A’dan Z’ye Memleket: Kadın Dedi ki

1
77

Bildiniz… Dünyayı sarsan #metoo hareketinin kitabı olan “Kadın Dedi ki” bu… Bugün yazımıza ışık olacak. Yok, kitabı tanıtmayacağız. Çünkü bu yazı “memleket” serisinin bir parçası… New York Tımes gazetecilerinin araştırması ve konuyu kitaplaştırmaları, bunun çevirisini yapan Sevim İrem Alkılınç’ın ve Bilgi Yayınevi’nin kadınlar için muazzam bir hareketi okumanıza sunmaları müthiş tabii.

Ancak Amerika’da yazılan bu kitap sadece Amerikalı kadınları ilgilendirmiyor. Zira o kadınlara yapılanlar, taciz, tecavüz, cinsiyetçi yaklaşımlar, ayrımcılık, dışlama, köleleştirme, suçlama, bastırma, susturma politikaları genel bir sistem politikası ve ataerkil düzenden besleniyor. Her ne kadar uygarlık ilerliyor, gelişme gösteriyorsa da erkek egemen zihniyet bu ilerlemede mevcut hegemonyasını korumak istiyor. Kadına yer vermemekte sosyal hayatta yer alacaksa da onun “Erkeğin istediği yere oturmasında” ısrar ediyor. Biz bu kitap üzerinden memleketimizde neler oluyor, neler olmalı sorularına cevap arayacak ve biraz da #8MartDünyaEmekçiKadınlarGünü münasebetiyle kadınları konuşacağız. Hadi buyurun…

Yazmak konusunda küçük bir ayrıntıyı söyleyeyim de haberiniz olsun; risksiz bir alanda yazı yazmak istiyorsanız “kadın” konusunu ele almamalı, alsanız da sistemin istediği kadın profilini güzelleyen yazılar yazmalısınız! Bu, feodal erkeklerin, erkek yöneticilerin hoşuna gidecektir!

Risk almak istediğinizde enine boyuna düşünmeli, “şeytanlaşmalı”, ayrıntılara dalmalı, erkek kafanın neler yapabileceğini hesaplamalısınız. Çünkü karşınızda iktidarı, polisi, yargısı ile örgütlü bir sistem aygıtı vardır.

Rolling Stone Dergisi 2014’te elinde yeterli kanıta yakın herhangi bir şey olmadığı halde Virginia Üniversitesi’nde korkunç bir cinsel grup saldırısı olarak adlandırdığı bir olayı yayımlamıştı. Arkasından gelen tartışma bir dizi hukuki soruşturmayı başlatmış, derginin itibarını neredeyse mahvetmiş, kadınların tecavüz hikâyelerini uydurduğunu söyleyenlere malzeme vermiş ve kampüslerde cinsel saldırıyla mücadele çabalarını geriye düşürmüştü. Washington Post, polisin bu hikâyeye “tam bir saçmalık” dediğini yazmış, Colombia Journalism Review olaydan “rezalet” diye bahsetmiş ve haber “Yılın Hatası” ödülünü kazanmıştı.

Okuduğunuz şey aslında kadına taciz iddialarında başımıza geleceklerin şablonudur. Sosyal medyada, bazı yayın kuruluşlarında sistemin devamı için yayılmış, kök salmış, erkek egemen sistemin nimetlerinden faydalanan yüz binlerce habis ruh var. Onların işi, suyu bulandırmak, şaibe yaratmak, böylece gerçeğin ortaya çıkmasını engellemektir.  Bu yapılanlarda kadınları bekleyen en önemli tehlike mücadele çabalarını, kadınların kazanımlarını geriye düşürmesidir. Yani kadınların inandırıcılıklarına gölge düşmesidir.  

Bu nedenle haber yapanın, yazanın, avukatların bu konuda temkinli olması, ağır adımlarla ama emin olarak ilerlemeleri gerekir. Her şeyden daha önemlisi tacize maruz bırakılan kadına güven vermeleri icap eder. Çünkü karşımızda dev gibi bir soru durmaktadır; Bir kadının tacize maruz kaldığını söylemesi, bunu iddiaya dönüştürmesi daha da ileri giderek şikâyetçi olması ne kadar mümkün?

Yargıtay’ın kadın ya da çocukların cinsel istismar ya da tecavüz konularındaki iddialarına dair çok beğendiğim, olumladığım ve hayatın olağan akışına uygun bir içtihadı var(2008); “Bir kadın ya da çocuk kendi şerefini ve namusunu da ortaya koyarak, kendisine cinsel istismarda bulunulduğuna dair bir iddiada bulunmaz. O nedenle somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılır.” Yani diyor ki toplumsal olarak başına gelebilecek birçok saldırının, aşağılanmanın, hedef gösterilmenin, namussuz ilan edilmenin kendisini beklediği Türkiye koşullarında bile bir kadın bu iddiada bulunuyorsa orada gerçek bir saldırı olduğunu düşünmeliyiz.

Eğer tüm cesaretimizi toplayarak taciz ya da tecavüzü duyurmaya, şikâyetçi olmaya karar verdiysek;

Bazı “erkek” sorulara hazırlıklı olun;

  • Şikâyetçi olmak için karakola giden kadınlar, polisin “O saatte orada ne işiniz vardı” sorusuyla karşılaştı. Çikolata almak için markete gittiklerini söyleyen kadınlara polisler “Viski de var mıydı” diye sordu. Polislerin kadınlara ısrarla “Şikayetçi olmak istediğinizden emin misiniz” diye sorması da dikkat çekti.
  • Öğrencisi olduğu veteriner hekim Prof. Dr. Hasan Bilgili’nin cinsel tacizine maruz kaldığını ileri süren veteriner hekim Ç.B ifadesinde, Prof. Dr. Bilgili’den şikayetçi olmak için gittiği savcılıkta, bir “kadın” savcının kendisine, “Ben de kadınım, sen de kadınsın. Ben neden tecavüze uğramıyorum da sen uğruyorsun?” diye sorduğunu öne sürdü.

Mahkeme heyeti de Ç.B.’ye, “Mücadele edemedin mi?” “Kendinde miydin?”, “Yüzüne ya da herhangi bir yerine vuramadın mı?” “Tam saati hatırlıyor musun?” “Yardım istemedin mi?” “Bağırmadın mı?” şeklinde sorular yöneltti.

  • İstanbul Başakşehir’de tecavüzden kaçarken 10’uncu kattan düşerek hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Gülay Bursalı (20) davasında, Gülay’ın babası: ‘O saatte orada ne işi varmış?’ diyen aptal insanlar var…
  • Ankara’da 29 Mayıs 2018’de cinsel saldırıya maruz kaldıktan sonra intihar süsü verilerek öldürülen Şule Çet davasındaki duruşmada hâkim, Baba Çet’e “Şule öğrenci olduğu halde neden çalışmak istedi?” sorusunu yöneltmişti.

Örnekleri yüzlerce çoğaltabiliriz… Bu soruların yetkili ağızlardan gelmesi asıl tehlike… Çünkü kişisel yorumların adaletin işlemesinden sorumlu olanların tavrından daha kötü olduğunu düşünmüyorum. Bazen komşunuz, arkadaşınız, akrabalarınız hatta hiç üzerine vazife olmasa da apartman temizlik görevlisi bile konuyla ilgili yorum yapacaktır. Bazen en sevdikleriniz bile sizden şüpheye düşebilecek, “Acaba mı?” diyecektir. Bu çirkin yorumlar belli zihniyetin tezahürü. Bu zihniyet kadını hareket edemez hale getirmek isteyen bir sisteme hizmet ediyor. Örneğin “Bakın iffetli kızlarımızın başına bunlar geliyor mu,” “açık saçık kıyafetlerinden kadının ne olduğu belli zaten” diyenine kadar hepsinin kadına bakışı bir yeri temsil ediyor. Ki o yer hepimiz için tehlike içeriyor. #BanaNeGiyeceğimiSöylemeKafanıDeğiştir

“Yaktığınız Cadıların Küllerinden Doğduk”

Hiç kuşkunuz olmasın ki bir anda sürecin “cadısı” olacaksınız. Ağzınızdan “evet ben cadıyım” sözünü alana kadar fiziksel ya da psikolojik işkencelere maruz bırakılacaksınız. Tarihte karşılaştığım en güçlü hareketlerin kadınlardan geldiğini ama bunun erkek kafa tarafından örtüldüğünü, aslanların tarihinin avcılar tarafından yazıldığını, yıllardır avcıların kahramanlıklarını dinlediğimizi biliyor musunuz? Çünkü fiziksel gücün ellerinde olduğunu ve her şeye bununla hâkim olacaklarını düşündüklerini biliyor musunuz? Uygarlığın güç biçimini değiştirdiğini ve aklın artık en büyük güç olduğunu biliyor musunuz? Biliyorsunuz kuşkusuz… Çünkü son dönemde özellikle son on yılda Yüksel Direnişi dışında en güçlü muhalif hareketin kadın hareketi olduğunu görüyorum. KHK direnişine bile kadınların öncülük ettiğini biliyorum.

Öyleyse cadı olduğumuzu ve gücümüzü sonuna kadar kullanacağımızı söylemenin bir sakıncası yok bence;  Evet, ben bir cadıyım ve süpürgeme binip bütün pisliklerinizi süpüreceğim! Megan Twohey diyor ya “Geçmişte başınıza gelen olayları değiştiremem ama birlik olursak deneyimlerinizi başkalarını korumak için kullanabiliriz.” Sırf bu nedenle kadınlar susmamalı, utanmamalı ve bedenlerine yapılan hiçbir saldırıdan hiçbir biçimde sorumlu olmadıklarını haykırmalılar. #YaşasınKadınDayanışması

Günah keçileri olmayacağız!

Bir afet olduğunda, kuraklık, kıtlık olduğunda, savaşta zafer kazanamadıklarında, hastalık salgın haline geldiğinde, memleketi kötü yönettiklerinde, işsizlik, açlık isyanların habercisi olduğunda kötü-aptal erkekler, erkek kafalı kadınlar harekete geçerler. Olan bitenin aptallıkları, kötülükleri, bencillikleri yüzünden değil de bir keçi yüzünden olduğunu iddia ederler. Tüm günah keçinindir. Yani kadınların, muhaliflerin, dinsizlerin, cadılarındır… Ve keçiyi kurban ederlerse toplumu kandırabileceklerini düşünürler. Oysa yönettikleri insanlar kriz zamanlarında sadece kolektif çalışmayla, paylaşımla yeniden ayağa kalkabilecekken, açlığın hesabı sorulmasın diye baskıya başvuranlar yine kötü erkek kafa olur.

İlk işleri erkekleri tahrik etmek, güç gösterilerine zemin hazırlamak, silahlı, külahlı erkek profillerini sosyal medyada görünür kılmak, maço erkeklere pirim kazandırmak, televizyon dizilerinde, eğlence programlarında kaba saba erkek profillerini parlatmak olur. Çünkü şiddeti, sindirmeyi, korkutmayı bu aletler sayesinde topluma yayacaklardır. Kadını da mutfağa, anneliğe hapsederler bu programlarda. Cinsiyet ayrımcılığı her yere siner, pusuda bekler. Kadın cinayetlerini çözümsüzlüğe sürükleyip kadınları korkutmak, sindirmek amaçları olur. Çünkü kadın susmazsa onlar gider. #SusmuyoruzKorkmuyoruzİtaat Etmiyoruz!

İmge Kitabevi yeni, bu hafta bir kitabı yayın hayatına sundu. Feminizm, Aktivizm, Gündelik Hayat… Kitap birçok Feminist yazarın kolektif yazılarından oluşuyor. O kitapta Tuğba Taş’ın yazdığı makaleden bir bölümü size aktararak kötü yönetimler ve kadına saldırı arasındaki doğrudan ilişkiye dikkatinizi çekmek isterim;

2009’da DTP Van milletvekili Fatma Kurtulan’ın soru önergesine, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in verdiği yanıt neticesinde, 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısının 2009’un ilk yedi ayında 953 olduğunu öğrendik. Yani kadın cinayetleri yedi yılda yüzde 1400 oranında artmıştı. 2011’in Eylül ayında, Eser Kökler hocam ve öğrencilerimizle birlikte bu tüyler ürpertici artışı ve kadına yönelik şiddetin medyadaki çarpık temsilini dert edinen bir yerleştirme sergisi düzenledik. Sergi “Yüzde bin dört yüz: kadın, şiddet ve medya” başlığını taşıyordu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre de “2023 yılında erkekler tarafından 315 kadın öldürüldü, 248 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.”

Görüldüğü üzere yoksulluğun, işsizliğin, kötü yönetimin bedeli kadınlara ödetiliyor! #ErkekDevleteHayır

Erkeksiz değil erksiz bir dünya, evet!

Bu yazıdan tüm erkekleri aynı kefeye koyduğumu düşünmenizi istemem. Ancak takdir edersiniz ki “Bilinci koşullar belirler.” Kadınlar kadar erkeklerin de bu sistemin içinde cinsiyet ayrımcılığına karşı duyarlı olmaları zorluklar içeriyor. Çocukluklarında yaşadıkları “sünnet”  travmasından, aile içinde “kral” muamelesi görmelerine kadar bir yığın abartılmış seramoniden kendilerini korumaları zor görünüyor. Ama imkânsız değil…  Kadınlarla insanca bir yaşam kurmayı planlıyorlarsa sistemden korunmanın yollarını aramalı ve bulmalılar. Bana sorarsanız ben biraz aklı kadına benzeyen erkekleri seviyorum. Erkek bedeninde kadın kafası güzel olurdu. Çünkü gerçek bir yaşam istiyorsanız kabul edeceksiniz ki  #JinJiyanAzadi

Son söz olarak; Kendisini eğitmeyi planlayan erkekler de unutmasınlar ki #KadınKadındırÇiçekBabandır

1 Yorum

  1. Acun Hoca;

    Benim bildiğim bir şey var!
    Demiş ya hani şair;

    En zor bilim kendini bilmektir.”

    Dünyayı cennete de, cehenneme de çevirecek kadındır.
    Eğer kadın kendini tanır, bilirse;
    Kadının yaşadığı her yer cennet olur ..

    Burada;
    Erk’in rolü yok demiyorum!

    Çünkü doğada var olan her canlı gibi, kadının da, erkeğin de kurtuluşu;

    Emperyalizme-faşizme ve Erk sömürücü sisteme karşı birlikte verecekleri mücadele sonucunda insanlığın kurtuluşuyla mümkündür ..
    Bu yüzden de;
    Emeğin de, kurtuluşun rengi de
    K ı z ı l d ı r ..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz