Emeğin Sinema(cı)sına Saygıyla

0
170

Ertem Göreç: “Ben emekten yana bir insanım. Bu dünyada gördüğümüz her şeyi aletleri, evleri, makineleri her şeyi emeğin yarattığına inanıyorum ve kutsal bir görev gibi görüyorum emekten yana olmayı. Sinema görüşümden önce, dünya görüşümü söyleyeyim. Gerçekleri söylemekten korkmayacaksınız. Bu benim, hani şiar derler ya, yürüyeceğim yolun planı. Gerçekleri söylemekten korkmayacaksınız!” 

Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgesel filmini seyretmeye başlayanlar ilk bu sözleri duyar; filmin öznesi olan, 90 yıllık ömrünü emeği kutsal kılarak yaşayan Yeşilçam emekçisi, konuşmaktan, eleştirmekten asla korkmayan ve geri durmayan Ertem Göreç’in ağzından…

Ertem Usta, Türk Sineması’nda kültleşen Otobüs Yolcuları ve Karanlıkta Uyananlar filmleriyle bilinir, anılır. Oysa ustanın 80’e yakın filmi vardır ve filmlerinin çoğu 1960-70’li Yeşilçam yıllarında sinemamıza ve hayatımıza iz bırakmış filmlerdir. Bugün 60’lı yaşlarındaki kuşaktan olup da Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmini seyretmeyen ve ondan etkilenmeyen kimse var mıdır acaba? Filmlerinin çoğu Yeşilçam sinema “endüstrisi” içinde, o koşulların dinamiğiyle yapıldığından olsa gerek, uzun yıllar sinema tarihçilerinin, yazarlarının, akademisyenlerinin pek de ilgisini çekmemiştir. 2010 yılında Alican Sekmeç’in yazdığı, Antalya Kültür Sanat Vakfının Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında yayınladığı Emeğin İzinde Bir Sinemacı: Ertem Göreç kitabı, Ebru Özyurt’un 2021 yılında gerçekleştirdiği Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgesel filmi ve birkaç lisans üstü tezi dışında sinema tarihinin unutulan “emekçilerden” biri oldu.

Bu hafta ölümünün üçüncü yıldönümüydü. Ömrünün son günlerini geçirdiği, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Kartal-Yakacık Sanatçı Yaşam Evinde, kendisi hakkında hazırlanmakta olan Türk sinemasında emeğin temsili: Karanlıkta Uyananlar Belgeseli başlıklı Sinema Sanatta Yeterlik Tezi kapsamında gerçekleştirilen Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgesel filminin tamamlanmış halini seyredemeden, 12 Mart 2021’de, yaşama gözlerini kapamıştı.

Onu anmak vesilesiyle (ki bu arada reportare.com’da yayınlanan üç röportajım oldu, üçü de “anma” içerikli oldu. Olsun, anmak, anılmak güzeldir), Ebru Özyurt’la Emeğin Sineması belgesel filmini ve Ertem Göreç’i konuştuk. Canı tez, hırçın, mükemmeliyetçi Göreç Usta bu röportajı görse eminim bana ve Ebru’ya neler neler saydırırdı; eleştirirdi, ama çokça önerirdi. Yazıyı daha kıvamlı hale getirirdi. O artık yok; bizi eleştirmesinden hatta haşlamasından paçayı kurtarmış vaziyette, anısı önünde saygıyla eğilerek bu çılgınlığa cesaret ettik.

Hakan Aytekin.: Evet Ebru, kimi tarihler vardır ki, insanda derin izler bırakır. Bu izler çoğu zaman acı verir, hüzünlendirir. Sana ilk sorumu böyle bir tarih üzerinden sormak istiyorum. Bizim kuşak ve ülkenin toplumsal tarihinde lanet günlerden biri 12 Mart’tır. Senin için bu tarihin çok özel, çok farklı bir yanının daha olduğunu biliyorum.

Ebru Özyurt:   Hakan Hocam, sizden röportaj talebi geldiği sırada inanın doktora tez çalışmam için 2018 yılında Ertem Göreç ile gerçekleştirdiğimiz röportajın deşifrelerini okuyordum. Çok şaşırdım böylesi bir tesadüfe. Dediğiniz gibi 12 Mart tarihinin, özellikle 12 Mart 2021 tarihinin benim için ayrı bir anlamı var. Sinema Sanatta Yeterlik tezini hazırlarken tez danışmanım Oktay Yalın Hocamla Kadıköy’de tarihi Baylan Pastanesi’nde buluşmuştuk, o gün. Oktay Hocam, tamamlamaya çalıştığım Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgeselinde birkaç değişiklik yapılması gerektiğini, yazılı tez metninde ise eklenmesi gereken bir bölüm olduğunu dile getiriyordu. Saat 17:00 civarında Oktay Hocam telefonuna baktı, yüzündeki ifade değişti; Ertem Bey’in vefat ettiği haberini almıştı. O anda sanırım hem benim hem de Oktay Hocam için zaman durdu. Belgeselin kaba kurgusunu tamamladığımızda Ertem Bey ile paylaşmış ve yüz yüze görüşmüştük. Bana film ile ilgili ilk söylediği “Belgesel bittiğinde onu festivallerde yarıştırmayacaksın, ona göre,” cümlesi hâlâ kulaklarımda… Bu görüşme yüz yüze son görüşmemiz olmuştu.

H.A.: Neden Karanlıkta Uyananlar filmini seçtin? Ertem Göreç’in “huysuz”, canı tez, kendini işe bütünüyle veren, “zor adam” olduğunu biliyor muydun? Nasıl cesaret etin bu işe?

E.Ö.:   Ders dönemi bitip tez aşamasına geldiğimde ilk etapta Karanlıkta Uyananlar filmini düşünmemiştim. Taksim’de uzun süre çalıştığım, hâlâ eski film yapımcılarının “yazıhanelerinin” (ofislerinin) yer aldığı Gazeteci Erol Dernek Sokağı ile ilgili bir belgesel yapmayı düşünüyordum. Oktay Hocam, Türk sinemasına ilişkin bir filmin yapım sürecini ele alan lisans üstü çalışmalarının ve belgesel filmlerin çok nadir olduğunu söyleyerek beni bu konuda çalışmaya yüreklendirdi. Öneri aklıma yatınca sinema tarihindeki filmler arasında uygun olabilecek örnekleri araştırmaya başladık. Oktay Hocam ısrarla Karanlıkta Uyananlar’ı öneriyordu; bu filmin Yeşilçam’ın yerleşik geleneklerinin tamamen dışında bir örnek olması çabamızı daha da anlamlı kılabilirdi. Daha da önemlisi Ertem Göreç, Türk sinemasında ilk sendikal girişimlere öncülük etmiş bir isimdi ve bu sayede Karanlıkta Uyananlar filminin yapımı ile iç içe ilerleyen Sine-İş sendikasının kuruluş safhasını da belgeleme, sinema-emek ilişkisini daha somut biçimde ele alma imkânı doğacaktı.

H.A.: Tam da bu noktada Karanlıkta Uyananlar filminin yapıldığı dönemi konuşalım biraz. 27 Mayıs 1960 sonrasında göreceli demokratikleşme yaşanıyor. Türk sinemasında da alışılageldik kalıpların dışına çıkılmaya; toplumsal sınıfların perdeye yansımaya başladığına tanık oluyoruz. O süreçte hem emeğin görünürlüğü hem de emeğin örgütlenmesi açısından Ertem Göreç’in altını kalın çizgilerle çizmekte yarar var. Ne dersin?

E.Ö.:   1961 Anayasası ile işçilere toplu sözleşme ve grev hakkının tanınmasının Türk Sinemasında belli başlı yansıması ise Ertem Göreç ve Vedat Türkali ikilisinin çalışması olan Karanlıkta Uyananlar filmidir diyebiliriz. Bu yaşanan özgürlük ortamından sinemada Toplumsal Gerçekçilik akımında yer alan yönetmenlerin de etkilendiğini görüyoruz. Toplumsal Gerçekçilik akımında yer alan sinemacılar Lütfi Ömer Akad, Metin Erksan, Halit Refiğ, Ertem Göreç ve Duygu Sağıroğlu… O dönemde Ertem Göreç, Vedat Türkali iş birliği ile Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar ve Kızgın Delikanlı filmlerini yönetmişti. Göreç, o dönemde bir yandan film üretirken bir yandan da sinemada emeğin örgütlenmesi için çaba sarf eden bir sinemacı. 1962 yılında Ömer Lütfi Akad ve Metin Erksan liderliğinde sinema emekçilerinin bir araya getirmek ve haklarını korumaları amacıyla Sine-iş sendikasını kuruyorlar. 1963 senesinde, Türkiye’nin emek tarihine geçen Kavel grevi sonrasında Grev ve Lokavt Kanunu kabul edilmiş ve bu grevi filmle belgeleyen ekipte Ertem Göreç de yer alıyor. 1964 yılında Karanlıkta Uyananlar filminin yapım süreci başladığında Göreç çalışma yaşamı, emek, emeğin örgütlenmesi, olup-bitenin belgelenmesi gibi konularda epeyce deneyim edinmiş durumda. Yani filmin yapım süreci ile stüdyolarda sendikalaşma süreci iç içe geçiyor. Ertem Göreç sinemada sendikalaşma sürecinde, stüdyo dışında olan sinema emekçisi arkadaşlarını da sendikaya üye yapmaya çalışmış. Safa Önal ile ilgili anısını röportaj sırasında bizimle paylaşmıştı. Hafif yağmurlu bir akşamüstü Ertem Göreç, Safa Önal’ın kapısını çalmış. Safa Önal arkadaşı Ertem Bey’i kapıda görünce, akşam yemeğine davet etmiş. Ertem Bey, yemeğe gelmediğini sendikaya kaydetmeye geldiğini belirtmiş. Safa Bey’in ısrarına rağmen, arkadaşını sendikaya kaydetmiş ve gideceğim çok yer var diyerek ayrılmış. Safa Bey kitabında bu anı ile ilgili “Ertem geldi yağmurlar içinde ve beni sendikaya kaydetti ve gitti” diye yazıyor sonra. 

H.A.: Dolayısıyla Karanlıkta Uyananlar filmi ve Ertem Göreç senin akademik çalışman için çok iyi bir örneklem oluşturuyordu.

E.Ö.: Evet, çalışmamız çok katmanlı hale gelebilecek bir potansiyele sahipti. Hocamın önerisinden yola çıkarak, hızlıca bir ön araştırma yaptım ve Karanlıkta Uyananlar filmi üzerine çalışmaya karar verdim. Ertem Bey’e ulaşmak konusunu Oktay Hocama sorduğumda, bana sizi işaret etmişti. Sizin Ertem Bey’i tanıdığınızı ve hatta zaman zaman onunla görüştüğünüzü söyledi. Sayenizde önce telefon ile iletişime geçtik. Ertem Bey tam olarak neyi hedeflediğimizi sorduğunda, bunun bir biyografi çalışması olmaktan çok, sinemamızın öncü kuşağının sanatçı duruşunu ve bir portresini çizmeyi amaçladığımızı aktardık. İlk tepkisi olumlu olmuştu. Birkaç ay sonra, 2018 Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin tanıtım ekibinde yazar arkadaşım Sayım Çınar ile birlikte yer alma şansına eriştim. Festivalin tanıtım toplantısının yapıldığı gün koridorda Ertem Bey belirdi ve o anda tez filmi olarak Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgesel filmini çekeceğimi hissettim. Toplantının bitiminde Ertem Bey’in yanına giderek kendimi tanıttım, telefon görüşmemizi hatırlattım ve tez projemi anlattım.  Böylece Ertem Bey ile ilk yüz yüze görüşmem gerçekleşmiş oluyordu.  

H.A.: Ertem Bey ile bir kez görüşmeye başladınız mı, siz onu unutsanız bile o sizi unutmaz. Hele işi, iş hakkındaki ilkesel kararları hiç unutmaz. Süreç nasıl gelişti?  

E.Ö.:   Bu görüşmenin ardından Karanlıkta Uyananlar filminin İstanbul’da Ulusal Sinema kapsamında gösterimi öncesi ve sonrasında, Ertem Bey’in söyleşisine katılarak çekim yapma fırsatım oldu. Çalışmamızın ana malzemesini oluşturacak olan Ertem Bey ile yüz yüze röportajımız ise daha sonra gerçekleşti. Oktay Hocamla birlikte o dönem kaldığı Kartal Yakacık’taki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanatçı Yaşam Evi’nde Ertem Bey’i birkaç defa ziyaret ederek Karanlıkta Uyananlar ve dönemin sinema emekçileri ile ilgili derinlemesine görüşmeler yaptık, sohbet ettik. Ancak Ertem Bey, dediğinizin aksine çekime başlama konusunda aceleci davranmadı; nihayet bu uzun görüşmelerimizden birinin sonunda çekime karar verdik. İlerleyen yaşı ve pandemi nedeniyle kendisiyle birlikte yapmayı tasarladığımız dış çekimleri maalesef gerçekleştirme imkânımız olmadı. Onu çok yormamaya çalışarak röportaj çekimlerimizi tamamladık. Çekimler sırasında elinde notları ile geldiğini ve daha önce gönderdiğimiz soruların yerlerini değiştirdiğini ve yeni bir akış düzenlediğini hatırlıyorum. Titizdi, çalışmamızı benimsemişti. Ertem Bey tam bir profesyoneldi. Neredeyse hiç ara vermeden, tek seferde ana çekimimizi tamamladık. Oktay Hocamın, benim, görüntü yönetmenimin ve yardımcısının röportaj öncesinde ve esnasında ne kadar heyecan duyduğumuz hâlâ aklımda…

H.A.: Zor bir dönemdi. Özellikle post prodüksiyon döneminizin pandemiye denk geldiğini biliyorum. Hele hele yaşlılar için risk çok yüksekti. Yeni çekimler yapmak, gerekli malzemeleri toplamak olağan dışı emek harcamanızı ve ilişkileri yönetmenizi gerektiriyordu. Bu zorlukların yanı sıra mutlaka beklenmedik fırsatlar ve katkılar da olmuştur. Şansınız yardım etti mi?

E.Ö.:   Hakan Hocam, en büyük şansım belgeselimizde görüşlerine başvurduğumuz başta Ertem Bey olmak üzere kaynak kişilerle pandemi öncesinde çekimlerimizi tamamlamış olmak. Emeğin Sineması belgeselinin ilk röportajını Ertem Bey ile Mayıs 2019’da gerçekleştirdik. Ertem Bey’in röportajının ardından Ayla Algan, Tolga Tigin, Necip Sarıcı ve Sine-Sen’den Melih Biçer ile röportajları tamamladık. Emeğin Sineması belgeselinin röportajları ve detay çekimlerini 2019 senesi içinde pandemi başlamadan bitirmiştik ama dediğiniz gibi belgeselin kurgu aşaması ağır pandemi dönemine rastladı. Kurguyu çoğu zaman kurgucumuzla online bağlanarak yürütebildik. Bir yandan da belgesel için arşivlerden görüntü ve fotoğraf araştırmaya başladım, telefonla görüşerek, online yazışarak belge toplamaya devam ettim. Pandeminin olumsuz yanlarını konuşuyoruz ama bazı fırsatları ya da kolaylıkları da yarattı bu dönem. Örneğin ulaşım gibi nedenlerle kaybedebileceğimiz zamanı kazanmamızı sağladı. Belgeselin son halini sinema sanatta yeterlik jürisine teslim etme aşamasında olmak üzere, kurgu için sadece bir defa yüz yüze bir araya geldik. Bu süreç gerçekten ilginç bir deneyim oldu. Ertem Bey ile görüşmelerimiz ise pandemi döneminde telefonlaşarak devam etti. En son Ertem Bey’in yeni yılını kutlamak için aradığımı hatırlıyorum.

H.A.: Türkiye’de belgesel filmlerin gösterildiği ortamlar artık iyice azaldı. Büyük festivaller bile belgesel sinemayla mesafelendi. Özel gösterimlerin dışında neredeyse kamuoyuna ulaşmanın tek yolu yarışmalara katılmak, elemeyi geçip gösterim şansı elde etmekten geçiyor. Ertem Bey, filminizi yarıştırmama şartı koymuş. Peki, siz filminizi seyircilerle buluşturabildiniz mi?  

E.Ö.:   Filmin kaba kurgusunu Ertem Bey’e gösterdiğimizde, Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali ile Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivaline başvurmayı düşündüğümü söyleyince “İstediğiniz festivalde gösterebilirsiniz, yalnız bu film yarışmayacak” demişti. O zaman neden böyle bir şart getirdiğini anlayamamıştım. Şimdi çok iyi anlıyorum. Yaptığımız belgesel film bir sözlü tarih çalışmasıydı. Evet, sözümü tuttum ve Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgeseli, hiçbir festivalde yarışmadı, festivallerde hep özel gösterim olarak yer aldı. Belgeselin ilk gösterimi Uluslararası Adana Altın Koza Film festivalinde gerçekleşti. 2021 senesinin başında “Dijital Çağa Geçişte Türkiye’deki Uluslararası Film Festivallerinde Kriz İletişimi” isimli bildiri üzerinde çalışıyordum ve bu vesileyle o dönemde Uluslararası Adana Altın Koza Film festivalinin direktörü Prof. Dr. Kadir Beycioğlu Hocamızla, online görüşmüştük. O görüşme sırasında kendisine belgeselimden bahsettim. Kadir Hocamız belgeselin festivalde özel gösterime alınmasına yardımcı oldu. Hemen ardından Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde belgeselin özel gösterimi sağlandı. Hocalarımızın destekleri sayesinde bu iki festivalde belgeselim gösterildikten sonra Malatya Üniversitesi’nde öğretim üyesi Ersin Aycan İnönü Üniversitesi Uluslararası Kısa Film Festivali’nde öğrencilerle ve hocaların katıldığı bir özel gösterimi organize etti. Emeğin Sineması 2021 yılı bitmeden Anadolu Üniversitesi Eskişehir Uluslararası Film Festivalinde, 2022’de İşçi Filmleri Festivali’nde, Directed By Women’da, İngiltere’de Taste Of Anatolia’da, 2023’te ise Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde gösterildi. Festivaller dışında, 2022’de Mudanya’da Kitap Fuarı etkinliğinde ve 2023’te 10 bin Kadın Girişimciler Derneği’nin organizasyonunda CKM’de belgeselin özel gösterimleri gerçekleşti. Bu arada belgesel filmimiz İnönü Üniversitesi’nin düzenlediği 13. Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Prof. Dr. Kadir Beycioğlu Özel Ödülü’ne layık görüldü. Yarışarak değil, sinemanın emek ile kurduğu bağı göz önünde bulunduran festival komitesinin özel ödülüyle ödüllendirildi. Benim için bu çalışmanın, Adana Altın Koza Film Festivalinin yıllarca direktörlüğünü yapmış ve 2021 senesinde kaybettiğimiz Kadir Beycioğlu Hocamızın adını taşıyan ödüle layık görülmesi çok kıymetli. Emeğin Sineması: Karanlıkta Uyananlar belgeseli hem sinema tarihimizin bir dönemine ışık tutan, hem de kuşaklar arasındaki bağlantıyı kurmaya hizmet eden bir sözlü tarih çalışması niteliği taşıyor. Sinemamıza can veren önemli kişilerin hafızalarındaki bilgileri belgelemeye katkısı oldu. Bu anlamda, bugün aramızda olmayan ama bu film vesilesiyle adlarını anmam gereken Ertem Göreç, Kadir Beycioğlu ve Ayla Algan’ın ruhları şad olsun.

H.A.: Son olarak Ertem Göreç’in sinemaya bakışını, sinema anlayışını sorsam…

E.Ö.:   Kendisiyle yaptığımız görüşmelerde sinema anlayışını şöyle özetlemişti:  

“Sinemanın ham maddesi de halk, seyirci. Seyircisi olmayan bir sinema var olamaz. İlginç olmayan bir film de çekilemez. Seyircinin ilgisini çekmiyorsanız o filmi çekemezsiniz.

Karanlıkta Uyananlar İzle

Karanlıkta Uyananlar, Ertem Göreç, 1964

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz