Sualtında Kurallar, Yasaklar ve Özgürlük

Merhaba,

Aletli dalıştan, su altından bahsederken hep bunun insanı ne kadar özgür hissettiren, nasıl rahatlatan, eğlendiren bir spor dalı olduğundan bahsedilir ama dalış kursuna başladığınız zaman gerçekle yüzleşirsiniz: aletli dalış çok güvenli bir spordur, yeter ki kurallarına uyun.

Kaptan Cousteau ve arkadaşı Emilie Gagnan SCUBA yani aletli dalış ünitesini icat ettiğinden itibaren insanlar su altında neler olduğunu çıplak gözle (tamam maske ile) görmek için dalış sporu ile ilgilenmeye başladılar. Zaman geçtikçe özellikle 1980’lere gelindiğinde sportif dalış ya da diğer bir deyiş ile rekreasyonel dalış sporu dev bir sektör haline geldi, başta askeri disiplin ve sertlikte başlayan dalış eğitimleri (kılavuz her zaman bilimdi tabii) zaman içinde asker yetiştirmekten vazgeçerek sualtına eğlenmek için inen ama canını ve sağlığını tehlikeye atmak istemeyen insanları kolayca ve güvenli bir şekilde eğitmek için evrildi. 1990’larda dalış sektörü öyle büyüdü ki standart eğitim ile dalış yapmak isteyenler sektöre yetmez oldu ancak güvenliği elden bırakmadan ilk dalışını hızlıca yapmak çok zaman ve para harcamadan bu sporu sevip sevmeyeceğini anlamak isteyen insanları da kapsama alanına almak için “Discovery” ya da deneme dalışı sistemi icat edildi.

Deneme dalışı aslında Aletli dalışın ilk teorik ve ilk iki sığ su becerisi modüllerinin kursiyerlere kısaca anlatılması ile başlar. Teorik eğitimin ardından sığ su çalışması ve nihayet 3 ila 5 metre derin arasında kısa ancak olabildiğince eğlenceli bir tur ile sualtında ilk amatör gezi tamamlanır. Discovery ya da deneme dalışında dalıcılara dalış kursunda olduğu gibi derin teorik eğitim verilmez, bunun yerine yapmaları ve yapmamalı gerekenler, temel kurallar, dalışa nereden nasıl, hangi eğitmenle başlayacakları, maske temizleme, ağızdan regülatör çıkarma ve yeniden takma ve palet vurma gibi beceriler anlatılır. Suya inince de bütün beceriler çoğunlukla eğitmenin birebir kontrolü altında yapılır. Discovery dalışlarında dalgıca beceriler ve yapmaması gerekenler anlatılırken durum nettir, sebep sonuç ilişkisi basit bir dille anlatılır, örneğin sualtında daima nefes alıp verin, asla nefesinizi tutmayın, çünkü nefesinizi tutarsanız ciğerleriniz zarar görebilir. Ya da yukarı çıkmak istediğiniz anda sadece eğitmeninize yukarı çıkmak istediğinizi işaret edin, o sizi hemen yukarı çıkmanız gereken hızda yani kabarcıklarınızdan daha yavaş ama güvenli bir şekilde yüzeye çıkartır.

Kapsamlı bir dalış eğitimine başlayınca iş değişir, bu kez dalışta uyulması gereken kurallar uzun uzun sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ve kursiyer bu kuralları kavrayıncaya kadar anlatılır, örneğin 40 metre derinde bile olsanız tüpünüzdeki hava -eğer yeterince sıklıkla kontrol etmiyorsanız ve buddyniz ve dalış lideriniz de kontrol etmiyorsa- kesilirse, o derinlikten ciğerlerinizdeki son nefes ile yüzeye kadar çıkabilirsiniz, neden mi? 40 metre derinlikte suyun üzerinizdeki ve ciğerlerinizdeki havadaki basıncı 5 atmosferdir, gazlar basınç altında sıkışır ve ciğerlerinizdeki hava 5 kat sıkışmış demektir yani normal insanın akciğerlerindeki yaklaşık 6 litrelik kapasiteyi 5 ile çarpmanız gerekir: 30 litre. Kısacası 40 metre derinlikte ciğerlerinizi hava ile doldurduğunuzda 6 değil 30 litre hava almış olursunuz. Böylece 40 metre derinden yüzeye çıkarken üzerinizdeki basınç azaldıkça gazlar yani ciğerlerinizdeki hava genleşir ve bu  havayı nefes vererek boşaltmanız gerekir, yani yaklaşık 11 katlı bir binadan yukarı çıkacak kadar havanız her an vardır. Şimdi, fiziksel olarak kuralın açıklaması bu şekilde ancak dalışa başlayan hiç kimse temel eğitimin üzerine uzmanlık eğitimini almadan dalış sayısı az iken böyle ciddi bir derinliğe indirilmez, temel eğitimi almış dalıcıların dalabileceği en derin nokta 18 metredir. Her dalışın sonunda 5 metrede 3 dakika emniyet beklemesi yapılır böylece az önce yukarıda bahsettiğim gazların basınç altında küçülmesi hatta sıvılaşması nedeniyle (bunun çok daha karmaşık bir anlatımı var ama buna bu yazı alanı kısa kalıyor) vücutta biriken nitrojen vücuttan dalış bitmeden atılır ve dekompresyon hastalığı riski minimuma indirilir.

Aletli dalış sporunda yasaklardan değil uyulması gereken kurallardan bahsedebiliriz. Aletli dalışta yasak olarak karşılacağınız şeyler tekne de olabilir ki bunlarda aslında teknede konforlu bir yaşamı sürdürebilmenin kurallarıdır. Tekne yanaşırken veya manevra halindeyken ayakta dolaşmamak,  dalış tüplerini ortada sahipsiz ve devrilecek şekilde bırakmamak, teknenin tuvaletine kağıt vb herhangi bir çöp atmamak, tekne hareket halindeyken tekneden suya atlamamak gibi yasaklardan bahsediyorum.

Teknede ve dalış sırasında kuralların olması ve bu kurallara uyulması halinde genellikle dalış gezileri eğlencenin tavan vurduğu gezilerdir, kurallar savsaklandığı anda ise cehennem başlar. Örneğin _bugünlerde salgın sebebiyle zaten kapasiteler yarım kullanılsa da- tekneye teknenin kapasitesinden fazla insan alınmışsa, dalış ekipler olması gerekenden kalabalık şekilde gruplanırsa, tekne ve dalış brifingleri savsaklanarak verilirse, dalış için tekende bulunanlar birbirlerine gerekli nezaketi göstermez ise tekne ve dalış turu gerçek bir kabusa dönüşür.

Dalış sırasında buddylerin birbirine nasıl yardım ettiğini, neden birbirlerinden sorumlu olduklarını daha önce uzun uzun anlatmıştım, tekne personeli de doğal olarak dalış öncesi ve sonrası dalıcılara yardım ile sorumludur, örneğin bir dalıcı malzemesini kuşanırken -sualtında kuş gibi hafif balık gibi kıvrak olmamızı sağlasa da- ağır olan dalış malzemesi için birilerinin yardım etmesi gerekir. Özellikle discovery dalışı yapanlara bu konuda her an yardım edilir. Sualtındaki özgürlüğümüz garantisi olan dalış kuralları arasında suya ve ortama uygun dalış elbisesi giymek de var örneğin kışın ortasında 3 milim tek parça elbise ile suya girerseniz hem hipotermi tehlikesine yol açarsınız hem de dalıştan keyif alamazsınız. Örneğin ben dalış eğitimime başladığımda bu konudan bihaberdim ve dalış eğitmenin verdiği 3 milim başlıksız elbise ile aralık ayında Saros Körfezi’nin soğuk sularına daldım ve hala düşününce içim titriyor, eğitmenim 3 kuruş fazla para kazanma sevdasına hepimizin hayatını riske atmıştı. Yine daha önceki yazıları okuyanlar hatırlayacaktır, su altında problem işareti su üstündeki “eh işteye” denk gelir, çünkü sualtında her şey kuralına uygun ve iyi olmalıdır.

Bugün Türkiye’ye baktığımızda bir arada yaşamaya dair çok basit kuralların bile esnetildiğini ve özellikle bu koronavirüs salgını döneminde sebep sonuç ilişkisi anlaşılmayan, ben koydum oldu tadında, onlarca yasakla birlikte yaşıyoruz, sokağa çıktığımızda, trafikte insanlar en basit ve temel trafik kurallarına uymuyorlar.

Hayatımızı bir yasaklar, olmazlar silsilesi içinde geçiriyoruz, halbuki sebep sonuç ilişkisi içerisinde, bir ortak yaşam kurallar grubu oluşturabilen, neden bu kurallara uyulması gerektiği konusunda anlaşan toplumlar hem barış içinde yaşıyorlar hem de o toplumlarda “yasak” kelimesi çok daha az duyuluyor. En başa dönersek aletli dalış sporu  kurallarına uyulduğu takdirde insan yaşamına hiç uygun olmayan nefes alamadığımız bir ortamda bile özgürlüğü tattırabiliyorsa, uygulanamaz ve imkanı ayrıcalığı olan herkesin delik deşik ettiği bir yasaklar ülkesi yerine herkesin birbirine saygılı olabileceği, mantıklı ve uygulanabilir kuralların uygulandığı bir ülkeye evrilse ülkemiz hem özgürlük hem de esenlik daha fazla olmaz mı? Belki o zaman daha fazla dalış konuşuruz.


Benzer İçerikler
Devamı

İnce şeyleri anlamak…

“Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” der Gülten Akın İlkyaz şiirinde. Ne zaman aklıma gelse…