – 1930 arasında ancak üç sayısı yayımlanabilen bir derginin çevresinde kurulup dağılan bir “hareket”in, bir “akım”ın adı olarak geçti tarihe ve grubun hedeflerinin tutkulu görkemiyle karşılaştırıldığında, şimdilik yalnızca edebiyat, sanat ve düşünce tarihinde göreli olarak “küçük” bir yer bulmuş görünüyor. Rimbaud’nun çocuklarının “kaybederken kazandıkları” Büyük Oyun’un hak ettiği ilgiyi bir gün yeniden göreceğini umuyorum.

– Hayat nedir ?
– Rüzgarın aşkı.
– Ölüm nedir ?
– Boşluğun aşkı.
– Ya aşk nedir ?
– Rüzgarın hayatı, boşluğun ölümü.
Roger Gilbert-Lecomte [1]

“Büyük Oyun’un devası yoktur; tek bir kez oynanır. Biz, hayatımızın her anında oynamak istiyoruz onu. Bir kez daha, ‘kaybeden kazanır’. Çünkü söz konusu olan, kendini kaybetmektir. Biz kazanmak istiyoruz. Oysa, Büyük Oyun bir şans oyunudur, yani ustalık, ya da daha iyisi ‘lûtuf’ oyunu: Tanrı’nın lûtfu ve jestlerin lûtfu.”

1.sayısı Haziran 1928′de, Paris’te yayımlanan Le Grand Jeu [Büyük Oyun], bu paragrafla açılıyor ve şu tonda devam ediyordu: “Bütün gücümüzle tüm yeni devrimlere adayacağız kendimizi. (…) Çünkü, bir edebiyat grubu değil, aynı arayışa bağlanmış bir insanlar birliği oluşturuyoruz.” Bu satırları, derginin yönetmeni Roger Gilbert-Lecomte yazmıştı; “emeceğiz herşeyi, kayıplara karışıncaya dek saydamlaşmak için Tanrı’yı yutacağız” sözcükleriyle biten “önsöz”ün[2] altında, “oyuna katılanların” “tam onay”ını bildiren dokuz imza daha yer alıyordu: Hendrik Cramer, René Daumal, Artür Harfaux, Maurice Henry, Pierre Minet, André Rolland de Renéville, Josef Sima, Roger Vailland. Le Grand Jeu’nün basın ilanında, ikinci sayının “mistik, okültist, devrimci, şair Arthur Rimbaud’ya adanacağı” haber veriliyor ve “Yönetim” imzalı bir bildiriyle dergi şöyle tanımlanıyordu: “LE GRAND JEU, ne edebi, sanatsal, felsefi, ne de siyasal bir dergi değildir. Le Grand Jeu yalnızca asli olanı arar.”[3]

“Büyük Oyun”, ancak üç sayısı yayımlanabilen (Haziran 1928, Mayıs 1929, Ekim 1930) bir derginin çevresinde kurulup dağılan bir “hareket”in, bir “akım”ın adı olarak geçti tarihe ve grubun hedeflerinin tutkulu görkemiyle karşılaştırıldığında, şimdilik yalnızca edebiyat, sanat ve düşünce tarihinde göreli olarak “küçük” bir yer bulmuş görünüyor – Minerva’nın ironisi mi, bu “efemer” topluluğun kendini adadığı Oyun’un hilesi mi, bilinmez.

Etkinliği yalnızca aynı adı taşıyan dergiyle sınırlanamayacak Büyük Oyun, uzun bir süre gerçeküstücülüğün bir türevi, bir alt kolu olarak nitelendirildi ve kimi yazarlar, eskisi kadar güvenle ifade etmeseler de, hala bu bağlantıyı kurmaya devam ediyorlar. Ama, akımın ortaya çıkışı dönem olarak La Révolution surréaliste [Gerçeküstücü devrim] ve Surréalisme au service de la Révolution [Devrimin hizmetinde gerçeküstücülük] dergilerinin yayımı arasındaki süreye denk düşmüş, iki grup birbirleriyle çeşitli (ve çoğunlukla gergin, fırtınalı) ilişkiler kurmuş ve grubun dağılmasında gerçeküstücülük “etkin” bir rol oynamışsa da, gerek düşünsel eğilimler, gerekse edebi, sanatsal, siyasal yönelimler bakımından derin farklar taşıdıkları, artık pek tartışılmayan bir konu. Aslında Büyük Oyun’un daha yeni tartışılmaya başlandığı söylenebilir.

Oyunun kuralına sonuna dek sadık kalarak bunu “trajik” hayatlarıyla ödeyen oyunculardan ikisinin (Lecomte ve kimi “zaaflarına” rağmen Daumal) 2. Dünya Savaşı’nın orta yerinde ölümünden, bir diğerinin ciddi (ve haklı) bir sarsıntıya uğrayarak üretimine uzun bir ara vermesinden (Sima) sonra, savaşın yıkım gücüne de çok şey borçlu olan derin bir sessizlik kuşattı akımı. Kuşkusuz, bir şimşek çakımında yaydığı ışığın hayran bıraktığı, dostlarının hayatlarına/eserlerine inanan üç beş insanın, onu unutuluştan çekip çıkarmak için gösterdiği zorlu ve inatçı çabaları bundan ayrı tutmak gerek. Zaten, bugün Büyük Oyun ve onu yaşayan insanlar hakkında ne biliyorsak, bu çabalarla gün ışığına çıkan eserler, belgeler sayesinde biliyoruz.

Sis perdesi altmışlı yılların sonuna doğru dağılmaya başladı. 1963′de Reims Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki “Le Grand Jeu” sergisini bir yana bırakırsak, 1968 yılında Sima’nın Paris’te, Modern Sanatlar Müzesi’ndeki ilk retrospektif sergisi, Lecomte’un “Bütün Eserleri”nin yayımlanabilmesi için kurulan derneğin, Kültür Bakanlığı desteğini alarak yazarın “yasal” mirasçısına karşı açtığı büyük yankı uyandıran davayı kazanması [4] ve L’Herne dergisinin “Le Grand Jeu” özel sayısı [5] gibi üç “majör” olayın bir araya gelmesi ve dönemin anti-konformist ilgi odaklarıyla çakışması sağladı bunu. Ama bu “arkeoloji”de başrolü, Lecomte’u son ana dek terk etmeyen vefalı dostu Arthur Adamov’a vermek gerek. Koltuğunun altında bir yığın elyazmasıyla çalmadığı kapı bırakmayarak, inatla uğraşıp didinen, Lecomte’dan yaptığı bir derlemeyi “Testament” [Vasiyet] adıyla 1955′de yayınlamayı başaran [6], söz konusu dava için Pierre Minet’yle birlikte bir dernek kurarak kültür ve sanat dünyasından önemli bir destek sağlayan hep o oldu. Antonin Artaud için de aynı çabayı göstermişti. Ne yazık ki, Lecomte’un “Bütün Eserleri”ni göremeden öldü.

André Breton’un (”böl ve yönet” planının bir parçası olarak) “İkinci Sürrealist Manifesto”da getirdiği eleştirilerden sonra, René Daumal, “André Breton’a açık mektup”unda şu kehanette bulunmuştu: “Dikkat edin André Breton, ilerde edebiyat tarihi elkitaplarında yer alacaksınız, ama eğer biz bir onura diktiysek gözümüzü, bu, gelecek kuşaklar için kıyametlerin tarihine yazılmak olacak.”[7] Bugüne kadar, çoğu monografi formunda önemli bir kaç çalışma yapıldı, birkaç özel sayı yayınlandı. Artık belgeler, eserler, kısacası “malzeme” ortada. Ama bu “malzeme”nin “hayat”ının, akademik/tarihsel “yorum”lardan çok farklı coğrafyalarda süreceği kehanetinde bulunmak için yeterli “işaret” var gibi görünüyor (bundan yalnızca, 68 Mayısı’nda Daumal ve Lecomte’dan cümlelerin Breton’unkiler gibi duvarlara yazılmış olmasını, “Beat ruhu”nda okumaları, ya da şimdi, genelleşmiş bir savaş içindeki bu “yüzyıl sonu”nda, “iki savaş arası isyankarları”na yönelen ve giderek artan ilgiyi kastetmiyorum). [8]

* * *

Kısa, hızlı bir kolaj (bir “akıntılar haritası” için boşuna mim koyma çabası): “Büyük Oyun’dan önceki oyunlar”, “Büyük Savaş”ın antik yıkıntılara çevirdiği Reims şehrinin lise sıralarında, 1921′de başladı. Lecomte, Roger Vailland ve oyunu ilk terk edecek bilmecemsi kişilik Robert Meyrat (üçü de 1907 doğumlu), sacayağı gibiydiler, “Apollo” adlı bir “fanzin” çıkarıyorlardı. Ertesi yıl, Charleville’den (Rimbaud’nun şehri) yeni biri katıldı aralarına: René Daumal (d. 1908). Bir Buda gibiydi, Lecomte hemen “evlat” edindi onu. Pierre Minet’nin (d. 1909) de katılımıyla “gizli tarikat”ları yaşamaya başladı. Alfred Jarry’nin “patafiziği” mistik deneylere davet çıkarıyor, onun “Kral Übü”sü gibi bir de totemleri oluyordu: Bubu. Kendilerine “Phrères Simplistes” [9] [Basitlik yanlısı Kardeşler] adını verdiler. “Basitlik” kavramı, “çocukluk” bilgisine, yetişkin uygarlığın bağlarını kopardığı mantık-öncesi primitif algı ve sezgi boyutuna gönderiyordu. Özel bir jargonları, özel “melek” adları, kodları, işaretleri, kendilerine özgü ritüelleri vardı. Her şeyi denediler; “deneyim” başlangıçtan sonuna dek asli vurgunun taşıyıcısı oldu. “Rimbaud burcunda” yoğun ve tehlikeli deneyler: “uzgörü” ve “içgörü”ye ulaşmak, ölmeyi öğrenmek ve “doğum-öncesi”ne göz atmak için, “bütün duyuların sistematik bozumu”nu sağlayan deneyler: karbon tetraklorürden ethere, kifden afyona binbir madde kullanımı, geçici koma halinde bedenden çıkış, benlik bölünmesi… René Guenon’dan Novalis’e, Mallarmé’den Lautréamont’a, Tibet ve Mısır “Ölüler Kitabı”ndan Poe’ya, Hegel’den Marx’a bir yığın şey okudular, ama öncelikle “uzgörülü yalvaç Rimbaud”nun çocukları oldular.

1925-26 döneminde Vailland ve Daumal Paris’e “çıktılar”. “Düz, ruhsuz Reims”de kalan Lecomte, bir şampanya üretim şirketinin yöneticisi olan babasının zoruyla tıp okumaya koyuldu. Ama mektuplarıyla, kaçamaklarıyla “liderlik” konumunu sürdürüyor, çıkaracakları dergi ve kuracakları “simpliste hareket”in düşleriyle ve androjin güzelliğiyle herkesi büyülüyordu. Zaten, avant-garde etkinlikleriyle ünlü “Kra” yayınevini Philippe Soupault’yla birlikte yöneten Léon Pierre-Quint’in onun bir fotoğrafını görüp Reims’e gelmesiyle, dergiyi maddi açıdan olanaklı kılacak serüven, bağıntılar akımı başladı. Lecomte, ailesini parlak geleceğinin “düş kırıkları”yla baş başa bırakıp Paris’e geldi. Gerçeküstücülük en ateşli günlerini yaşıyor, Paris Sacco ve Vanzetti yanlısı anarşist gösterilerle kaynıyordu. Bu “gözüpek melekler”e vurulan Çek yazar, gazeteci Richard Weiner (onun sayesinde “Le Grand Jeu” daha dolaşıma girmeden, Paris’ten önce Bohemya’da tanındı), oluşmakta olan grubu aniden, neredeyse panik içinde terk etmeden önce, onları Paris’e yerleşmiş yurttaşı ressam Josef Sima’yla buluşturdu. Aralarında sıkı bir bağ örüleceğini öngörmüştü. Sima’nın atölyesinde yapılan Perşembe toplantıları Büyük Oyun’un kurulduğu mekan oldu. Bu arada ayrılmaz beşliye Maurice Henry, Artür Harfaux, “Kaptan” Hendrik Cramer ve karısı (daha sonra Cramer ortadan kaybolunca Daumal’ın karısı olacak) Vera Milanova, Vailland’ın sevgilisi Marianne Lams (Mimouchka), André Rolland de Renéville de katıldılar. Özellikle Daumal uzun süre “La Voie” [Yol] adını savunduysa da, Vailland önerir önermez oybirliğiyle kabul edilen “Büyük Oyun”da karar kılındı (o sıralarda çıkan Michel Leiris’in aynı adlı kitabıyla tümüyle rastlantısal bir çakışma da yaşandı) ve uzun hazırlıklardan sonra 1928′de birinci sayı çıktı, ağırlıklı konu “isyanın gerekliliği”ydi. Grup üyelerinin yanısıra, Robert Desnos, “eski tüfek dadacı” Georges Ribemont-Dessaignes, Saint-Pol-Roux, Gomez de la Serna, (1984′de Nobel alacak olan Çek yazar) Jaroslav Seifert ve Man Ray gibi “ağır toplar”ın ürünleri de vardı dergide. Dergi çıktıktan sonra, eski gerçeküstücüler Monny de Boully ve Dida de Mayo, Claude Sernet ve Arthur Adamov’un tek sayılık dergileri “Discontinuité”yi [Süreksizlik] bırakıp gruba katıldılar. Pierre Audard, André Delons, Zdenko Reich ve ressam Mayo da daha sonra katıldılar.

Bütün bu isimler, grubun iddialı çıkışı ve Leiris, Artaud gibi “eski” gerçeküstücülerle kurdukları bağlar, Breton ekibiyle aralarında ciddi bir gerilim yarattı. Hiçbir zaman “açık savaş”a dönüşmeyecek, ama her iki topluluğun da serüvenini önemli ölçüde belirleyecek bir “gizli çatışma”. Önce, 11 Mart 1929′da ünlü “Bar du Château” toplantısı (tarihe “duruşması” olarak geçti) yaşandı. Gerçeküstücüler, Troçki’nin durumunu görüşmek ve bir ortak eylem planı hazırlamak gerekçesiyle birçok kişi ve gurubu, bu arada “Büyük Oyun”cuları da Château Barı’na çağırdılar. Ama asıl amaç, aynı zamanda Paris-Midi gazetesinde takma adla yazılar yazan Vailland’ın, o sıralar nefret odağı olan Paris Emniyet Müdürü Chiappe hakkında yazdığı övücü bir yazı dolayısıyla, hem onu hem de grubu mahkum etmekti. Plan geri teptiyse de, Breton ve yakın çevresi düzenledikleri entrikadan dolayı ağır tepkiler aldıysa da, Lecomte, Daumal ve diğerleri önce dostlarını savunmaya çalışıp, birliklerinden ödün vermeseler de, bu “duruşma”, Vailland’ın gruptan dışlanması ve onu bütün kariyeri boyunca saplantılı bir biçimde etkileyecek olan bir yara almasıyla sonuçlandı. Bir başka sonuç da, birçok tanıklığın doğruladığı gibi, gerçeküstücülüğün parlak döneminin bitişi oldu, bir tür “sonun başlangıcı”…

İkinci sayı, bildirildiği gibi “Rimbaud özel sayısı” oldu. Tema, “uzgörü” etrafında dönüyordu ve çok çeşitli, uzun süren tartışmalar, yankılar doğurdu. Lecomte ve Daumal’in birlikte imzaladıkları “Casse-Dogme” [Dogma-Kırımı] manifesto tonunu sürdürüyor (”Not edin: Tanım: ‘Le Grand Jeu tamamen ve sistematik olarak yıkıcıdır…’”) ve Rimbaud’dan ileriye, “deneysel metafizik” adını verecekleri kuram-eylem bağlamına uzanıyordu: “Bu güzelim katliamdan fışkıracak olan, sanılandan çok daha gerçek ve dokunulabilir birşey olabilir, yürümeye başlayan bir boşluk heykeli, dopdolu ışık kitlesi. Yeni bir ölümcül göz açarak alınları delecek bilinmeyen bir ışık, anlamı ‘hayır!’ olan tek ışık…”[10] Hemen hemen aynı tarihlerde Renéville’in yankı yaratan kitabı “Rimbaud le Voyant” [Kahin Rimbaud] çıktı; Lecomte da Rimbaud’nun yayınlanmamış mektuplarını önemli bir sunuş yazısıyla kitaplaştırdı. Dergiyi eş zamanlı olarak Prag’da da yayınlama fikri sonuç vermemiş olsa da, Karel Teige’in önemli dergisi “RED” Aralık 1929′da bir “Le Grand Jeu özel sayısı” yayınladı. Dergide, grup üyelerinin Lautréamont’un “Maldoror Şarkıları”nın Çekoslovakya’da sansüre uğramasına karşı protestosu da yer alıyordu.

Üçüncü sayı, aynı tasarıyı geliştiriyor, bu kez primitif algı mekanizmaları, eski mistik deneyimler, ritüeller ele alınıyor, “logos-merkezli” Batı uygarlığının “kopuş”u şiddetli bir biçimde eleştiriliyordu. “Mitler evreni”ne açılan bu sayı, bir sonraki sayıda açığa vurulacağı bildirilen, grubun kendi “deneysel metafizik”inin sonuçları hakkında ipuçları veren vurucu bir yazıyı da barındırıyordu.. René Daumal’in “Nerval le Nyctalope” [Gündüzkörü/Gecegören Nerval] adlı bu yazısı, bugün akımın özgün karakterini anlamak açısından asli bir belge olarak kabul ediliyor: “Ölümden sonra ikizin durumunun bu hayatta şimdiden, kısmen tanınabilmesi, benim için aynı zamanda metafizik bir kesinlik ve bir deneyim olgusu”[11]. Ayrıca, bu sayıda, Arp’ın yanı sıra, Sima’nın sonraki gelişimini haber veren ilk “saydam peyzaj”larından örnekler yer aldı. Bu arada, başta Sima olmak üzere, Le Grand Jeu üyelerinin plastik ürünlerinin, primitif heykellerle beraber yer aldığı iki önemli sergi düzenlendi, katalogları yayınlandı.

Dördüncü sayı ışığı göremedi; yıllar sonra, belki, solgun bir huzme düştü üzerine. Adamov, “deneysel metafizik”le ilgili metinlerin önemli bir bölümünü kaybetti. Ama tam olarak neyin söz konusu olduğuna dair yeterince ipucu var bugün elimizde. Büyük Oyun’un açıldığı dolambaçları, söz, eylem, deneyim ilmeklerinin durmadan bağlanıp çözüldüğü göçebe coğrafyaları bir başka vakte bırakıp, “doğum-öncesi” ile “ölüm sonrası” arasındaki hayati/ölümcül “zon”da, “Morpheus’un ülkesinde” olup bitenlerin, göçüp gidenlerin “uykusuna yatıp” sözü bağlayalım.

Renéville ile Delon arasında büyüyen siyasal tavır tartışması, 1932′de Aragon’un “Front rouge” [Kızıl cephe] şiirinden dolayı beş yıla mahkum edilmek istenmesine karşı yayınlanan bildiriye Renéville’in imza koymak istememesi, Delon’un da onu “karşı-devrimcilik”le suçlamasının ardından büyüyüp, bütün grubu içine aldı ve dağılma aşamalı olarak başladı. Lecomte, bir “bağımlılıktan arınma tedavisi”nden ötekine giriyor, “hayat-ölüm” yolculuğunda giderek daha uzaklara doğru gözden kayboluyordu. Daumal, Lecomte için “Monsieur Morphée” ile uzun ve acılı mücadelelerden sonra, bir gün Gurdjieff’in mesajını taşıyan Alexandre de Salzmann’la tanıştı ve bir “Yol”a girdi, zihninde tuttuğu adın içini doldurmaya başladı. 1933′de yolları ayrıldı. Savaş koptu. Herkes bir yana dağıldı. Lecomte, çok uzun zaman önce yazdığı şiiri “Mistik Tetanoz”u hayata geçirdi. 31 Aralık 1943′de, sık sık yüksek dozda Laudanum yapması sonucu oluşan abselerden tetanoz kaptı ve üç gün “gerçek” bir komada kaldıktan sonra, Broussais Hastanesi’nde beş parasız, “yalnız” öldü (komaya girdiği gün, teyzesinden, o zamanlar için önemli bir miktar olan 500 000 frank miras kaldığını bildiren bir noter mektubu geldi!). Daumal, bir yıl sonra, 1944′de, uzun yıllar kullandığı maddelerin de payı olduğu ileri sürülen bir tüberkülözden öldü, “temiz”, yanında karısı, Vera Milanova, tanık. İkisi de otuz altı yaşındaydı. Rimbaud’yu yakalamalarına yalnızca bir yıl kalmıştı.

Büyük Oyun’u 24 Temmuz 1971′deki ölümüne dek oynayacak ve Lecomte’u sözün, yazının da ötesinde tuvallerinde “yaşatacak” olan son oyuncu Josef Sima’ya (d. 1891) bırakalım sözü: “Gerçek çözülme 1939′da yaşandı. Delon Dunkerque’de öldürüldü, Lecomte 1943 sonunda, Daumal 1944′de öldü. 1952′de yeniden başlamadan önce, yaklaşık oniki yıl resim yapmayı ve sergilemeyi bıraktım. Allak bullak edici bir yalıtım içinde buldum kendimi o zaman. Tek imkanın şiirsel esin olduğunun farkına vardım; okültist bir anlamda değil, bir bilme biçimi olarak şiirsel. Ve burada, dostlarım hakkındaki bu anılara alınlık olarak, Gérard de Nerval’in Aurélia’sından şu alıntıyı yapmak istiyorum: ‘Ne olursa olsun, insanın hayal gücünün, bu dünyada ya da diğerlerinde gerçek olmayan hiçbir şeyi icat etmediğine ve böylesine belirgin olarak gördüğüm şeyden kuşku duyamayacağıma inanıyorum.’ ” [12]

Notlar

[1] Roger Gilber-Lecomte, Œuvres Complètes, II. cilt – Poésie, Gallimard, Paris, 1977, sf. 6.
[2] “Avant-Propos”, Le Grand Jeu, n° 1, Yaz 1928, sf. 1-3. Le Grand Jeu – Collection Complète içinde, (ilk üç sayının tıpkıbasımı ve yayınlanamayan dördüncü sayının düzeltme kopyalarından hareketle yeniden kuruluşu), Yayına hazırlayanlar: H. J. Maxwell – Claudio Rugafiori, Edition Jean-Michel Place, Paris, 1977.
[3] Belgenin reprodüksiyonu: Sima – Le Grand Jeu (3 Nisan-21 Haziran 1992, Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris), Sergi Kataloğu, sf. 242.
[4] 14 Kasım 1968′de Reims Mahkemesinde sonuçlanan “Lecomte Davası”, 1991′deki “Artaud Davası” gibi telif hakları ve yasal mirasçıların yayıma (sansüre dek varan) müdahale haklarını ilgilendiren bir dizi davaya “örnek” oluşturacak bir biçimde Fransız hukuk tarihine geçti. Yazarın ölümünden sonra babasıyla evlenen kahya kadının, “yasal mirasçı” niteliğiyle, Lecomte’un haklarını Arthur Adamov’a bıraktığı elyazmalarının Gallimard Yayınevi tarafından yayımını, babasının bu “toplum ahlakı için yıkıcı” yazıların dolaşıma girmesini yasakladığı gerekçesiyle engellemek istemesi üzerine açıldı. “Lecomte Dostları Derneği”nin ve Kültür Bakanlığı’nın avukatı, yıllar sonra sosyalist hükümetin Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenecek Roland Dumas, bu son derece ilginç ve burjuva ahlakı konusunda çok öğretici dava için yaptığı savunmayı, önemli belgelerle zenginleştirerek kitap haline getirdi: Roland Dumas (Christine Piot’nun işbirliğiyle), Plaidoyer pour Roger Gilbert-Lecomte, Gallimard, Paris, 1985.
[5] “Le Grand Jeu”, Marc Thivolet yönetiminde hazırlanan özel sayı, L’Herne, n° 10, 1968.
[6] R. Gilbert-Lecomte, Testament, derleyen ve sunan: Arthur Adamov, Gallimard, Paris, 1955.
[7] René Daumal, “Lettre ouverte à André Breton sur les rapports du surréalisme et du Grand Jeu”, Le Grand Jeu, n° 3, Sonbahar 1930, sf. 82 (Le Grand Jeu – Collection Complète içinde).
[8] Kastettiğim, “tarihsel” bir akımın şaşırtıcı “aktüalitesi” değil. Büyük Oyun’un zaman anlayışı, “devrimci deneyim”i tarihin dışına yerleştirirken zaten “aktüalite”ye hiç gönül indirmiyordu. Daha çok, Blake’in, Rimbaud’nun, Artaud’nun, Burroughs’un, hatta Bœhme ya da Novalis’in sözü nasıl öngörülemeyecek mecralar bulmuşsa, buluyorsa, öyle bir “hayat bulma”dan söz ediyorum. 1992′de bir yazarın, Daumal’in izini mitleştiren “neomistik” bir tonlamayla da olsa, “Büyük Oyun her zaman yeniden keşfedilecek” diye yazması yalnızca bir gösterge (Michel Camus, “Les enjeux du Grand Jeu”, Sima – Le Grand Jeu sergi kataloðu içinde, sf. 259). Jean-Michel Besnier’nin, “zamanlarını geri döndürülemez bir yüzyıl sonu olarak yaşayan” 1930 kuşağının “şiddetli bir imgesini sunduğunu” söylediği “Büyük Oyun”u, Bataille’i “geri kazanmayı” gözeten çalışmasının zeminine yerleştirdiği “kargaşa” nosyonunu aydınlatmak için, “tarihsel bir örnek olarak “kullandığı” sayfalar ise yukarıdaki mitleştirmenin öteki kutbunu temsil ediyor (La Politique de l’Impossible (L’Intellectuel entre révolte et engagement), Découverte, Paris, 1988, sf. 28-32). Bu son örneği vermemin bir nedeni de, geçtiğimiz yıl Türkçe’ye çevrilmiş olması (İmkânsızın Politikası (İsyanla bağlanma arasında entelletüel), çev. Işın Gürbüz, Ayrıntı, İstanbul, 1996). “Büyük Oyun” hakkında oldukça indirgemeci ve tartışılır bir yaklaşım sunsa da, Türkçe de bu akimin adının geçtiği ilk araştırmalardan biri olması önemli. Ne ilginçtir ki, “Büyük Oyun”un tarihinde sıklıkla rastlanan şanssızlıklardan biri de bu kitapla yasandı. Adi değişti, “Büyük Takım” oluverdi! (sf. 37) “Oyun” kavramıyla ilgili olarak yapılan çalışmaların tarihine de geçmiş bir grubun, sırf çevirmen “entelektüel topluluk” gibi “ciddi” bir oluşumla “oyun” gibi bir kavramın ilgisini kuramadığı için, kalkıp “jeu”yü (pek ender ve özel durumlarda kullanılan) “takım” anlamıyla karşılayarak düşünce tarihine yeni bir akım hediye etmesi, ancak gülümsemeyle karşılanabilir. Çevirideki tuhaflıklar bununla bitmiyor. Ama bu konuyu, dönemin (80′ler, “yeniden-inşa” yılları!) oldukça gürültü koparan polemiklerinin, özellikle de “cogito”yu temizleyip “özne”yi ve “hümanizmi” kurtarmak için, Foucault, Bourdieu, Derrida, Deleuze gibi “bozguncu”lara karşı açılmış “meydan savaşı”nın izlerinin fazlasıyla hissedildiği, ama kuşkusuz “aktüalite”si geçmiş bu patırtıya kurban edilmemesi, önemsenmesi gereken Besnier’nin yaklaşımını tartışacağım bir başka yazıya bırakmayı uygun buluyorum. “Büyük Oyun” ve önde gelen “oyuncu”larına bir “giriş” olmaktan öte bir iddia taşımayan bu yazıda bu notla yetinelim.
[9] “Frère” (kardeş) sözcüğünü “phrère” olarak yazmaları, kurdukları oyuncul jargonun bir parçasıdır.
[10] René Daumal – R. Gilbert-Lecomte, “Mise au point ou Casse-Dogme”, Le Grand Jeu, n° 2, Bahar 1929, sf. 2 (Le Grand Jeu – Collection Complète içinde).
[11] René Daumal, “Nerval le Nyctalope”, Le Grand Jeu, n° 3, Sonbahar 1930, sf. 30 (a.g.e. içinde).
[12] Sima’yla görüşen Michel Random. Le Grand Jeu, Denoël, Paris, 1970, 1. cilt, sf. 231-232.