Deniz Kestanesi

0
293

Deniz Kestanesi

Zihin karıştığında ve bulanıklaştığında

Uzun siyah dikenleri ile geriye ve geriye

Çok az veya çok fazla gibi dalgalanarak

Zehirli anten uçları sessizce takırdar

Geçmişteki sulak birşeylerde

Büyüyemez artık kavrarken,

Okyanus tabanı boyunca belli belirsiz salınarak

Çaresizliğe yakın bir saflıkla sallanır

Bir daha denk gelmemenin umutsuzluğu ile-

Nasıl döner ve atılırsa atılsın

Ve dönsün- O muhteşem pembe anemona

Bir zamanlar aydınlattığı o ıssız suya

Her şeyi aydınlatan o sessiz şimşeklerini sevdi

Ve anın talepleriyle dikkati dağıldığında

Şimdinin çok kolay karışan kumunda,

Bu kötü gelgitlerde hırpalanmış veya

Bu basma kalıp büyük balık süzüldüğünde,

Düzenlice, sonunda bulamadan

Bir zamanlar zihnin sahip olduğunu

Gizinde ve şansından vazgeçmek üzereyken

Atacak yarım kalbiyle,

Bu güzel mercanın ilk parçasında

Ve kendine zarar veren epidurale yerleşir

Ölümcül arzuyla. Ama boşver.

Böyle tasarlanmadı. 

J. Allyn Rosser 

Sudan geldiğini su olduğunu çoktaaaan unutmuş olan bizler nedense suda gördüğümüz şeyleri karada gördüğümüz canlılara benzetmekte diretmişiz hep: denizatı, deniz börülcesi, deniztavşanı, denizhıyarı diye uzayıp gidiyor liste. İşte sualtı ile ilk temasımızda, deniz altına yüzeyden ilk bakışımızda gördüğümüz belki de hiç bilmeden kendisinden korktuğumuz küçük bir canlı deniz kestanesi de bu canlılardan biri. Dikenlerle koruduğu sert kabuğunun altında yumuşak dokulardan oluşan tabanında yüzlerce belki de binlerce küçük vantuzlu ayakları ile bir yerlere tutunan bir hayvancağız. Evet yanlış okumadınız hayvancağız. Sualtı ile ilgilenmeden önce çoğu insan gibi ben de deniz kestanelerinin bir hayvan değil bitki türü olduğunu düşünürdüm ama deniz kestaneleri de tıpkı mercanlar veya yine bir yanılgı ile deniz şakayığı da denen tüplü kurtlar gibi bitki değil hayvan. Üstelik çoğu zaman hareketsiz sandığımız bu canlılar cüsselerine göre bayağı hızlı hareket edebilen canlılar.

Deniz kestaneleri hem hareketli canlılar hem de et ve ot ayırmayan canlılar. Deniz kestaneleri sakin, yavaş canlılar ancak bayağı oburlar ve bu yokediciler ağır ağır hareket ederek midye ve benzeri kabuklu hayvanları, ölü balıkları ve algleri mideye indirirler, yani hem etçil hem de otçuldurlar. Deniz kestanelerini midye ve diğer yumuşakçalardan ayıran bir özellikleri de diğer canlılara parazit olmamalarıdır, yani kendilerine tutunacak bir yer bulur ve orada yaşarlar, üstelik binlerce metrelik derin okyanus çukurlarından yarım metre sığ suya kadar her derinlikte, sıcak soğuk, akıntılı durgun farketmeksizin her su koşulunda yaşarlar. Her su koşulu derken o suların mutlaka temiz su olması gerekir, kirlenmiş sularda deniz kestaneleri yaşayamaz yani deniz kestanesi bol olan yerlerde su temiz demektir, yani o sularda gönül rahatlığıyla yüzülür.

Deniz Kestanesi

Kendi başına hem sperm hem de yumurta üretebilen deniz kestaneleri bu üretkenlikleri sayesinde çok hızla çoğalabilir ama deniz kestanelerinin avcıları da büyük dişli kuvvetli avcı balıklar ve deniz aslanlarıdır.  Dikenler bu balıkları engellemeye yetersiz kaldığında devreye zehir girer ama eninde sonunda balık kazanır.

Deniz kestanelerinin ilginç özellikleri arasında anüslerinin tepede ağızlarının aşağıda yer alması da var, 5 keskin dişle kaplı ağzın etrafı tabana tutunmayı sağlayan vantuzlarla çevrilidir, üstelik dışı dikenli bir kabukla korunan bu hayvanlar aslında bir tüp sisteminden oluşur.

Hani deniz kestanesi dolu bir sahilde deniz tabanına çıplak ayakla basmaktan korkarız çekiniriz ya olur da ayağınıza deniz kestanesi batarsa, ovalamayın sadece o bölgeye zeytinyağı dökün bir süre sonra diken kolayca çıkar deriden. Bir küçük hatırlatma daha iklim krizi ve Süveyş Kanalı sayesinde Kızıldeniz’de yaşayan zehirli deniz kestanesi türleri de artık sularımızda bolca var aman onlara iki kere dikkat)

Yaşarken de rengarenk olan deniz kestaneleri öldüğünde ortada kalan kabuklar mücevher güzelliğinde olsa da bilinçli bir dalgıçın her zaman unutmaması gereken kural; sadece kabarcık sal, sadece fotoğraf çek olduğu için o ölü deniz kestaneleri tüketen diğer deniz canlılarına bırakıyoruz. Eğer dalış sırasında tabana sıkıca yapışmamış bir kestaneye denk gelirseniz avucunuza aldığınızda vantuzları hafifçe gıdıklayarak elinize yapışır ve elinizi ters çevirirseniz de kestane düşmez. Bu dalışa yeni başlayanlara tecrübeli dalgıçların sıkça yaptığı şakalardan biri olsa da tavsiyem, sualtında hiç bir şeye dokunmamanız, çünkü bazı türler çok zehirli ve çarpıcı olabilir. Bizim Akdeniz’de binlerce yıl yaşayan deniz kestanelerinde görülmez ama Kızıldeniz’den gelen uzun dikenli ve zehirli türlerde dikenlerin arasında kırmızı bir “göz” de görülür, ve bu türlerin dikenlerine dokunursanız çarpılırsınız.

Deniz kestanelerinin dikenli ve sert kabuklarının altındaki yumuşak yapı aslında zorlu şartlarda nasıl yaşamamız gerektiğine dair de ipuçları içeriyor bence, üstelik bir anlamda deniz kabukları da tıpkı ahtapotlar gibi gizliden gizliye kamuflaj ustası da sayılır. Hani yumuşak kalbini gizlemek için ilk anda ters ve nobran davranan çok görmüş geçirmiş binbir derde rağmen hayata tutunan insanlar gibi.

* J. Allyn Rosser’ın Nisan 2005’te yayımlanan Sea Urchin isimli şiirinin çevirisi (Çeviren Tamer Durak)