Fenni Roman ya da Bilimkurgu 

0
342

“Büyük bir ovada tek bir buğday başağının çıkması veya

sonsuzlukta tek bir Dünyanın olması şaşılası olurdu.”  

Yunan Filozofu Sakızlı Metrodoros 

Türk yazınında bilimkurgunun yeri her ne kadar Osmanlıya kadar uzanmakta olsa da bu türde verilen eserler hak ettiği yere yeni yeni ulaşıyor. Özellikle 1990’lı yılların ortalarından itibaren yayınevlerinin çeviri bilimkurgu romanlarına yer vermeye başlaması, daha çok insanın bilimkurgu türünü sevmesine, üzerine fikir üretmesine ve eserler kaleme almasına sebep oldu. Benim bilimkurgu ile tanışıklığım Frank Herbert‘ın Dune romanıyla üniversitenin ilk yılında olmuştu ve hala en çok okuduğum, arada bir öyküler yazdığım tür bilimkurgu. 

Bilimkurgu çok kapsamlı bir edebiyat alanı. Ütopyadan distopyaya, siberpunktan mitolojiye tema yönünden oldukça zengin bir konu yelpazesi var. 

Konu fenni roman olunca, bu türde öykülere ve romanlara imza atmış aynı zamanda ilk bilimkurgu öykü dergisi niteliği taşıyan Roket’i kütüphanelerimize katan Ruhşen Doğan Nar ile söyleştik.

Esra Altun, Aralık 2023

E.A. Sevgili Ruhşen şimdi senin hikâyende en başa dönelim ve bilimkurgu ile ilk tanışmanı senden dinleyelim. Seni bilimkurgunun yaratıcı sularına ilk ne çekti? 

R.D.N. Merhaba, Bilim Çocuk’u takip eden, astronot olmayı hayal eden, kitap kurdu bir çocuk olarak bilimkurguyla yollarımın kesişmemesi imkânsızdı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, bilimkurgunun keyfine lise yıllarımda tam anlamıyla vardığımı fark ediyorum. İngilizce öğrenirken özgün dilinde okuduğum bilimkurgu romanları o zaman beni epey sarsmıştı.

E.A. Hem “İçimdeki Robot” kitabında hem de okuduğum farklı öykülerinde ön plana hep insan olma hallerini koyuyorsun. Fihrist Yayınları’ndan 2023 yılında çıkan “Arz Cephesinde Değişen Bir Şey Yok” isimli derleme bilimkurgu öykü kitabında yayınlanan “Mesih Ne Der?” isimli öykün başlangıcında beni üniversite yıllarıma, o yıllardaki ders çalışma/gezip tozma dengesi çabalarıma götürdü. Finalinde de kahkahalara boğuldum. Öykülerindeki geleceği tasarlarken aslında bugünün sosyal sorunlarını alıp o sorunların gelecekte nasıl görüneceğini resmediyorsun. Sen fütüristik bir yaşam tasarlasan nasıl bir bilimsel/teknolojik içeriğe sahip olurdu ve bu bilimsel çerçevede hala aynı toplumsal sorunlarla uğraşıyor olur muyduk?  

R.D.N. Evet, İçimdeki Robot’taki bilimkurgu öykülerinde tam olarak yaptığım bu: Bilimsel, teknolojik yeniliklerin bizleri, Türk halkını nasıl etkileyeceğini tasavvur etmek. 

Binlerce yıllık alışkanlıkların, batıl inançların, ön yargıların kısa sürede değişmesi kolay olmaz. İnsanı, toplumu değiştirmek oldukça zahmetli ve sorunlu bir süreç… Bu yüzden teknolojik açıdan ileri düzeyde bir yaşama sahip olsak da benzer toplumsal sorunlarla uğraşıyoruz. Örneğin kadın cinayetleri, yoksulluk, ırkçılık, gericilik… 

Fakat tüm bunlara sebep olanın kapitalizm olduğunu düşünüyorum. Tek amacı daha fazla kâr olan bu düzen hem çevreye hem de insanlığa zarar veriyor. Dünya’yı, çevremizi geri dönüşü olmayacak şekilde kirletiyor. İnsanlığı ise yoksullukla, eşitsizlikle, ırkçılıkla, gericilikle yozlaştırıyor. Bataklığın kurutulması için bu düzenin değişmesi gerekiyor.

E.A. Bilimkurgunun hangi edebiyat türüyle ifade edilmesini seviyorsun? Dram mı, komedi mi, romans mı?… 

R.D.N. Bilimkurgu birçok alt türe sahip geniş bir dünya. Kişisel olarak distopya ve kıyamet sonrası eserlerini seviyorum. Bu alt türlerin uyarıcı, eleştirel yönleri hoşuma gidiyor. Tabii, mizah olmazsa olmaz… Her ne anlatılırsa anlatılsın, mizahın az ya da çok her şeyde olması gerekiyor.

E.A. Bilimkurgu öğelerinin kitaplardan çıkıp hayatımızın içerisine sızdığı dönemler oluyor. Telefonla görüntülü konuşma ya da kısa menzilli olsa da uzay seyahatleri veya yörünge gezileri. Sence yakın zamanda yaşamımızda yer edebilecek ve yaygınlaşacak bilimkurgu öğeleri neler? 

R.D.N. İlginç bir dönem yaşıyoruz. Bilimkurgu romanlarında okuduğumuz, bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz şeyler artık hiçbirimize tuhaf veya imkansız gelmiyor. Büyük bir ikilem içerisinde yaşıyoruz: Bir yanda bilimin geliştiği, eşi benzeri olmayan teknolojik yeniliklere sahip olduğumuz bir dönemdeyiz. Diğer yandan Orta Çağ’da yaşıyor gibiyiz. Köle gibi çalışan, ayrımcılığa maruz kalan, gittikçe gericileşen bir siyasi atmosferdeyiz. 

E.A. Bilimkurgu yazarı olmak bilimle haşır neşir olmayı ve hali hazırda var olan üretilmiş konseptler üzerinden yeni öyküler yazmak yerine kendi bilimsel bilginle ve hayal gücünle yeni yaratımlarda bulunmayı gerektirdiğini düşünüyorum. Senin ilgi duyduğun bilim dalları neler? 

R.D.N. Popüler bilim dergilerini çocukluğumdan bu yana ilgiyle takip ediyorum. Dergilerdeki yazılardan ilham aldığım zamanlar oluyor. Örneğin, İçimdeki Robot’taki “Etim Etindir” öyküsünü yapay etle ilgili bir makale okurken gelen ilhamla yazdım. Yapay zekâ konusu tüm olasılıkları ve tehlikeleriyle dikkatimi çekiyor. Amerika’da bir bilimkurgu dergisi, bir anda dergiye hiç beklenmediği kadar öykü gelmeye başlamış, binlerce öykü. Sonra merak etmişler bu nasıl oluyor diye. İnsanlar öyküleri ChatGPT’ye yazdırıp üzerinde oynama yapıp dergiye gönderiyorlarmış. Bunun üzerine dergi bir süre boyunca sadece bildiğimiz yazarlardan öykü kabul edeceğiz diye açıklama yapmışlar. Bu süreç böyle ilerlerse 5 yıl sonra bir yazar için bu metni kendi mi yazdı yoksa ChatGPT’yi mi kullandı bilemeyeceğiz. O güvenilirlik kayboluyor. Bunu konudaki güvenilirliği nasıl sağlayacağız? Bu süreç böyle ilerlerse diyelim beş yıl sonra bir yazarın metni kendimi yazdığı mı yoksa ChatGPT’yi mi kullandığına dair nasıl ayırım yapacağız? Bilemiyorum. Bazen yazarlığın son demlerini yaşıyormuşuz gibi hissediyorum. 

E.A. Her insanın düşüncelerini ve duygularını kendine özgü ifade etme yöntemi var. Bu ifade şekli de zaman içerisinde evriliyor. Düşüncede ve dildeki bu evrim pek kopyalanabilir gibi gelmiyor bana yazar bazında. Belki de romantik bir yerden bakıyorum özgünlük konusuna. 

E.A. Takip ettiğim bazı yabancı yazarlar kitaplarını hazırlarken bulundukları ülkelerin üniversite profesörlerinden danışmanlık alıyorlar. Türkiye’de böyle bir danışmanlık alma imkânınız var mı?  

R.D.N. Bilimkurgu edebiyatının daha gelişkin ve köklü olduğu ülkelerde dediğiniz gibi bilimkurgu yazarlarıyla akademinin bağlantısı daha kuvvetli. Ne yazık ki Türkiye’de bilimkurgu edebiyatı henüz yeni yeni ayaklarının üstünde durduğu için bu iş birliği çok yaygın değil. Ama önümüzdeki yıllarda daha profesyonel bir yaklaşım ortaya çıkacaktır.

E.A. Roket Bilimkurgu Öykü Dergisi hakkında da konuşmak isterim. Türkiye’nin ilk bilimkurgu öykü dergisi olma sıfatını taşıyor ve şimdiye kadar 2 sayısı yayınlandı. Üçüncü sayınızda bu röportaj esnasına ön satışa çıktı. Şahsen kendime arşivlik olmasını istediğim için ilk iki sayıdan birkaç tane aldım ve arkadaşlarıma da hediye ettim. Roket’ten ilk haberim olduğunda bir bilimkurgu sever olarak evrende tek başıma dolaşırken bir koloniye rastlamış gibi hissetmiştim. Türk yazınında tür olarak bilimkurgu yazarlığı giderek çoğalıyor. Bilimkurgu edebiyatı için bir dergi hazırlamak fikri nasıl gelişti ve bu yolculukta rotanız nasıl olacak? 

 R.D.N. Çok teşekkür ederiz. Uzun zamandır aklımda bir bilimkurgu dergisi çıkarmak vardı. Türkiye’de birçok kişi bilimkurgu öyküleri yazıyordu ama basılı bir bilimkurgu dergisi yoktu. Bu bence büyük bir sorundu. Tabii, bir de bilimkurgu gibi türler için dergicilik çok önemli. Şu anda Asimov, Ursula K. Le Guin, Philip Dick gibi severek okuduğumuz birçok bilimkurgu ustası bu tür dergilerde kendilerini gösterdiler ve yazarlıklarını ilerlettiler. 

Roket’i çıkarırken bazı hedeflerim vardı. İlk olarak, ülkemizde basılı bilimkurgu dergilerinin çıkarılabileceğini göstermekti. Bu konuda başarılı olduk. Roket’ten sonra yeni basılı bilimkurgu dergileri ortaya çıktı. 

İkinci olarak, daha çok kadın yazarın bilimkurgu türünde görünür olmasını istiyordum. Çünkü bilimkurgu gibi türlerin erkek işi olduğu gibi bir ön yargı var. Oysa Roket çıktıktan sonra ne kadar çok kadın yazarın bilimkurgu öyküleri yazdığına şahit olduk. 

Son olarak, bilimkurgu türünde çok sık yazmayan profesyonel yazarları da bilimkurgu yazmaya teşvik etmekti. Bu şekilde bilimkurgu edebiyatının çok daha güçlü hale geleceğini düşünüyorum. 

Şunu da eklemeden geçmeyeyim: Roket’te hiçbir yazarın iki sayı üst üste öyküsü yer alamaz. Buna ben ve yayın kurulu dâhil. Böylece her sayıda, bir önceki sayıya göre tamamen yeni yazarlar yer alıyor. Bu şekilde birçok farklı yazara şans verebiliyoruz.

E.A. Son yıllarda yeni çıkan neredeyse tüm dergiler internetten yayınlanıyor hatta bazı basılı dergiler de internete geçiyorlar. Roket dergi neden basılı olarak yayınlandı, internet dergisi olmayı neden tercih etmediniz? 

R.D.N. İlk olarak biraz kişisel bir tercih sebebiyle bende bilgisayar başında saatlerce oturup herhangi bir metni okuyamıyorum, odaklanamıyorum. Her zaman okuduğum şeyi elimde tutmayı, hissetmeyi, koklamayı seviyorum. Bundan dolayı roket basılı. Tabi şöyle de bir batıl inancım da var gelecekte bir gün kıyamet benzeri bir şey yaşandığında internet çöktüğünde geriye sadece basılı şeyler kalacak şeklinde kötü bir öngörüm var. 

E.A. Aslında öngörü olarak kötü bir öngörü değil. Senelerdir bilgisayarlarda bir şeyleri depoluyoruz. Ben elli kere çektiğim fotoğrafları kaybettim. Harddisk çöküyor dosyalar gidiyor, sonra harici harddisk al dediler, iki yerde de kopyalar dursun diye, onu da aldım. Nedense ikisi de aynı anda bozuluyor. O kadar çok orijinal fotoğraf kaybettim ki. Tam diyorum elimde bir sergilik fotoğraf birikti, sonra bir anda hepsi birden yok oluyor.  

R.D.N. Belli bir hatadan dolayı internet sıfırlanabilir.  Belki yapay zeka kaynaklı ya da çok inanılmaz bir hack olayı çıkar, her şey sıfırlanır ve yeniden başlar. 

E.A. Bu sebeple ben bir dinozor olarak basılı yayın taraftarıyım. Tavsiye üzerine e-kitapları denedim. Kendime bir e-kitap okuyucusu aldım. Çok kısa bir süre heves olarak memnun kaldım. Asimov’un kitaplarını okudum bu yolla. Tüm imparatorluk serisini bu şekilde okudum ama ondan sonra elimin altında o kitapların basılı hallerinin olmasını arzu etmeye başladım. Elimi şöyle kitaba uzatsam “35. sayfada ne vardı?” ona bir baksam diye bir istek oldu bende. Belki ben yeterince etkin kullanamıyorum bu tarz cihazları. 

R.D.N. Ben de almayı düşünüyorum bu tarz bir şey ama edebi eserleri okumak için değil de bir köşe yazısını okumak için ya da herhangi bir makale tarzı bir şeyler okumak istediğimde bilgisayar başında okumaktansa koltuğa oturup daha eğlenceli olabilir gibi geliyor. 

E.A. Aslında cep telefonları bir e-kitap okuyucusundan biraz daha küçük bir ekrana sahip. Pek bir farkı yok. Şimdi o masrafa ne gerek var diyeceğim. Negatif reklam yapıyorum diye firmalar bana kızacak.

Gülüşmeler… 

R.D.N. Son yıllarda kendimi ben de toplum içinde kitap okurken dinozor gibi hissediyorum. Diyelim metrodayım elimde kitap bakıyorum etrafa hiç kimsede basılı bir şey yok, herkes telefonda. Acaba ben mi geride kaldım diye hissediyorum. 

E.A. Bu noktada Roket’in basılı olması çok iyi oldu. 

R.D.N. Önümüzdeki süreçte belki Roket’te internete taşınır. Roket için on sayı basılı çıkarma hedefim var. En az on sayıya ulaşıp ondan sonrasına o anki duruma göre hareket etmek istiyorum. Onuncu sayıdan sonra belki yıl bir seçki kitap yayınlarız ya da her yıl bir yarışma yapılıp bunun üzerinden bir kitap çıkarılabilir. Her ayda e-dergi ama öyle yüz elli iki yüz sayfalık değil daha kısa şekilde.

E.A. Roket’teki yazar seçimleri ve bir sayıdaki yazarın diğer sayıda yer almaması dergiyi bir hayli renkli ve hareketli kıldı. Yeni yazarlarla tanışmak için oldukça faydalı bir platform Roket.  Türk bilimkurgusunda hayli hareketlenme var. İlk bilimkurgu okumaya başladığım yıllarda Türk bilimkurgu yazını pek hareketli değildi. Mustafa bir şekilde aya gidemiyordu. Artık gidebiliyor. O hayal etme, o öyküleri bilimle bağdaştırma aşaması çok yeni. 

R.D.N. 2016 yılında Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’ne   gitmiştim. Orada raflara baktığımda Türk yazarlar nerede demiştim kütüphanede çalışan görevliye o da şu kısım diye dört beş tane kitabın olduğu bir yer göstermişti. Arada geçen yedi yılda birkaç tane rafı dolduracak kadar üretim yapıldı.

E.A. Fantastik yazıma ilgi daha fazla sanki Türk yazarlarda.

R.D.N. Bir dönem daha fazlaydı sanki ama son yıllarda bilimkurguya olan ilgi de hayli arttı. 

E.A. Genelde bilimin üretildiği toplumlarda bilimkurgu türünde daha canlı ve yaratıcı eserler verildiğini düşünüyordum ama teknolojik ilerlemeler sayesinde artık bilimin üretilmediği toplumlar da bilimsel gelişmelerden hızla haberdar olabiliyor. Bu referansla sen Türkiye’de bilimkurgu türünün ilerleyişini nasıl buluyorsun? 

R.D.N. Evet, küreselleşmenin olumlu bir etkisi bu. Dünya’nın herhangi bir yerinde üretilen bilimsel, teknolojik ilerlemeye rahat bir şekilde ulaşılabiliyor. 

Türkiye’de bilimkurgu edebiyatının önünün açık olduğunu düşünüyorum. Ancak yayınevlerinin yerli bilimkurguya daha fazla önem ve yer vermesi, okurların da yerli bilimkurgu eserlerine daha fazla şans vermeleri ülkemizde bilimkurgunun gelişimini hızlandıracaktır.

E.A. Son olarak yakın gelecekteki projelerin neler olacak anlatabilir misin?

R.D.N. Roket Bilimkurgu Öykü Dergisinin yeni sayıları çıkacak. Yayın Kurulunda yer alan Emre Bozkuş ve Melisa Parlak’ın desteğiyle. 

Şu anda post-apokaliptik bir kısa roman yazıyorum. Büyük Felaket’in ardından ayakta kalmaya çalışan insanları konu alıyor. 

E.A. Sevgili Ruhşen geldiğin için çok teşekkür ederim. Yeni kitaplarını en kısa zamanda okumak dileğiyle.

R.D.N. Ben teşekkür ederim. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz