Asla unutma. Sadece senin için.

Kararmaya başlayan havada, yağmurun altında bir kız, önünde duran camı yarı açık bir arabanın içindekilere gözyaşları yağmura karışarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Anlatmaktan ziyade yalvarıyor. Kısa bir sessizlikten sonra kızın haline acıyan Keith Jarrettin dudaklarından “Asla unutma. Sadece senin için.” cümlesi dökülüyor. Kız hayatı boyunca bu cümleyi unutamayacak ve otuz altı yıl sonra aynı opera binasında düzenlediği konserde “Düşündükçe hala gözlerim yaşarıyor” diyecekti…

Vera Brandes

1975 yılın başlarında henüz 17 yaşında ve büyük bir caz hayranı olan Vera Brandes, o yıllarda da caz konusunda büyük bir yıldız olan Keith Jarrett’i bir şekilde Köln’e gelmeye ve 1400 koltuklu Köln Opera binasında konser vermeye ikna etmişti. O sıralarda Amerikalı caz müzisyeni Keith Jarrett ve menajeri/yapımcısı Manfred Eicher, 16 Ekim 1974’te Washington, D.C’de başlayıp aynı yerde bitmesi planlanan, 11’i Avrupa’da olmak üzere 24 solo konserlik bir turnenin ortasındaydılar. 20 Nisan 1975’te Waterville, Maine’de, biyografi yazarı Ian Carr, “Keith Jarrett: The Man and His Music” adlı makalesinde: “Bu solo konserler yirminci yüzyıl müziği açısından çok önemli olaylardı… Bu konserler, bestelenmiş müziğin hafızaya alınmış yorumları veya bestelenmiş temaların bir dizi varyasyonu değildi. Her şeyin sıfırdan yaratıldığı, her defasında bir saat civarında süren, ritimler, temalar, yapılar, armonik diziler ve dokular gibi çok uzun süren doğaçlama girişimleriydi.” yazacaktı.

24 Ocak 1975 öğleden sonra, Keith Jarrett ve Manfred Eicher, Almanya’nın Köln kentinde bir otelin lobisinde Vera Brandes’in gelmesini bekliyorlardı. Jarrett, böyle doğaçlama konserler vermenin ne kadar zorlayıcı olabileceğinin tamamen farkındaydı ve her konserden sonra ara verilmesi konusunda ısrarcı olmuştu. Jarrett önceki gece İsviçre’nin Lozan kentinde konser verdiği için 24 Ocak’ın dinlenme günü olması gerekiyordu. Ancak Brandes arayıp Köln Operası’nda bir konser ayarlayabileceğini söylediğinde Jarrett gelmeyi kabul etmişti. Bütün gün İsviçre’den küçük bir Renault 4’te araba sürdükten sonra Jarrett ve Eicher bitkin haldeydiler. Jarrett, piyanoya bakmak için konserden önce Opera Binası’nı ziyaret etmek istedi. Konser, Brendes’in salonu ayarlayabildiği tek zaman olan saat 23:00 için planlanmıştı, bu yüzden Jarrett’ın planı piyanoyu ve salonu incelemek, sonra oteline dönmek, biraz kestirmek ve sonra konserden önce akşam yemeği yemekti. Her şey yolunda giderse, birkaç saat içinde Jarrett Avrupa’nın en önemli müzikal mekanlarından birinde sahneye çıkacak ve çalmaya başlayacaktı.

Ama maalesef işler düşünüldüğü gibi gitmeyecekti…

Vera Brandes için 24 Ocak sabahı hayatının en mutlu günü olarak başlamıştı. O yıllarda 17 yaşında Avrupa’nın en genç konser yapımcısıydı ve Köln Opera Binası’ndaki konserle en başarılı işine imza atacaktı. Otellerine vardığında Jarrett ve Eicher’a konserin biletlerinin tümünün satıldığını heyecanla anlattı,  Jarret’ı bu akşam 1.432 caz meraklısı seyirci bekliyor olacaktı.

Öğleden sonra piyanoya bakmak için konser salonuna geldiklerinde, Jarrett sahnedeki piyanonun istediği piyano olmadığını hemen anladı. Brandes o günü anlatırken “Keith birkaç nota çaldı, sonra Eicher birkaç nota çaldı.Hiçbir şey söylemediler. Piyanonun etrafında birkaç kez dolaştılar, tekrar birkaç tuş denediler, ardından uzun bir sessizlikten sonra Manfred bana geldi ve ‘Yeni bir piyano bulamazsan Keith çalamaz’ dedi” diyecekti.

Vera Brandes’in hayatının en mutlu günü olarak başlayan gün, en kötüsüne dönüşmeye başlamıştı

Jarrett konseri kabul ettiğinde Avrupa turu sırasında başka bir caz piyanistinin çaldığını bildiği tam boy 9 metrelik bir Bosendorfer 290 Imperial konser kuyruklu piyanosu talep etmiş ve Opera Binası yönetimi bu isteği kabul etmişti. Brandes’de yönetimin istenen piyanoyu temin edemediğini o an öğreniyordu.İstenen piyano bulunamayınca küçük “baby” boy bir Bosendorfer koymuşlardı. Üstelik uzun zamandır akort edilmeyen  piyanonun ortadaki siyah tuşları çalışmıyor, pedalları sıkışıyordu. Çok kötü bir klavsen sesi çıkarıyor, orta ve alt dirençlerde zorlanıyor üst kayıtlarda ise teneke gibi ses çıkarıyordu. Bu piyano ile konser verilemeyeceğini anlayan Jarrett ve Eicher arabaya geri döndüler. Biletleri çoktan tükenmiş olan konserin iptal edileceği duygusu altında ezilen Vera çaresizce onları arabaya dek takip etti.

“Asla unutma. Sadece senin için.” 

Brandes yeni bir piyano bulmak için hemen harekete geçti, müzik sektöründe tanıdığı herkesi aradıktan sonra uygun bir Bosendorfer buldu ancak nakliye işini çözemiyordu. Arkadaşlarını yardıma çağırarak en son çare olarak piyanoyu iterek salonu götürmeyi planladı ancak Jarrett’in çalmam dediği piyanoyu akort etmek için gelen teknisyen yağmur altında piyanoyu sokakta iterek götüremeyeceklerini söylediğinde vazgeçmek zorunda kaldılar.

Jarrett için ise piyano dışında da her şey kötü gidiyordu. Çok yorgun olduğu için otele döndüklerinde biraz kestirmeye çalıştı ama beceremedi. Ardından Eicher ile bir İtalyan restoranına yemeğe gittiler. Restoran çok sıcaktı ve Jarrett sürekli terliyordu, yemeği oldukça geç geldi, en son ona servis yaptılar ve yemek hiç de umduğu gibi değildi. Sırtındaki ağrıyı biraz olsun hafifletmek için bir korse takmıştı. Yorgun, sinirli, rahatsız ve acı içinde konser salonuna gitti. Daha sonraları o an için için; “sahneye çıktığımı hatırlıyorum, uykuya dalacak gibi hissediyordum. Tek yapmam gereken oturmak ve çalmaktı. Piyanonun başına oturduğumda rahatladığımı hissettim. Ve her şeyin canı cehenneme diyerek çalmaya başladım” diyecekti…

Jarrett sahneye çıktı, yetersiz ve bozuk piyanonun başına oturdu ve 1432 kişinin önünde çalmaya başladı. İlk dört notayı çaldığında oditoryumda bir kahkaha koptu. Anlık bir mizah anlayışıyla operanın konser başlangıç anons zilini çalmıştı.

Corinna da Fonseca-Wolheim, 11 Ekim 2008’de Wall Street Journal’ın “Hatırlanacak Bir Caz Gecesi” başlıklı makalesinde , “Ama aynı hızla,” diye yazacaktı , “Bay Jarrett sıradan ve tanıdık olanı, başlangıçtaki tepkiyi huşu içinde bir sessizliğe dönüştürdü. Muhteşem ve gizemli bir şey… 1975’in Caz dünyasında, konserin bu saf güzelliği devrim niteliğindeydi.” yazacaktı.

Kenarda ayakta konseri izleyen Vera Brandes nefesini tutmuştu. Daha sonraları bu an için, “İlk notayı çaldığı dakika, herkes bunun bir sihir olduğunu biliyordu. Burada, bu akşam dikkat çekici çok önemli bir şeyler olduğunun farkındalardı” diyecekti. Bu büyülü konser bir saatten fazla sürdü. Brandes konser boyunca salonu dolaştı “Her açıdan görmek istedim, baktığım yerde bir sihir vardı” diye tanımladı.

Konserden sonra Jarrett, sahnede olanları hala anlamamış gibiydi. Jarrett ve Martin Eicher konserin kasetini ancak turne için başka bir şehre giderken arabada dinlediler ve teknik kaliteyle ilgili bazı çekincelere rağmen, kaydı o yıl içinde yayınlamaya karar verdiler. Albüm yayınlandığında çok iyi eleştiriler aldı. 29 Aralık 1975’te Time Magazine , Köln Konserini yılın en önemli kayıtlarından biri olarak nitelendirecekti .

“The Koln Concert” kuşkuya yer vermeyecek şekilde Keith Jarrett’in en ünlü ve önemli albümü oldu. Tüm zamanların en çok satan solo caz ve solo piyano albümü oldu. Müzikolog Peter Eldson bu albümü Miles Davis’in Kind of Blue (1959), Herbie Hancock’un Headhunters (1973) ve Dave Brubeck’in Time Out (1959) albümlerini içeren, şimdiye kadar kaydedilmiş en iyi caz albümleri panteonunun dördüncü üyesi olarak tanımlıyor. Fonseca-Wolheim albümü “kalıcı bir sanat eseri” olarak tanımlıyor ve seyircinin yaratılış eyleminin kendisine tanıklık etmesini, sanatın yapılmasına katılma fırsatı olarak görüyor.

Biyografi yazarı Ian Carr albümde “sıcaklık ve samimiyet” bulduğunu belirterek albümü “iyi huylu” olarak tanımlamaktadır. Jarrett’ın diğer büyük solo albümlerinde “heyecan verici ve rahatsız edici mücadele ve stresten eser” olmadığını belirtir.  Carr, konserden önce meydana gelen kargaşa ve kaosun onu kurutarak Jarrett’ı “yarı komada” bir durumda bıraktığına ve sahnede geçirdiği süreyi “bir sığınak” haline getirdiğine inanıyor

Manfred Eicher ise bunun sebebini “Muhtemelen iyi bir piyano olmadığı için olduğu gibi çaldı. Piyanoya aşık olamadığı için bundan en iyi şekilde yararlanmanın başka bir yolunu buldu.” diye açıklıyor. Piyanonun eksiklikleri yüzünden Jarrett’ın yapabilecekleri sınırlıydı. Yeterli sesi elde edebilmek için tuşlara daha hızlı basması gerekiyordu. Alt perdeler tepkisiz, üst perdeler uhrevi sesler çıkardığı için doğaçlama yaparken kendini orta perdelerle sınırlamak zorunda kaldı. Pedallar düzgün çalışmadığı için sesten büyük ölçüde vazgeçerek ritme yöneldi. Carr’a göre Jarrett bu yüzden pek çok tekrar eden ritmler kullanmak zorunda kaldı ve orta alt perdeler kulağa en iyi gelen sesler olduğu için ve bu dar alanda sıkışan Jarrett ritm ağırlıklı oldukça zarif bir eser ortaya çıkarabildi.

Caz tarihi için piyanonun acıklı durumu bir lütuf haline geldi. Jarrett, önceki yıllarda büyük bir özenle öğrendiği olağanüstü doğaçlama becerilerini sergilemek için artık mükemmel bir enstrümana güvenemezdi. Yorgunluğu, rahatsızlığı, acısı ve “çalınamaz” bir piyanonun varlığıyla keşfedilmemiş bölgelere doğru zorlandı, farklı bir şekilde doğaçlama yapmak zorunda kaldı: doğaçlamanın yeni yollarını doğaçlamak zorunda kaldı. Görünen o ki, o meydan okumaya hazır olmaktan daha fazlasıydı; kendisi de dahil olmak üzere tüm beklentileri aştı.

1975 kışının Almanya’nın Köln kentindeki o yağmurlu gecede, o konsere çıkmamayı seçmiş ve bunun yerine önlerindeki yorucu konser tarihleri ​​için dinlenmek için oteline dönmüş olsaydı, hiç kimse Jarrett’ı suçlayamazdı. Sonuçta, sözleşmede belirttiği açık koşullar karşılanmamıştı. Üstelik söz konusu müzik olduğunda tüm detaylara takılan, obsesif bir müzisyenden bahsediyoruz. Sanatını icra etmek adına konser öncesi saatlerce ayarlama yapan, konser sırasında cep telefonu sesi, flash, seyircilerin öksürmesi gibi  detaylara büyük tepki veren bir sanatçı Jarret. (İstanbul’daki bir konserinin organizasyonunda bulunmamdan dolayı çok yakından şahit olduğum bir durum…) Ama yapmayı seçtiği şey bu değildi…

Köln konseri ile ilgili olarak gerek Keith Jarrett’ın gerekse Vera Brandes’in yaklaşımlarını bir nevroz durumunda psikolojik çözümlemeler ile inceleyebilir, yaratıcılık, iş yapma, sorun çözme becerileri, sorunları yönetmek,  iş hayatı, hayat felsefesi, yaşam koçluğu gibi farklı yaklaşımlar aracılığı ile irdeleyerek pozitif çıkarımlarda bulunmak olası… Yapanlar da çok oldu. Her boku bağlamından koparıp bir başarı hikayesi dersine çevirmek moda olduğu için…

Keith Jarrett 2017 yılında New York Carnegie Hall’da verdiği konserden sonra bir süre ortada görülmedi.  Geçtiğimiz yıl New York Times’tan Nate Chinen ile yaptığı röportajda 2018 yılında art arda iki felç geçirdiğini ve bir daha konser veremeyeceğini açıkladı. Bir yıldan uzun bir sürede ancak bastonla yürümeyi becerebildiğini açıklayan Jarrett sol kolunu artık kullanamadığını ve artık kendini bir piyanist gibi hissetmediğini söyleyecekti. Kullanabildiği sağ eliyle denemeler yapan Jarrett söyleşide; “Sanki tek elli bir Bach‘mış gibi davranmaya çalışıyordum ama bu sadece kendimi kandırmaktı” diyerek bir süre pes etmediğini açığa vuruyor. “İki elle çalınan bir piyano eseri duyduğumda, bu benim için fiziksel anlamda çok moral bozucu oluyor. Duyduğum şey Schubert ya da sakin sakin çalınan başka bir şey bile olsa bu benim tadımı kaçırmaya yetiyor çünkü işittiğim bu eserleri bile çalamayacağımı biliyorum. Bu hastalıktan kurtulabileceğimi de sanmıyorum. Sol elimin artık sadece bir fincanı tutabilecek kadar iyileşmesini umuyorum yani artık ‘şu beceriksiz piyanisti vurun’ gibi bir durum söz konusu değil zaten çoktan vuruldum. ha-ha-ha!”

Böylesine acı bir durumda bile kendisiyle dalga geçebilecek bir ruh halinde olmayı becerebilen Jarrett belki bizlere yine bir sürpriz yapabilir veya durumunu kabullenerek pes edebilir. Her iki durumda da çıkaracak bir ders yok. Bize kalan Köln konserini tüm bunlardan arındırarak her zaman yaptığımız gibi sadece doğaçlamanın en yalın, en güzel, en mükemmel hali olarak yorumlayarak dinlemek, defalarca dinlemek…

Bu muhteşem konser ve Jarrett, sağa sola çekiştirerek hayat dersleri çıkartıp, yaşam felsefesi saçmalıklarıyla kirletilemeyecek kadar güzel çünkü…

Her şeye boş verin ve sadece müziği dinleyin…

Dinle: Köln Konseri

Benzer İçerikler
Devamı

Aynen Böyle!

Sonra ona dedim ki; “Bu işin suçlusu sizsiniz. Tüm hatalar sizin eseriniz. Bu işi yapabileceğinize bir gün bile…
Devamı

Tarzan’a Sahip Çık, Çita’yı Sev!

Şöyle ağız tadıyla, bol çatışmalı, araya serpiştirilmiş büyülerle renklendirilmiş, ejderha olmasa da, ne bileyim işte bir iki iblisle…