Yasaklar Ülkesinde Sualtı Mirasımızı Korumak…

Merhaba,

Türkiye kıyılarında yüzen, serbest dalış yapan, aletli dalış yapan herkesin aşina olduğu, sıradan sandığı bir durumdan ve çok çok önemli bir zenginliğimizden bahsedeceğim bu hafta: su altındaki arkeolojik mirasımız…

Üç tarafı denizlerle çevrili 2 yarım adadan oluşan güzel ülkemiz insanlık tarihinin en eski yerleşim bölgelerinden üstelik kıtalar, medeniyetler arasında hep köprü olmuş. İpekyolu, baharat yolu gibi bir çok tarihi hattın kesişim bölgesi. Anadolu’nun güneyi Afrika’ya ve Mısır medeniyetine, batısı Avrupa ve Helen medeniyetine ki bu medeniyet Anadolu’nun batısında da hüküm sürmüş, kuzeyi ise Asya ve Rusya’ya bakıyor. Dolayısı ile Akdeniz, Ege, iki boğazı ile iki denizin arasını bağlayan muhteşem ve bereketli iç denizimiz Marmara ve Karadeniz yüzyıllar boyu hem ticaret, hem deniz ürünleri avcılığı hem de savaşların yurdu olmuş. Üstelik bu denizler ve karalar iç içe geçtiği için hızlı hava değişimleri buraları hep fırtınaların, beklenmedik hava koşullarının merkezi haline getirmiş. Anadolu’nun kıyılarında kurulan bütün medeniyetler denizle barışık ve denize düşkün halklardan oluştuğu için ilkel dönemlerden itibaren denizcilik çok hızlı gelişmiş. Denizcilik çok hızlı gelişirken fırtınalar, savaşlar, beklenmedik rüzgarlar, yağışlar on binlerce geminin denizin dibini boylamasına, on binlerce, belki de tüm tarih boyunca yüzbinlerce gözü kara denizci, göçmen, tüccar, korsan ve balıkçıyı deniz koynuna almış. Anadolu ve Trakya kıyılarında irili ufaklı binlerce gemi, bazen daha yolun başında, bazen de hedefine ulaşmaya az bir yol kala batığa dönüşmüş.

Fotoğraf: Tamer Durak Arşivi

Akışkan, dalgalı, belirsiz ve değişken denizler, karaya hiç benzemiyor, hem üzerinde yol alırken hem de içine düştüğünüzde hali tavrı bambaşka. Hatırlayanlar olacaktır, karada bir insan ya da daha doğru söyleyişi ile bir memeli canlı nefessiz kaldığında, beyine oksijen gitmediğinde beyin ölümü hemen gerçekleşir. Ama denizde vücudumuz, yüzümüz suya değdiğinde memeli refleksi sayesinde hiç değilse bir yarım saat daha yaşama şansımız oluyor, beyin ölümü gerçekleşmiyor. Üstelik denizler koynuna aldığı gemileri, kayıkları tekneleri dibe çektiğinde, tahta parçalar zaman içinde eriyip kaybolsa da metal parçalar, seramikler, taştan ekipmanlar bir daha oksijenle temas edene kadar bozulmadan varlıklarını sürdürüyor. Tabii dalgaların taşıdığı kumlar zamanla batığın etrafını sarıyor, yavaş yavaş gömüyor.

Anadolu çevresinde çoğu zaman sadece maske şnorkel ile daldığınızda bile kumluk alanlarda karadaki tümülüslere benzeyen tepecikler, bazen bu tepeciklerin üzerinde amforalar ve benzeri parçalar görebilirsiniz. İşte bunlar orada bir batığın olduğunun işareti olabilir. Üstelik ülkemiz sularında bu sıradan durumun aslında ne kadar önemli olduğunu 3 büyük yaşlı kıtadan uzakta bir yerlerde denize girdiğinizde, ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu anlarsınız. Deniz dalgalarla, akıntılarla taşıdığı kumlarla bağrına aldığı batıkların üstünü örterken zaman içinde sadece amforalar tepede kalır ve bu yüzden su altından bu tip parçaları görsek de gördüğümüz yerde bırakırız, çünkü oradaki örneğin amforaları almak denizin gözü gibi baktığı, kendine sakladığı tarihi kalıntıların kaybolup gitmesi, bulunmasının imkansız hale gelmesi demektir.

Fotoğraf: Tamer Durak Arşivi

Ülkemiz maalesef bir yasaklar ülkesi. Sorunlarımızı uygulanabilir kanunlarla ve hakça çözmek yerine yasaklarla anlamsız cezalarla çözme yoluna gidiyoruz. İşte bunun en güzel örneklerinden biri yıllar boyunca bir çok güzel noktada sırf oradaki arkeolojik kalıntılar çıkarılır, batıklardan bir şeyler çalınır diye dalışın yasaklanması oldu. Türkiye bir yasaklar ülkesi ama hep yasakları delen imtiyazlı grupların bu yasakları desteklerken işin kaymağını yediği bir yapı var. İşte bu dalışa yasak bölgelerde fırsatını bulan herkes buraları talan etti maalesef. Aslında anlamsız yasaklar yerine bu muhteşem arkeolojik batıkları, kalıntıları korumak adına dalışa açıp şeffaflaştırsak, dalışa yasak bölgelerde gizli gizli yapılan kaçakçılıkları tarihi talanları engelleyebilirdik.

Bugün bu yasakların önemli bir kısmı geride kaldı ve ülkemiz sualtı arkeolojisi açısından dünyanın en önde gelen en bereketli bölgelerinden biri hala ve bu miras bile Anadolu kıyılarında dalış yapmak için yeter sebep. Yeri gelmişken aletli dalışın en önemli kurallarından birini tekrarlayarak bitirelim bu hafta yazımızı: sualtına sadece nefesimizi kabarcıklarımızı bırakalım ve sadece fotoğraf veya video çekelim.

Benzer İçerikler
Devamı

Aynen Böyle!

Sonra ona dedim ki; “Bu işin suçlusu sizsiniz. Tüm hatalar sizin eseriniz. Bu işi yapabileceğinize bir gün bile…
Devamı

Tarzan’a Sahip Çık, Çita’yı Sev!

Şöyle ağız tadıyla, bol çatışmalı, araya serpiştirilmiş büyülerle renklendirilmiş, ejderha olmasa da, ne bileyim işte bir iki iblisle…