1870 yılında bir gramer kitabı yazıldığını söylüyorsunuz fakat Türkiye’den bundan haberdar olan Roman olduğunu düşünmüyorum ve açıkçası çok şaşırdım, heyecanlandım. Bu gramer kitabı ile ilgili bilgi verebilir misiniz?
1870 yılında yapılan gramer kitabını Alexsandre Paspatis yazdı. Kendisi Yunan bir doktordu. Aşağı yukarı 15-16 sene İstanbul’da Romanlar arasında yaşamış ve böyle bir eser bırakmış. Bu gramer kitabının ikinci bölümünde de bir sözlük yazmış. Tabi Roman olmamasına rağmen ve Romanes çok bilmemesine rağmen harika bir iş yapmış. Madem bu kadar merak ettin o halde sana göndereyim ve incele.
İşte Alexsandre Paspati’nin 1870 yılında İstanbul’da yazdığı Romanes gramer kitabı…

Geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabınızdan çok eski bir Roman tiyatro grubunun fotoğrafını paylaştınız. Günümüzde böyle tiyatro grupları görmek neredeyse imkansız oldu. Roman diliyle üretilen sanatsal üretimlerle ilgili ne düşünüyorsunuz?
1930’lu senelerde Roman dilinde şarkılar, tiyatrolar vb. eserler üretmek çok modern karşılanıyordu. Özellikle Rusya’nın Romanlara karşı uyguladığı politika bu yıllarda çok pozitifti. Bulgaristan’da bir Roman tiyatro grubu var. 1928 yılında Moskova’da dünyada ilk Roman diliyle tiyatro oynandı. Bu tiyatronun ismi “Romen” ve günümüze kadar hala varlığını sürdürüyor. Burada tüm tiyatrolar hala Romanes ve Rus dilinde oynanmaktadır. Tabi o dönemlerden sonra sanatsal faaliyetler tüm ülkelere yayıldı. Ama şimdi böyle değil. Yine yapılıyor ama turistik amaçla yapılıyor. Festivallerde falan görebiliyoruz. Örnek vermek gerekirse Flamenko dansçıları buna örnektir.

Günümüzde artık böyle gruplar görmek biraz zor. Çünkü diğer etnik gruplar dillerini koruyabiliyorken, biz ayrımcılığa uğrarız, işten çıkarılırız veya kimse bizimle konuşmak istemez düşünceleri ile koruyamıyoruz. Benim çok garipsediğim bir durum da azınlıkların bile diğer azınlık gruplara karşı yapmış olduğu ayrımcılıktır. Örneğin Bulgaristan’da Türkler de azınlık Romanlar da ama Bulgaristan’ın yapmış olduğu aynı baskıyı Türkler de Roman gruplara yapıyor. Ötekinin ötekisi olmak gibi bir durum söz konusu. Bunun da nedeni belli. Slovakya’da bulunan Macarların Macaristan’ı var. Bulgaristan’da bulunan Türklerin Türkiye’si var. Ama Romanların bir ülkesi yok.
Son olarak Romanes dilini korumak ve nesiller arası aktarımına yönelik tavsiyeleriniz nelerdir? Türkiye’de yapmak istediğiniz bir çalışma var mı?
Benim öncelikli amacım Türkiye’de yaşayan Roman gruplarına bir dil atlası yapmak. Örneğin, Edirne’de hangi mahallelerde hangi gruplar var ve hangi diyalektiği konuşuyorlar bunu ortaya koymak isterim. Buralardan örnekler toplamak isterim. Bu topladığım hikayeler, masallar ve türküleri onların konuştukları lehçelere göre bir Roman gramer kitabı yazmak istiyorum. Bu kitabın yanına ek olarak bir de sözlük yapalım istiyorum. Bu sözlükte her bir kelimenin Türkiye’deki Romanes lehçelerine göre anlamlarını tanımlamak gerekir.
Bunlara ek olarak birkaç üniversitede Roman dili dersleri verilmeye başlanması lazım. Bu çok akademik bir seviyede yapılırsa o zaman Romanes’e karşı bir farkındalık oluşturulabilir. Bu dil bu topraklarda konuşulan bir dil ve bu saygıyı hak ediyor. Bunun için gerekli kurumların bir karar alması lazım. Kimse kafasına göre yapmaması lazım. Bu yapılırsa Romanların da bu dile karşı bakış açısı olumlu yönde değişebilir. Bu yapılmazsa bu hep AB tarafından alınan fonlarla birlikte proje seviyesinde kalacak ve yerinde saymaya devam edecek. Romanes öğretecek kapasitede insan bulunmaması yönünde eleştiriler gelebilir ama yoksa da istekli kişileri 1-2 sene içerisinde akademik olarak hazırlayabiliriz. Hristo buraya geldi çalışma yaptı ve gitti olmasın. Hristo bu dünyadan geçtikten sonra bu çabalar tekrar sıfıra dönmesin istiyorum.
Öncelikle bu röportajı benimle gerçekleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Sayenizde bilmediklerimizi öğrendik. Bu konuya dair insanların elbette sizlere soruları olacaktır ama sosyal medyadan size ulaşan herkese incelikle cevap veriyor ve vakit ayırmanız da oldukça şahane. Roman toplumu adına yapmış olduğunuz katkılar adına mutlu oldum. Tekrar görüşmek dileğiyle…
Sevgili Eren, kaybolmak üzere olan bir dil için emek vermek hepimizin öncelikli bir görevidir. Bilgi paylaşmak için var. Paylaşmadıktan sonra bir anlamı yok. Bu konuya değer verip, röportaj yaptığın için ben teşekkür ederim. Açho devlesa (Hoşça kal).
