365 gün 6 saat ya da Yeni Bir Yıl

1
283

Yeni yılın gelişini neden kutluyoruz? Dünya güneşin yörüngesindeki 365 gün 6 saatlik turunu tamamladı diye bu telaş ve heyecan, bu beklenti ve neşe neden? Neden birbirimize hediyeler alıp, evlerimizi, yaşadığımız şehirleri süslüyoruz? Her “biten” yılı depresif içsel muhasebelerle uğurlayıp, her “başlayan” yılı zihnimizde onlarca umudun ev sahibi haline getiriyoruz? Gelin şimdi insanın zaman duyusunun nedenlerini ararken bir taraftan da arkaik zamandan gelen ritüellere bakalım ve tüm bu sorulara cevaplar arayalım… 

Yaratılış mitlerinin çoğunda ortak bir tema vardır: Başlangıçta yer ile gökyüzü, Gök Tanrısı ile Toprak Ana birbirine yapışık haldedir. Çiftin çocukları baba ile annelerinin arasında sıkışık bir vaziyette durmaya daha fazla dayanamazlar ve onları ayırırlar. İşte evrenin asıl hikâyesi burada başlar. Toprak ile yerin ayrılmasından sonra genişleyip ferahlayan evrende zincirleme yaratım devam eder. Güneş, ay ve yıldızlar yaratılır. İnsanlar bu gök cisimlerine bakarak zamanı ölçebileceklerdir artık. Homo sapiens’in zihni güvenebileceği bir düzen ister. Hayvanlara, bitkilere isim verir ve zamanı kendi kültürüne göre bölümlendirir. Düşünen, alet yapan, sembol oluşturan insan… Bunlar bizi diğer omurgalı hayvanlardan ayıran özellikler. Zaman duyumuz bizi her zaman hem hayrete düşürüyor hem de inkâr edemeyeceğimiz bir algı. Tüm organizmaların doğasında zaman duyusu var ancak insanın zaman algısı biraz daha farklı. İnsan zamanı hem biyolojik hem de psikolojik olarak algılıyor. İnsan zamanını oluşturan temel döngüleri, sirkadiyen, sirkalunar, sirkanual şeklinde sıralayabiliriz diyor Anthony Aveni Zamanın Kültürel Tarihi isimli kitabında ve şöyle ekliyor “Batı’da yaşayan bizler, çevrenin bizi alıştırdığı zaman aralıklarını kağıda döktük. Aslında kimsenin amacı, böyle zaman aralıkları oluşturmak değildi. Burada istenen şey, tekrar eden kalıpları tarif eden bir plan veya model kurup bir dizi zaman aralığını ölçerek insanların belli bir olayı ne zaman yaşayacağını bilmesini sağlayacak bir tarih şeması hazırlamak ve bu sayede geleceğe uzanmaktı.” 

Ay bizim tarihöncesindeki ilk takvimimizdi. 25.000 yıllık “Lausell Venüsü” figürininde elinde boynuz tutan bir kadın tasviri vardır. Boynuzun üzerinde çentikler bazı araştırmacılara göre ayın döngüsünü simgelemektedir. Antikçağda Romalılar Germen kabilelerinin zamanlarını aya göre ölçtüklerini gözlemlemişlerdi. Bugün hâlâ bazı kabile toplumları aya bakarak zamanı ölçerler. Antony Aveni modern takvimlerimizdeki bu arkaik kökene dikkat çeker; 29.5 gün süren bu sürece sinodik ay adı verilirdi. Aslında takvimlerimizin sayfaları ilk başta ayın evrelerine göre oluşturulmuştu ancak günümüzde ayların bazıları diğerlerinden daha uzun ve hiçbiri ayın doğada gözlemlenebilen gerçek sinodik ritmine uymuyor. Takvimimizin oluşturulmasında rol oynayan din, siyaset gibi karmakarışık sebepler bu tutarsızlığın ortaya çıkmasına neden oldu. Başka bir dünyadan gelen bir gezgin takvimimizi çözmeye çalışsaydı ne kadar zeki olursa olsun bu karmaşık zaman bilmecesinin parçalarını bir araya getirmeyi başaramazdı. 

Zaman birimi olarak güneş yılının kabul edilmesi Mısır’a dayanır. Eski Mısırlılar güneş saati için gün ışığını on iki eşit bölüme ayırdılar. Ancak güneş saatini tasarlayanlar günün karanlık olmayan fakat güneşin ufuk çizgisinin üzerinde görünmediği dönemleri, yani şafak ve seher vaktini de simgeleyen iki birim daha eklediler. Böylece bugün bizim de alışık olduğumuz on iki sayısını temel alan sistem ortaya çıktı. Zuñi Kızılderilileri ise aylara “yılın basamakları”, yıla da “zamanın geçişi” adını vermişlerdi. Yılın başı bir ülkeden diğerine ve mevsimlere göre değişiyordu, bayramların ayinsel anlamına karşılık gelmesi gereken mevsimlere uyması için takvimlere sürekli müdahale edilirdi. Bununla birlikte ne Yeni Yılın başlangıcının değişkenliği ne çeşitli halklar tarafından yıla atfedilen sürenin çeşitliliği bütün ülkelerde bir zaman döneminin sonu ile yeni bir dönemin başının önemini azaltmayı başarmıştır. Önemli olan her yerde, biyokozmik ritme dayanarak ve dönemsel arınmalar ve canlanmalarla geniş bir sistem oluşturan dönemlerin bir son ve bir baş anlayışının olmasıdır. Zamanın böyle “yıl” olarak kesilmesi esnasında, belli bir zamanın sonuna ve başka bir aralığın başına tanık olduğumuz gibi geçmiş yılın ve akıp gitmiş zamanın ortadan kalkmasına da tanık oluruz. 

Geleneksel kültürlerde yılın başlangıcı, yaratılışın başlangıcıyla özdeşleştiriliyordu. Dünya her sabah güneşin doğuşuyla, geniş anlamda ise her yıl “yeniden yaratılıyordu”. Eliade yeni yıl gibi geçiş anlarının mitolojideki yaratılış mitleriyle aynı mantığı paylaştığını söyler. Başlangıçta kaos vardır, sonra bir düzen gelir ve bildiğimiz evren yaratılır. Arkaik mantıktaki döngüsel zaman algısı yaratılış mitolojisine yeniden can verir. Yeni yılla birlikte “yeni bir zaman” kurulur. Zamanı yeniden yaratma arzusu ritüellere de yansımıştır. Eski yılla bağdaştırılan şeylerden kurtulmak istenir. Avrupa’nın bazı bölgelerinde yeni yıldan hemen önce “Eski Yılı Yakmak” geleneği vardır. Ateşler yakılır, evler ve ahırlar bu ateşle arındırılır. Eski yılın kötü ruhları kovulur, onların yerine iyi ruhlarla iyi talih davet edilir. Yılın son günü Japonya’da da kötü ruh kovma ritüeline sahne olur. Ayini aile reisi yönetir. Tam gece yarısında elinde içi pişmiş fasulye dolu bir kutuyla bütün odaları dolaşır. Fasulyeleri odaya serpiştirerek “Çıkın buradan, şeytanlar! Uzaklara gidin!” der. Bugün Çin’de yeni yıl kutlamalarında hâlâ muazzam boyutlarda çatapatlar ve havai fişekler patlatılır. Bu gelenekte köklü bir inanç vardır; patlayan havai fişekler eski yılın kötü ruhlarını kovar. Kutlama sırasında insanlar aynı şekilde çıkardıkları gürültüyle de bu ritüele destek verirler. Bazı kabilelerde yeni yıl arifesinde kilden yapılmış tüm çanak tabaklar kırılır, çünkü onların üstüne artık eski yılın “ruhu” sinmiştir. Yeni yıl yeni başlangıç demektir. Pahalı elektronik ev aletlerini kullanan modern toplumlar için asla gerçekleştirilemeyecek bir ritüeldir bu. Birçok aletimizin ödeme taksiti üç yeni yıla şahitlik eder. Ama yine de bazı geleneklerimizde yaşamaya devam eden kadim imgeler vardır: Örneğin tebrik kartlarında ve karikatürlerde eski yıl yaşlı bir adamla temsil edilir, o yavaş yavaş sahneden çıkarken minik ve neşeli bir çocuk çıkagelir. Yaşlanıp enerjisini kaybetmiş dünya tazelenir böylece.  

Roma Satürnalia’sı Aralık ayının 17. ve 19. günleri arasında kutlanan yılın en neşeli, eğlenceli şenliğiydi. Serbestlik zamanı da olan bu şenlikte hediyeler verilir, mumlar yakılır, bazı yönleriyle günümüz Noel şenliklerini andırırdı. Yaklaşık olarak milattan sonra dördüncü yüzyılda Satürnalia geleneklerinin çoğu yılbaşı gününe aktarıldı. Sonra da geleneksel Noel kutlamaları arasına katıldı. Serbestlik zamanından kasıt bu bayram döneminde kölelere de sefahat hakkı tanınmasıydı. Özgür vatandaşlarla köleler arasındaki ayrım geçici bir süre askıya alınıyordu. Köle sahibine sövüp sayabilir, istediği kadar sarhoş olabilir ve sahibi ile aynı masaya oturabilirdi. Rollerin tersinde dönmesinde Eliade’nin bahsettiği “kaos’tan düzene geçiş” sembolizmi vardır. Yeni yıl arifesi düzen öncesi kaos’tur; her şey tersine döner, köle efendi olur, efendi hizmetçiye dönüşür. Toplumun dayattığı cinsel kurallar geçici olarak askıya alınır. Bu tersine dönüş kozmik bir yumurta gibidir; yeni ve düzenlenmiş zamanı doğurur. Birçok insanın yılbaşı gecesindeki çılgın eğlence beklentisinde belki de hâlâ kadim kaos-düzen geçişi inancının izleri vardır. Yeni yılda yenilenen kozmos inancı aynı zamanda eski yıl için bir muhasebe zorunluluğunu da barındırır. Bu zorunluluktan hükümdarlar dahi kaçınamaz. Eski Babil’de yeni yıl Nisan ayında bahar ekinoksuna en yakın olan akşam gökyüzünde görülen hilâlle başlardı. Yeni yılın ilk on bir günü çeşitli kutlama ve ritüellere sahne olurdu. Festivalin beşinci gününde kralın aşağılanmasını içeren oldukça ilginç bir ritüel söz konusuydu. Tapınağın temizlenmesinden sonra kral özel salona girer ve tanrı Marduk heykelinin önünde dururdu. Rahipler odayı terk eder ve kralı tanrıyla baş başa bırakırlardı. Sonra odaya gelen başrahip kralın üzerindeki tüm kraliyet nişanları sökerdi. Daha sonra krala dönüp ona tokat atar ve sertçe kulaklarını çekerdi. Bu sırada kralın gözleri dolarsa, bunun yeni yıl için iyiye işaret olduğuna inanılırdı. Bunun ardından kral, tanrı heykelinin önünde diz çöker, son bir yılda günah işlemediğini tanrıya söylerdi. Böylece yeni yılın başlangıcında krala ülkenin gerçek hükümdarının Marduk olduğu hatırlatılırdı. “Krallıklarımızın” gerçek sahibi artık Marduk değil ama “Kralları” yılda bir de olsa tokatlamak belki işe yarayabilir.

Bazı mitlerde başlangıçta insanların geleceği bildikleri anlatılır. Ama sonra bir insanın hatası nedeniyle tanrı öfkelenir ve fanilerden bu yeteneği geri alır. İşte o günden beri hiçbirimiz geleceği bilemeyiz. Prometheus mitinde Pandora kutuyu açtığında dünyaya daha önce insanların hiç bilmediği kötülükler yayılır. Kutuda bir tek “umut” kalır. Yaşama bakış açınıza göre ya da yaşadığınız kültüre göre bir yıl sizin için, 365 gün 6 saatlik bir döngü de olsa, hayatınızda keyifli değişikliklere yer açacağınız bir umut ve beklenti dönemi de olsa insan zihninin kaos’tan düzene geçiş ihtiyacı her daim devam ediyor. Arkaik kökenimizin desteklediği bu beklentiyi yeni gelen yılda gerçekleştirmeniz dileğiyle… 

Kaynakça:

Eliade, M. (2009). Dinler Tarihine Giriş. Çev. Lale Arslan. İstanbul: Kabalcı Yayınevi

Eliade, M. (2017). Ebedi Dönüş Miti. Çev. Ayşe Meral. İstanbul: Dergâh Yayınları

Frazer, J. G. (2019). Günah Keçisi. Çev. İsmail Hakkı Yılmaz. İstanbul: Pinhan Yayıncılık

Baigent, M. (2023). Astrolojinin Gizemli Hazinesi. Çev. Emre Özdal. İstanbul: Omega Yayınları

Everett, C. (2021). Sayılar ve Türümüze Katkıları. Çev. Can Evren Topaktaş. İstanbul: Kolektif Kitap

Aveni, Antony (2021). Zamanın Kültürel Tarihi. Çev. Sinan Coşkun. İstanbul : Ketebe Yayınları

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz