Ateş Böcekleri ve Moda Sahnesi

0
337

Ulvi Yaman: Önce şunu sormam gerekiyor; “Ne zaman rakı içiyoruz?” Yoğunluktan bir türlü vakit bulamadık çünkü

Kemal Aydoğan: Hemen, dün.

Ulvi Yaman: Moda Sahnesi ile başlayalım mı? Geçtiğimiz günlerde 3. Yılınızı kutladınız. Kuruluş aşamasından itibaren görüştüğümüz için ne tip zorluklara göğüs gerdiğinizi ve tabiri yerindeyse tırnaklarınızla kazıyarak (ki gerçek anlamda da kazıdınız) hayata geçirdiğinizi biliyorum. Bugün baktığında nasıl görüyorsun?  Tamamdır diyebiliyor musun?

Kemal Aydoğan: Epeyce bir yol kat ettik. Repertuarımız oluştu ve seyirci tarafından beğeniyle karşılandı. Bu bizim en büyük güvencemiz. ayrıca Moda Sahnesi etkinlikleri dışında konuk ekiplerin etkinlikleri de seyirci tarafından ilgiyle karşılandı. 10 katılımcı ile başlattığımız seminer programlarına artık yer bulunmuyor örneğin. Tamamdır diyemeyiz ama başlattık ve yürüyor diyebiliriz. Yapacağımız çok iş, gideceğimiz epey bir yol var daha.

Ulvi Yaman: Sizden sonra Kadıköy’de bir tiyatrolaşma söz konusu. Kadıköy TheatronEntropiTaşra Kabare ve şimdi Baba Sahne geliyor benim bilmediğim küçük sahnelerin yanı sıra… Kadıköy’e olan bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun? Hatta Kadıköy Belediyesinin girişimiyle “Kadıköy Tiyatrolar Platformu” kuruldu ve sen de içinde yer alıyorsun. Bu kayışın nedeni siyasal mı? Beyoğlu’ndan uzaklaşma vb. Kadıköy’de seyirci olarak bu kadar sahnenin bir karşılığı var mı yoksa bir enflasyon yaşanacak mı?

Kemal Aydoğan: Kadıköy’e ilgi özellikle de Beyoğlu’na uygulanan “mutenalaştırma” operasyonu ile birlikte arttı diye düşünüyorum. Beyoğlu’nu yeni bey oğulları istiyor galiba. Bunun için de çürüğü-çarığı çapulcusu kirlisi bozuğundan arındırma faaliyeti özellikle de geziyle birlikte yoğunlaştı. Beyoğlu’nda Esnafa yaşama hakkı verilmezken “mümtaz” sermayemizin milyon eurolar yatırmasını nasıl açıklayabiliriz değil mi? Nefes alamayan insanlar, esnaf Kadıköy’de nefes aldı. Bunun Kadıköy’ün siyasi yapısıyla da ilgisi var. Ancak Kadıköy’ün köylüğü ortadan kalkmaya başlıyor. Kafeköy olmak üzere. Meğer kahveyi ne çok arzularmışız millet olarak 🙂 . Bu  nüfus hareketlerin nedeni ve sonuçları üzerine bilimsel bir bilgi oluşturmam söz konusu değil tabi ki. Ancak hızla kalabalıklaşan Kadıköy bir nefes alma imkânını sürekli sağlayamayabilir. Bir parça endişelenmeye başladığımı söyleyebilirim.

Tiyatroların yoğunluğunun Kadıköy’e kayması ise olumlu bir hareketlenme olarak görüyorum. Tiyatro ne kadar çoğalırsa çoğalsın hiçbir zaman enflasyon kavramı ile tanımlanamaz. Sadece hayata bakış açıları kazandırmanın zenginliğinden bahsedebiliriz. Her tiyatro bir perspektiftir. Her perspektifin penceresinden hayata bakmak olumlanacak bir unsur diye düşünüyorum. Umarım tiyatrolar ve onların etrafında şekillenen kültürel hayat kahvecilere baskın gelir.

Ulvi Yaman: İKSV Tiyatro Festivali uzun yıllar sonra Beyoğlu’nun dışına çıkmaya başladı ve festival sahnelerinden önemli bir tanesi de Moda Sahnesi’ydi.  İzleyici kitlenizde bir değişiklik yarattı mı? Yoksa zaten Kadıköy’lü Moda Sahnesi seyircisi festivale de mi geldi? Aslında sormak istediğim Kadıköy, Kadıköy dışından da seyirci almaya başladı mı?

Kemal Aydoğan: Tiyatro festivalinin Kadıköy’e de uğraması ve buna Moda Sahnesi’nin öncülük etmesi bizi gönendiren bir ilişkilenme oldu. Seyircinin kim olduğuna dair bir kayıt tutmadık, böyle bir çalışmamız yok ne yazık ki. Ancak şunu herkes bilir ki festival takip eden seyirci ile sezon içinde oyun izleyen seyirci birbirinden ayrıdır. Festivale “karşıdan” seyirci geldiği vaki. Biz nasıl karşıya festival izlemeye gidiyorsak.

Ulvi Yaman: Başta Afife olmak üzere diğer kurumsal tiyatro ödüllerine adaylığı ekip olarak kabul etmiyorsunuz. Biraz bunu deşelim mi? Bu duruşun arkasındaki sebepler sanırım bizi Türkiye’de tiyatro camiaları ve kliklere götürecek, ne dersin?

Kemal Aydoğan: Ödüller ve ödül kurumlarının yapısı uzun süre tartışma yarattı. Çünkü ödül jürilerinin her türlü tiyatroyu değerlendirmeye yeterli olmadığından tutun da, bir takım ahbap-çavuş ilişkilerini öne çıkarttığına kadar bir dolu eleştiri-suçlama getirildi, katılmayan tiyatrolar ödül kurumlarına bunlardan dolayı mesafe aldı. Biz de kurulduğumuz günden bu yana hem moda sahnesi kurucuları olarak hem de Moda Sahnesi’ne emeklerini katan oyuncu, yönetmen, tasarımcı arkadaşlarımızın kendi iradeleriyle hiçbir ödüle katılmıyoruz. Tiyatronun temel alt yapı dertleri tüm ağırlığıyla üzerimize çullanmışken elimize tutuşturulan elma şekerlerini yalayarak sorunumuz yokmuş gibi yapamayacağız.

Oyunlarımız hakkında nitelikli eleştiri yazısı okumak neredeyse mümkün değilken ödül  bunun yerine geçip niteliğin belirtisi olamaz. Tiyatronun sahici problemlerini konuşacaksak –çünkü nitelikli tiyatro yapmak ancak böyle olur- ödül alalım. Dertlerin üzerini örten bir ölçü afyon yerine geçecekse ödül araya mesafe koymayı yeğlemek nitelik için elzem diye düşünüyoruz.

Bu arada kimsenin hakkını yememek için şunu belirtmeliyim. Afife ödülleri bir kaç yıldır “adil” bir ödül sistemi kurmak için yoğun bir çaba veriyor. Problemlerin varlığını kabul edip bunu bertaraf etmenin yolunu yordamını arıyorlar. En azından bir problem olduğunu görmüşler. bu çabalama değişimin zorunluluğunu gösteriyor. Eski sistemde var olan hastalıkların farkedildiğini, bunları tedavi etmenin yollarının araştırıldığını gösteriyor –ki bu olumlu bir şey.

Ulvi Yaman: Özellikle İstanbulda “büyük” diyebileceğimiz sahne girişimleri bir süre sonra tiyatrodan koparak ya da tiyatronun yanında müzik ve konserlere dönüyorlar. Sanırım bu tiyatro işletmeciliğinin farklı bir takım dinamiklerinden kaynaklanıyor. Siz nasıl başarıyorsunuz? Tiyatro İşletmeciliği başlı başına başka bir iş planı çünkü.

Kemal Aydoğan: Tiyatro işletmeciliği tiyatro yapmakla mümkün. Buluşma yeri ayrı tiyatro ayrı oluşumlar. Biz öncelikle bir tiyatroyuz ve 3 yılda çocuk oyunları ile birlikte 15 tane oyun üretmişiz. Moda sahnesi öncelikle bir tiyatro olmakla seyircisi ile temas kurdu. Tiyatro ve seyirlik sanatların salondaki oranı %80 iken % konserlerin oranı %20 tutuyor aylık programımızda.

Ulvi Yaman: Repertaurlara nasıl karar veriyorsunuz? Burada izleyici önemli bir etken mi? Ya da ne kadar önemli bir etken. Şunu anlamaya çalışıyorum izleyici bunu ister, buna gelir o tarafa yönelelim mi? Yoksa Moda Sahnesi’nin bir tarzı vardır ve izleyiciyi biz yönlendiririz mi?

Kemal Aydoğan: Moda Sahnesi’nin tercihleri ile yol alıyoruz. Seyircinin beğenisi değişken, bunu referansımız yapamayız. Tiyatro sanatı ile temasımız bir esnaf ilişkisi prosedürlerinde değil. Para önemli bir işletme için, kabul ediyoruz. Ancak hayat daha da lazım. Hayatın tıkanıklarına gözümüzü dikip oralardaki tıkanıkları biçim ve içerik olarak tiyatro sanatının yardımı ile fark etmeye çalışıyoruz. Delueze “sanat olmayan halkı arar” gibi bir cümle kuruyor sanat için. Bu iyi bir rehber cümle. Olan değil de olacak olan ile ilişkileniyoruz. Seyircinin de kendi olacak olanına doğru yolculanmasını önemsiyoruz.

Ulvi Yaman: Sanırım yeni yeni şehir içi turnelere de başladınız. Yerleşik bir sahne olarak İstanbul içinde turne yapmanın amacı üzerine biraz konuşalım mı? Şehrin büyük ve yaygınlığından mı kaynaklanıyor?

Kemal Aydoğan: İstanbul bir ülke neredeyse. Kendi salonumuzda sınırlı bir kapasite dolayısıyla sınırlı bir seyirci ile temas ediyoruz ister istemez. Bu yakaya ulaşamayan, ya da bu mahale ulaşamayanlara biz ulaşalım, onlarla da temas edelim isteği ile turnelere çıkıyoruz. Şimdiye dek karşı yakada oynayabileceğimiz salon neredeyse yoktu. Bir tek Bakırköy Belediye Tiyatrosu ile karşılıklı oyun değişi anlaşması yapmıştık geçen yıl. Şimdi karşıda oyun oynanacak salon sayısı hızla artıyor. Bu salonlar da bizim için yeni oynama alanları, yeni insanlarla karşılaşma vesileleri.

Ulvi Yaman: Dışarıdan gelen ekiplere Moda Sahnesi olarak kucak açıyorsunuz, hem prova mekanı olarak hem sahneleme adına? Üstelik bunu yaparken ticari açıdan yaklaşmadan yapıyorsunuz gördüğüm kadarıyla, Moda Sahnesi’nin böyle bir misyonu vardır diyebilir miyiz?

Kemal Aydoğan: Uzun yıllar tiyatro ile uğraşmış biri olarak tiyatroya dair problemlerin neler olduğunu az çok kavramış durumdayız. Salonsuzluk en büyük problemdir. Bir de gidilen salonlarda yeterli hizmetin verilmemesi de ayrı bir derttir. Bir dayanışma ruhunun kurulması ve gelişmesi için çabalıyoruz. Tiyatroların birbirleriyle kurması gereken ilişkiye dair küçük bir açılımın peşindeyiz.

Ulvi Yaman: Moda Sahnesi’nin başka yönetmeni olacak mı 🙂  (Çocuk oyunlarını ayrı tutuyorum)

Kemal Aydoğan: Ben de çok istiyorum:) Yönetmenlik yeterliliklerine haiz insanlar yetiştikçe illa ki bu dediğin olacaktır.

Ulvi Yaman: Sana çok sordular biliyorum ama bir de ben sormak istiyorum vereceğin cevabı tahmin ediyorum ve seviyorum o yüzden. Devlet tiyatro yapmalı mı? Kurumsal tiyatrolar konusundaki düşüncelerini alalım mı?

Kemal Aydoğan: Tabi ki yapmamalı. Devlet ve sanat yan yana gelemez iki kavram bence. Tiyatroyu insanlar yapar. Bir araya gelmeye istekli, belli bir perspektiften dünyaya, insana bakan insanlar tiyatro yapmalı. Herhangi bir zorlama ya da zorunlulukla –memuriyet gibi- ile tiyatro yapılamaz, yapılırsa da görev olur. Görev ve sanat da yan yana gelmez iki kavram. Dostoyevski’ye roman yazdırmak dışsal bir dürtme ile becertilemezse oyuncuya da oyun oynatılamaz.

Ayrıca kaynakların kullanımı açısından da kurumsal tiyatrolar haksızlık üretiyorlar. Koca bütçeleri, tüm olanakları sorgusuz sualsiz kullanmaları vatandaşlık hakları açısında da doğru değil. Devlet tiyatrosuna 1 tek seyircinin maliyeti 120 tl iken 15 tl’ye bilet satabiliyor. Özel tiyatroların bununla ekonomik olarak baş etmesi mümkün değil. DT’nin varlığı, yeni kurulan T.C.’ye makbul vatandaş yetişirmek üzerinden tanımlanmış kurulurken. Bu işlevin geçersizliği artık gün gibi ortada. İdeolojik bir tutum tiyatronun varlığını oluşturan etki. Yapısal olarak gününü tamamlamış geçerliliğini yitirmiş tiyatro sanatına katkısını kaybetmiş -belki de hiç olmamış- kurumların tiyatroya zarar verdiğini görmek için daha ne kadar bekleyeceğimizi ben de merakla bekliyorum.

Ulvi Yaman: Türkiye’de çok fazla konservatuar var ve her yıl mezunlar veriyorlar. Dolayısıyla irili ufaklı bir çok ekip görüyoruz. Ve yeterince ne prova yapabilecekleri ne de oyun sahneleyebilecekleri mekan mevcut… Günümüz koşullarında artık “iki kalas bir heves” ile maalesef tiyatro yapılamıyor. Ne olacak? Öngörülerin neler? Yeni mezunlara ne önerirsin? Ne yapsınlar?

Kemal Aydoğan: Bir kere okulların tiyatro eğitimlerini de problemleştirerek gözden geçirmek lazım. Eğitim sistemi kimi yetiştiriyor? Mezun olan öğrenci ve onu mezun eden okullara işlerini yaptıklarını düşünerek yaklaşırsak problemi tiyatro yapma alt yapısı olarak gösterme yanlışına düşebiliriz. Oysa okullar ve eğitimleri alt yapının ilk ayağı olarak düşünülebilir. Tiyatrocu olmakta çok oyuncu olmakla ilişkilenen bir eğitim var. sanatla değil meslekle ilgileniyorlar. Bir takım maharetler edinip onlarla geçim dertlerini nasıl halledebileceklerinin peşine düşüyorlar ya da düşürülüyorlar.

Uzun bir yol olduğunu, okuldaki eğitimlerine güvenmeyip  eksiklerinin ne olduğunu bireysel olarak bulmalarını ve eksikleri tamamlamak üzere çalışmalarını, yaşamalarını öneririm.

Ulvi Yaman: Bu kadar koşuşturmacanın dışında tiyatroya gidebiliyor musun? Farklı grupları izleme şansı bulabiliyor musun? Yeni ekiplerden sence dikkat çekici oluşumlar var mı?

Kemal Aydoğan: Tiyatroya gitme sıklığım 3 yıldır biraz düştü. Çok çalışıyoruz. Moda Sahnesi’ne gelen konuk ekipleri seyretmeye gayret ediyorum. Festivale gelen toplulukların büyük bölümünü izledim. Türkiye’de tiyatro mekânsal olarak bir dönüşüm yaşıyor. Ya da yeni bir hat oluşuyor diyelim. Zamanın önerdiği yeni kavramlar, yeni sahneleme biçimleri beliriyor. Bence kuvvetli bir akımın baş gösterdiğini söylemek mümkün değil. Gelenekle kavgadan, çatışmaktan yeni yollar çıkıyor diye düşünüyorum. Ancak tiyatro bağlamında kuvvetli bir gelenekten, ana akımdan söz etmek kanımca mümkün değil. Bu zeminin varlığının cılızlığı burayla girilen çatışmaların da cılızlığı demek. Şöyle sağlam bir ana akım zemin olsaydı oraya attığımız tekmenin gücüyle daha uzağa fırlaya bilirdik. Bir Türkiyeli gibi konuşayım tevekkür içinden: bekleyip göreceğizJ

Ulvi Yaman: Gerek sen gerekse Moda Sahnesi başta twitter olmak üzere sosyal medyayı etkin kullanıyor. Sosyal Medya hakkındaki görüşlerin neler?

Kemal Aydoğan: Sosyal medya ölçülü kullanıldığında iyi bir haberleşme, etkileşim alanı olabilir. Tüm insani faaliyetleri giderdiğimiz bir alana dönüştürmüyorsak kullanımında bir sorun yok bence. İnsanların yaptığı işlere ulaşmak, verimlerini takip etmek, haberdar olmak için iyi bir araç. Yine de aslolan deniz kenarı, ağaç gölgesi ya da bir dağın etekleriJ

Ulvi Yaman: Tiyatro dışında Kemal ne yapar? Ne yer ne içer ne okur diye soracağım ama sormaya korkuyorum yemek yemeye bile vaktin kaldığından şüpheliyim.

Kemal Aydoğan: Yemek işi sahiden bir sorundu. Kadıköy’de iki kap lezzetli bildiğimiz türden yemek yapan yer neredeyse yok. Neyse son 1 yıldır pembe saygılı dostumuz ablamız bize (moda sahnesi) yemek yapıyor da kursağımıza güzel yemek giriyor. Vaktin büyük bölümü tiyatronun işleriyle geçiyor. Sezonda 2 oyun yönetmem adet oldu. Ağustosta başlayan prova dönemi Ocak’ta bitiyor neredeyse. Tiyatronun yönetsel işleri zaten 365 gün bizimle. Repertuar için oyun okumaktan, seminerlerin programlanmasına bir dolu iş kalemi bizim emeğimizi bekliyor. Bir de 30 ekimde 3 yaşına basacak bir kızımız var. Geriye kalan zamanda onunla geçiyor. Aslında son 3 yıldır yaşam enerjimin en büyük kaynağı Sare. İşten fırsat buldukça meyhane yerine onun yanına koşturuyoruz Bengi’yle (günay) beraber.

Ulvi Yaman: Biraz Kadıköy konuşalım mı? Kemal’in Kadıköy’ünü tiyatro dışında. Kadıköy için ne hissediyorsun?

Kemal Aydoğan: Ben Ankaralıyım. Kadıköy için hissedeceklerimi Ankara engelliyor itiraf etmek gerekirse 🙂 İstanbul bana, ben istanbul’a hep yabancı olacağız. Ankara’da kendimi farklı bir biçimde iyi hissediyorum. Ana kucağındaki gibi.

Kadıköy’e de haksızlık etmeyeyim. 17 yıldır burada yaşıyor ve çalışıyorum. Sükûneti, yavaşlığı, “köy”lüğü çok cazipti. Bu özelliklerinin sekteye uğraması, nüfusun yoğunlaşması, kafe bar sayısındaki fahiş artış karşısında endişeleniyorum. Kadıköy’de kiralamak için ev bulunamaması, kiraların aşırılığı karşıya göre her zaman daha makul bir fiyat düzeyine sahip olan Kadıköy’ün bu makullüğünü kaybetmeye başlaması işler çığırından mı çıkıyor acaba diye düşündürtüyor beni. Yine bir Türkiyeli gibi söyleyeyim: Allah sonumuzu hayr etsin!

Ulvi Yaman: Son olarak oyunlardan bahsedelim mi? Neler var bu sene yeni?

Kemal Aydoğan: Moda sahnesi bu sezon yeni 3 yeni oyunu seyirci karşısına çıkaracak. Bunlar ilki Thomas Jonigk’in “Torun İstiyorum” oyunu, 27 Eylül’de premier yaptı. Nazan Kesal, Hülya Gülşen, Caner Cindoruk, Bülent Çolak, Münircan Cindoruk, Aslı Samat, Ahsen Özercan oynuyorlar. Bengi Günay sahne tasarımını İrfan Varlı ışık tasarımını yaptı. 2. oyun Andreas Sauter ve Bernhard Studlar’ın birlikte yazdıkları “Bir Başkadır A.” Metin Coşkun, Kübra Kip, Deniz Elmas, Emre Çaltılı ve Bülent Aksu oynayacaklar. Ben yöneteceğim. Bengi Günay sahne tasarımını yapacak İrfan Varlı ışık tasarımını. 4 Ocak’ta perde diyecek. 3. Oyun ise bir çocuk oyunu: “Grimm Kardeşler”, Senem Cevher yazdı ve yönetecek. 15 Ocak’ta premier yapacak.

Geçtiğimiz sezondan 6 büyük oyunu: “Hamlet”, “Bütün Çılgınlar Sever Beni”, “Roberto Zucco”, “Bira Fabrikası”,”En Kısa Gecenin Rüyası”ve “Seviyoruz Ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz”  ile 2 çocuk oyunu: “Yamuk Yemek” ve “Her Kafadan Bir Ses” oynamaya devam edecek.