Birbirimizden Başka Kimsemiz Yoktu-6

0
1646

Anayım Ben!… Nasıl Vazgeçerim Evladımın Hukukundan?

Bir anda duruşu, bakışları değişiyor. Göz yaşlarını kurulayıp devam ediyor anlatmaya…

Enkazın başında, yavrularıma ulaşılmasını beklerken bir yandan gördüğüm ne varsa fotoğrafını çektim, videosunu çektim. İnsanlarla konuştum. Her gelen diyor ki burada kolon kesilmiş. Gelen merak edip soruyor, yakınınız mı vardı burada diye. Evet diyorum, oğlum, gelinim, torunum diyorum. Abla burada kolon kesilmiş diyorlar. Böyle böyle insanlarla irtibat kurmaya başladım. Binanın altındaki pastanenin kolonları kestiğini anlattılar. Biri geldi benim abim bununla ilgileniyordu, hatta şikâyet dilekçesi bile vermişti dedi. Şikâyet dilekçesi falan olduğunu duyunca dikkat kesildim iyice. Bizim en büyük şansımız bir şekilde birbirimizle irtibat kurabilmemiz oldu. Çoğu insan bir araya gelemedi bile. Bizim bir Merve kızımız var. Merve Akbulut. O da halasını, eniştesini, 2 yeğenini kaybetti. Onlar bir şekilde irtibat kurdular birbirleriyle, benim yeğenimle falan… Bir whatsapp grubu kurdular. O grup üzerinden insanlar birbirlerini buldu. Sonra da mücadelemiz başladı. Ben 1 ay araçta yatıp kalktım. Sonra İstanbul’a geldim ama 1 hafta kalabildim İstanbul’da. Bilgileri, belgeleri toparlayıp bir dosya hazırladım. Sonra Maraş’a döndüm yeniden. Suç duyurusunda bulundum. Oğlum ve gelinim de avukat olduğu için Baro’ya gittim ve desteklerini istedim. Savcılık, Baro, enkaz arasında mekik dokudum. Sabahtan akşama kadar enkazın başında nöbet tuttum. Enkazı dikkatle inceledim. Delil olabilecek her şeyin fotoğrafını çektim. Önceki fotoğraflarla karşılaştırdım. Fotoğraflarda bir asansör var, baktım ruhsatsızmış. Perde beton kesilip bir havalandırma açılmış. O havalandırma açılan yerin önceki ve sonraki fotoğraflarına ulaştım. Bunların hepsiyle keşif yaptırdım, tutanaklar tutuldu. Savcı geldi, bilirkişiler geldi. Enkazın başında son güne kadar bekledim. Sondan bir önceki gündü, zemine ulaşılabildi. Zeminde kepçeciye dur dedim, bak burada kesilmiş bir kolon var, burayı dikkatli kazın! Anlattım ya, Molla abinin söylediklerini dikkatle dinlemiştim. Onun bahsettiği yeri neredeyse tam olarak biliyordum. Molla abi o sırada orada değildi ama sürekli görüntülü olarak arayıp, Molla abiyle yer tespiti yaptım. Adeta nokta atışıyla kesilmiş kolonun yerini tespit edebildim ve savcılığa haber verdim. Ben istiyorum ki savcılık emriyle burayı kazdırayım, savcılık gözetiminde kesik kolonu bulabileyim. Akşam 18,30 civarı bizim çocuklar Mahmut ve Uğur, savcıyı bulup rica etmişler ve bilirkişi ile birlikte savcıyı getirdiler. Savcı geldi ama o sırada statik projeyi getirmemişler. Sadece mimari proje var yanlarında. Bu arada korkunç bir hava var. Hep birlikte kepçenin altındayız. Ben diyorum ki burada kolon var. Ama onlar diyor ki hayır burada kolon yok, merdiven var. Bilirkişi mühendis. Elinizdeki projeye bakarak burada kolon yok merdiven var diyorsunuz ama ben biliyorum ki burada kolon var. Savcı “bak abla” dedi. Evet evet, “abla” diye hitap etti bana. Projeye göre kolon görünmüyor. Sadece sizin iddianıza göre burayı kazdıramam. Başka çok bina var gitmemiz gereken, o yüzden şu an bu kazıyı yaptıramam ben dedi. Sinan Bey, o an yüreğimdeki yangının, içimdeki hırsın ne kadar büyüdüğünü anlatamam size. Ben statik projeyi biliyorum ve orada kolon var! Yanlarında getirdikleri proje mimari proje. Evet mimari projede yok kolon ama statik projede var! Elimdeki telefondan statik projeyi, projede kolonun tam olarak bulunduğu yeri gösteriyorum ama kabul etmiyorlar. Sabaha kadar uyuyamadım o gece. Ertesi sabah 8.00 de yine dikildim enkazın başına. Kepçeci Cemal abi ile konuştum. Artık kepçeci bile abim oldu. Bütün o arama çalışmaları sırasında benimle gözyaşı dökmüştü Cemal abi. Dedi ki Cemal abi, son 2 harfiyat kaldı. Ondan sonra iş bitiyor. Dedim ki bak Cemal abi, benim kaz dediğim yeri kaz, ben videoya kaydedeceğim, yapar mısın? Yaparım dedi. Kazdı. Ben de videoya kaydettim ve kolona tam da söylediğim yerde ulaştım. Hemen oğlumun avukat arkadaşlarını aradım. Dedim ki koşun, kolonu buldum! Ben o gece de uyumadım hiç biliyor musunuz Sinan Bey! Çünkü haklı olduğum halde bana inanmadılar. Haklı olduğum halde sesimi duyuramadım, kabul ettiremedim iddiamı. Neyse hemen savcının yanına gittik. Videoyu gösterdim. Savcıya kazdırdım ve buldum dedim. Kolonu kesip üstüne betonu dökmüşler, seramik fayans döşemişler. Pastanenin tatlı dolaplarının bulunduğu yerde. Tam Molla abinin söylediği yerde… Molla abi yaşamıyor olsaydı bilemeyecektim ben bunu Sinan Bey. Allah Molla abiyi yaşattı ki bana bunları söyleyebilsin, ben bunun peşine düşebileyim… 

Bilirkişi Raporu

Savcı ne dedi bu kanıtınız karşısında?

“Evet siz haklıymışsınız dedi. Aynen bunu söyledi. Biz sizin yanınızdan döndükten sonra baktık zaten statik projeye, haklıymışsınız. Bilirkişi arkadaşlar şu an sahada, döner dönmez hemen enkaza gelecekler… Biz hemen enkazın başına dönüp bilirkişiyi beklemeye başladık. Geç de olsa geldi. Geldi ama dünden kalma bir gerilimimiz var. O burada kolon yok demiş, ben ısrar etmişim ve haklı çıkmışım! Azıcık tepkiliydi yani ama sonuçta kolonun kesildiği tespiti yapıldı.”

Sorun çözüldü o halde?

“Pek değil. Çünkü kolonun kesildiği tespit edildi raporu tutuldu ama o raporda kolonun kesilmesi yıkıma sebebiyet vermiştir denmedi. Yıkıma sebebiyet vermiş de olabilir, vermemiş de olabilir dendi. Yıkıma sebebiyet vermiştir denseydi zaten o işyeri sahipleri tutuklanmış olacaktı. Bu rapor haricinde elimizde binanın karot raporu var, yıkımın asal sebebinin kesilen perde betonlar olduğuna dair ayrı bir rapor var. Bütün bunlara rağmen hala iddianame yok ortada. Neden? Hep sorduğum soru bu… Neden hala bir gözaltı, bir tutuklama yok? Binanın taşıyıcı unsuru olan 25 cm kalınlığında bir kirişi kesmişsin. Oradan üst kata merdiven çıkmışsın…

Artık dayanamayıp eğitimini ve mesleğini soruyorum… Adeta bir mühendis gibi mimari proje/ statik proje farkını bilen, bilirkişilerle savcılarla bir hukukçu özgüveniyle konuşan bu kadının eğitimini, mesleğini merak ediyor insan…

Anneyim ben Sinan Bey! Evladını kaybetmiş, yüreği yanan bir anneyim sadece! Lise mezunu bir ev hanımıyım. Önce ortaokulu dışarıdan bitirdim. Liseyi de küçük oğluma hamileyken dışarıdan bitirdim. Hukuk Fakültesi okumadım. Mimarlık ya da mühendislik de okumadım. Ama bulduğum her belgeyi dikkatle, anlayana kadar okudum. Yasa maddelerini okudum. Anlayamadığımı sordum, öğrendim. Çok mücadele ettim, hala da ediyorum.

Duygularımı, acımı geceleri yaşıyorum ben. Sabaha kadar göz yaşı döküyorum, dua ediyorum, oğlumla konuşuyorum. Sabah olduğunda ise dimdik ayaktayım. Mücadele ediyorum. Mantığım duygularımın önüne geçiyor. Sosyal medyadan her gün yetkilileri, kamuoyunu, yargıyı harekete geçirmeye çalışıyorum. Timur Soykan ile konuştum, sağ olsun haber yaptı. Televizyonlara ulaşmaya çalıştım, sesimize ses olabilecek kim varsa artık. Hala iddianame bekliyorum. Hala sorumluların tutuklanmasını bekliyorum.

İddianamenin bir türlü hazırlanamamasının önemli nedenlerinden biri savcıların sürekli değişmesi. Savcı geliyor, 10 gün kalıyor bölgede. Sonra asıl görev yerine gidiyor. 3 ay boyunca bu böyle oldu, sabit bir savcı görevlendirilemedi. 10 gün için gelen savcı hangi davayla ilgilenebilir ki? Hangi bir dosyayı inceleyebilsin de okuyup dava açsın. Bir değil, on değil kaç dosya var. Gidiyorum savcının yanına bizim davayla ilgili bir gelişme var mı diye soruyorum. Tamam diyor, inceleyeceğim, bakacağım. Önünde duruyor dosya, üzerinde “Önemli” notu düşülmüş üstelik. Ertesi gün yine gidiyorum, “Bakabildiniz mi dosyaya” diyorum, “Nurgül Hanım, bir başka dosyada 100 kişi var hayatını kaybeden. O dosyaya bakıyorum şu an diyor. İfade almam gerekiyor diyor. O bitince söz, seninkine de bakacağım diyor… Bizim dosya açılıp bakılana kadar 10 gün geçiyor, savcı değişiyor, yeni savcı ile aynı süreç başlıyor… Bir sonraki ile de… Sil baştan! 5 Savcı ile görüştüm böyle… Şimdi bakalım, sabit bir savcı geldi… Bakalım…

Şu an dosyamızda eksik olan tek evrak zemin etüdü. Onun dışında tüm belgelerimiz evrakımız tamam. Bunlar bir iddianame hazırlamaya nasıl yetmiyor, bir gözaltına, tutuklamaya nasıl yetmiyor anlayamıyorum!

Canımı acıtan ne biliyor musunuz Sinan Bey? Herkes hayatına devam ediyor. O kadar ki Kervan Pastanesi yeni bir şube açmış. 4 şubesi var, 2 tanesi hasar almış durumda, 2 tanesi ise yıkıldı. Çarşı şubesi yıkıldı mesela. Binanın üstte kalan kısımları sağlamken, Kervan’ın olduğu yer yıkıldı. İnsan hayret ediyor! Binanın bir tarafı yıkılıyor, diğer taraf sağlam. Sadece Kervan Pastanesinin bulunduğu bölüm yıkıldı. Yan tarafta İrem Apartmanı var, o bina yıkıldı. Kervan Pastanesi yan binanın da altına geçip oradan da kazdığı için! İki binayı alttan birleştirip genişletme yaptığı için. Bu genişleme yüzünden yandaki İrem Apartmanı dayanamıyor ve yıkılıyor. 3 şubeden 2’si yıkıldı, 1 tanesi ağır hasarlı. Bir de üstüne şimdi yeni şube açtılar. İnanılır gibi değil! Akıl alır gibi değil. Ama bakın yüzlerce insan sosyal medya hesaplarımızdan bize destek mesajı gönderiyor, arkamızda olduklarını söylüyorlar. Sonra da gidip Kervan Pastanesinin yeni şubesinde oturuyorlar. Tamam yargı kararı kesinleşene kadar herkes suçsuzdur, anlıyorum bunu ama bunca suç, bunca şüphe ortadayken siz gidip nasıl orada çayınızı yudumlayabiliyorsunuz? Biraz memleketimin insanına da kırgınım Sinan Bey. Ortada bir şaibe var. Kolon kesilmiş. Bütün kanıtları sosyal medya hesaplarından paylaşıyoruz. Sayfalarımız bot hesaplardan gelen saldırılarla kapattırılmaya çalışılıyor. İnsanların gerçeğe ulaşmasını engellemeye çalışıyorlar. Bir sayfa açmışlar onlar da. Bizim tezlerimizi çürütmek için yayın yapıyorlar kendilerince.

Bir rapor almışlar.  Bir üniversiteden heyet raporu. Bunu duyar duymaz ben de bir karşı rapor almak için harekete geçtim. Oturdum telefonun bilgisayarın başına. Mimarlar Odalarına, Mühendisler Odalarına mailler yazdım. Adana’ya, Gazi Antep’e. Sağ olsunlar cevap vermediler. Canları sağ olsun! Ama Ankara Mimarlar Odası  hemen geri dönüş yaptı. Mahir Bey var Ankara Mimarlar Odası’nda. Genel Sekreter. Beni arayıp merak etmeyin dedi, bu işin peşini bırakmayacağız. Elinizde ne belge varsa gönderin bize dedi. Burada bir heyet kuracağız, elimizden ne geliyorsa yapacağız  ve takipçisi olacağız dosyanın dedi. Dosya çok kabarık olduğu için maille ulaştıramadım, bir CD hazırlayıp gönderdim kendilerine. Sağ olsunlar, irtibatı hiç koparmadılar benimle. Onlardan gelecek raporu bekliyorum şimdi. Ankara İnşaat Mühendisleri Odası da sağ olsun, ellerinden gelen desteği verme sözünü verdiler. Biz bu davanın arkasında olacağız dediler. Kahramanmaraş Barosu sağ olsun, destek veriyorar. Oğlum ve gelinim zaten oraya kayıtlı avukatlardı. Arkadaşları takipçisi olurlar, vazgeçmezler diye düşünüyorum. Zaten hiç yalnız bırakmadılar sağ olsunlar.

Bir seçim sürecindeyiz. Anlıyorum insanları, herkes seçime odaklandı. Ama biz çocuklarımızı, yakınlarımızı kaybettik. Uyuyamıyoruz biz. Bir an önce adaletin tecelli etmesini bekliyoruz. Sorumluların yargı önüne çıktığını görmek istiyoruz. Aylar geçiyor Sinan Bey, bizim yüreğimiz alev alev yanıyor.

Diyorsunuz ki nereye kadar mücadele edeceksin, yorulmayacak mısın, vazgeçmeyecek misin? Vazgeçmedim! Vazgeçemem! Bu dava sonuçlanıncaya kadar da vazgeçmeyeceğim! Gerekirse AİHM’e kadar gideceğim ama vazgeçmeyeceğim! Sadece ben de değil! Birlikte hareket ettiğimiz, yakınını kaybeden ailelerin tamamı… Vazgeçmeyeceğiz! Çünkü haklıyız! Elimde 4 tane bilirkişi raporu olmasına rağmen iddianamenin hazırlanmamış olmasına hayret ediyorum. Ama vazgeçmiyorum. Her gün twitter’dan, Instagram’dan Ezgi Apartmanı sayfalarından paylaşıyorum her şeyi. Sesimizi duyurmaya çalışıyorum ısrarla ve sabırla. Bize yardımcı olabilecek, dinleyecek, yol gösterecek, sesimizi duyurmamıza yardım edebilecek herkese mesajlar yazıyorum her gün.

Ben inançlı bir insanım Sinan Bey. Elbette Allah’tan gelene razı olurum ama razı olamayacağım şey haksızlık, hukuksuzluk! Nerede bu binalara, binalarda yapılan bu usulsüz değişikliklere onay veren yetkililer? Belediye yetkilileri, Çevre Şehircilik Bakanlığı yetkilileri nerede? Şikayet dilekçelerini göz ardı eden, sümen altı eden yetkililer nerede? Binanın kolonlarını kesen, binanın güvenliğini tehlikeye atan, o gece enkaz altında hayatını kaybedenlerin vebalini taşıyanlar nerede? Ben asıl bunların peşine düşmezsem, asıl bunların yakasına yapışmazsam, asıl bunların hesabını sormazsam günah işlerim. Çocuğuma nasıl hesap veririm ben? Sormaz mı bana evladım, anne neden hakkımın peşine düşmedin diye? Sormaz mı evladım bana anne neden sustun, hesap sormadın diye? Avukattı benim oğlum. Avukattı benim gelinim. Aynı şey benim başıma gelseydi onlar benim hakkımın hukukumun peşine düşmezler miydi? 6 aylık sabim, Asude’min yaşama hakkının peşine düşmekten nasıl vazgeçebilirim ben?

Vazgeçmeyeceğim! Birilerinin unutmasına, unutturmasına izin vermeyeceğim Sinan Bey. Kimse beklemesin vazgeçmemi… Vazgeçmemizi…