Çalışma Alanım, bu hafta akademisyen ve küratör Emre Zeytinoğlu ile devam ediyor. “Gündelik hayatımın neredeyse tamamını kaplıyor” dediği çalışma alanımın kapılarını bizlere açıyor. Zeytinoğlu ile keyifli bir sohbet için bu taraftan…
Halil Duranay: Siz kimsiniz, entelektüel uğraşlarınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Emre Zeytinoğlu:Yaptığım birkaç şey var: Kitaplar ve makaleler yazıyorum, sergiler açıyorum, İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde dersler veriyorum. Bazen küratörlük yaptığım da oluyor. Televizyon belgeselleri hazırlayıp yayınladım, bir ara da radyo programları yapmıştım. Bunlar yani.

Halil Duranay: Çalışma alanınız gündelik hayatınızın ne kadarını kapsıyor?
Emre Zeytinoğlu: Sanırım neredeyse tamamını…Çünkü durmadan bir şeyler yapmaya mecbur kalıyorum. Ya benden istenen şeyleri yapıyorum; şu konuda yaz, bu konuda yaz, şuna bir yorum yap, buna bir düzeltme yap filan gibi… Ya da bunlardan kalan zamanlarda kendi istediklerimi yazmak, kendi sergilerimle ilgili bir şeyler hazırlamak gibi… Bir de verdiğim dersleri hazırlamak var tabii. Dışarı çıkmak çok fazla aklıma gelmiyor, doğrusu çok meraklı da değilim. Ama bazen telefon edip bir yerlere çağırıyorlar, üşenmezsem gidip dönüyorum. Diğer zamanlarda ise en fazla, çalışma odasından çıkıp diğer odaya geçiyorum, hepsi bu…

Halil Duranay: Çalışma alanınızı kendinizle nasıl ilişkilendiriyorsunuz ve bu alanı nasıl tanımlıyorsunuz?
Emre Zeytinoğlu: Tam obsesif sayılmam, çünkü düşünce, duygu, fikir, insan ilişkileri filan gibi şeylerde takıntı yaşamıyorum, bunları gerektiğinde hemen gözden geçirip esnetebiliyorum. Fakat nesne takıntım var… Her şey yerli yerinde olacak, hatta aralarındaki mesafeler pek değişmeyecek, onlar kullanılırken bile yine hep belli yerlerde duracak, işi bitince yerine geri dönecek. Ayrıca çok mecbur kalmadıkça yenisiyle değişmeyecek, o nesnelere başka nesneler eklenmeyecek filan falan… Dolayısıyla çalışma alanı da öyle olacak. Her şey hep elimin altında, bildiğim yerde olacak. Hem evde hem üniversitede… Aksi halde benim çalışmam çok tatsızlaşır. Gerçi mecbur kalıp bana hiç elverişli olmayan yerlerde de çalıştığım oluyor, ama orayı da bir yandan kimseye fazla bir şey hissettirmeden mümkün olduğu kadar düzenlemeye başlıyorum, bir yandan da çalışıyorum. İşte çalışma odam da tam benim bu halim gibi.


Halil Duranay: Çalışma alanınızı sizin için önemli kılan şey nedir?
Emre Zeytinoğlu: İşte dediğim gibi, zaten günümün büyük bölümünde bir şeyler üzerine çalışmak zorunda kaldığım için, en önemli yer orası: Merkez… Artık böyle bir hayata alıştım, bu yüzden orası gerçekten önemli… Bazen yemeği bile orada yemek isterim, ama bir çalışma odası karakterine uymayacak diye yiyemiyorum, mecburen diğer odadaki masaya geçiyorum. Komik işte… Fakat bir şey var: Evin diğer odası da –zaten büyük bir ev sayılmaz- o çalışma odasından çok farklı değil. Yalnızca birkaç küçük detay farklı… Yani giderek orası da çalışma odasına dâhil oldu. Üniversitedeki odam için de aynı şeyler söz konusu.

Halil Duranay: Çalışma alanınız entelektüel üretiminizi nasıl tetikliyor?
Emre Zeytinoğlu: Aslında her yerde çalışabilirim, ama kendi odamda çok daha rahat çalışıyorum. Biraz daha geniş bir oda olsaydı iyi olurdu, ne var ki ev öyle koskoca bir yer değil… Yani kitaplığa birkaç parça raf daha ekleyebilsem iyi olurdu. Her şeye rağmen sevdiğim bir mekân.


Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en tuhaf şey nedir, neden?
Emre Zeytinoğlu: Daha önce böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim. Belki başkalarına tuhaf gelebilecek şeyler vardır, ama bana hiçbiri öyle gelmiyor. Yine de siz bana bu soruyu sorunca tekrar düşündüm ki çalışma odamdaki en tuhaf şey, galiba kitaplık raflarından birinde duran küçük siyah-beyaz, eski bir fotoğraf. Bir adam, bir okul bahçesinde ayakta duruyor, çevresini küçük çocuklar sarmış. Niçin onlar bir araya gelmiş? Bilmiyorum. Fotoğraf niçin çekilmiş? Onu da bilmiyorum. Bu fotoğrafın önemi ne? Hiç mi hiç bilmiyorum. Pekiyi bana nereden gelmiş? Bir fikrim yok. Fotoğrafın arkasına tanımadığım görmediğim biri, Kiril harfleriyle “Volko Çervenkof – 1954” yazmış. Ve ben bu fotoğrafı çalışma odamda yaklaşık 30 yıldır tutuyorum. Gerçekten tuhaf.


Halil Duranay: Çalışma alanınızdaki en havalı şey nedir, neden ?
Emre Zeytinoğlu: Evet, buna çok kolay ve çok kesin bir cevap verebilirim: İki küçük şey… Ama bana havalı gelen bu şeyler, başkalarına da havalı gelir mi bilmem. Zaten çalışma odasına da benden başka pek giren olmadığı için, bunu öğrenebilmem mümkün değil. Onlar, çok genç bir öğrencimin hapishanede benim için yapıp postayla gönderdiği bir resim ve bir ipin ucuna asılmış bir uğur böceği… Onları kimse görmedi. Ama ben birinin evinde, ona bir öğrencisinin özel olarak hapishaneden gönderdiği bu şeyleri görmüş olsaydım, doğrusu kıskanırdım.

Halil Duranay: Çalışma alanınızda özel bir toteminiz var mı?
Emre Zeytinoğlu: Çalışma odamda bir kitaplıktan ve birkaç gerekli şeyden başka çok az nesne var… Ama belki de o nesnelerin neredeyse tümü de totem. Çünkü her birinin benim için bir önemi var. Ya gittiğim yerlerden aldığım şeyler ya da bana hediye edilmiş birkaç şey. O kadar da duygusal biri değilim, yani hediye diye ille de onu gözümün önüne koymam, bir dolaptaki rafa bırakırım. Bunları ise hoşlandığım için çalışma odamda tutuyorum. Fakat diğer oda öyle değil, oradaki totemler çok fazla, hatta o oda bunlarla dolu diyebilirim.


Halil Duranay: Çalışma alanınızda üretirken yinelediğiniz özel bir ritüeliniz var mı?
Emre Zeytinoğlu: Yıllardır çalışırken yaptığım şeyler birbirine çok benziyor. Eğer üniversitede dersim yoksa, öğleye doğru evde çalışmaya başlıyorum. Makinede 3-4 bardaklık kahve yapıp bilgisayarın başına oturuyorum ve radyoyu açıyorum. Genellikle hep aynı radyo kanalı oluyor, çalışırken oradan müzik dinliyorum. Çünkü radyodaki konuşmalara, haberlere, muhabbetlere vs. tahammül edemiyorum, müzik ise çalışmama yardımcı oluyor. Işığı bol günlerde daha zevkli çalışıyorum, bu yüzden masa odanın en ışıklı yerinde, yani pencerenin kenarında duruyor. Oraya kuşlar geliyor. Hareketli bir yer oluyor yani… Akşama doğru ise radyoyu kapatıp internetten Yunanistan radyolarını açıyorum, çalışırken müziğe oradan devam ediyorum. Ara sıra da masadan kalkıp diğer odanın penceresinden iki-üç dakika sokağı seyrediyorum, değişiklik oluyor, dinlenmiş hissediyorum. Bu komik, farkındayım… Üniversitede de ders haricinde odamda çalışırken, yine müzik dinliyorum ve sürekli kahve içiyorum.



Halil Duranay: İmrendiğiniz başka birine ait bir çalışma alanı var mı varsa kimin ve neden?
Emre Zeytinoğlu: Hiç kimsenin çalışma mekânına imrenmiyorum. Mekânlar insana hazır verilmez, orası ne kadar güzel olursa olsun, anahtar teslimi mekânlar beni rahatsız eder. İnsan kendi mekânını yıllar boyu yavaş yavaş oluşturmalı bence. Geleneksel bir Japon bahçesi gibi yani… Birileri beğensin diye ya da ille de güzel görünsün diye değil, kendi hayat anlayışına, zevklerine, işlevlerine uygun olarak…


