Bir İntihar Bombacısıyla Göz Göze Gelmek: IŞİD’in Atatürk Havalimanı Saldırısına Dair Tanıklık

0
214

Tarih 28 Haziran 2016’ı ve saat 21. 22’yi gösterdiğinde radikal dinci terör örgütü IŞİD üyesi üç terörist Yeşilköy Atatürk Havaalanı Dış Hatlar Terminali’nde önce uzun namlulu silahlarla etrafa ateş açmış ve daha sonra da teröristlerden ikisi üzerlerindeki bombaları patlatmıştı. Bu saldırıda 45 kişi hayatını kaybetmiş ve 236 kişi de yaralanmıştı.

O gece o saldırı anında havaalanı içinde ve daha sonraki süreçte tam olarak neler yaşandığı hala merak konusu. Bu noktada o gece saat 21.45’te havaalanına görev için gelen, 15 dakika geciktiği için saldırıdan yaralı olarak kurtulan ve ikinci bombacıyla göz göze gelen bir TGS (Turkish Ground Services) çalışanının ağzından o gece yaşananlara dair ilk kez bu denli bir çıplaklıkla anlatılan bir dizi tanıklığı dinleme fırsatım oldu. Konuştuğum eski TGS çalışanı o geceki bombalı saldırıdan başlayarak hayatta kalma mücadelesinden Özel Harekât Polisleriyle karşılaşmasına, dönemin İstanbul Valisi’ne olayları bizzat anlatmasından Vatan Emniyet’te Terörle Mücadele Polisi’nin özel IŞİD timine verdiği ifade sürecine kadar pek çok şey anlattı.

Eski TGS çalışanı “O gece şu an eşim olan ve o zaman kız arkadaşım olan kadına evlenme teklifi yapmak için plan yaparken bir anda kendimi bombalar arasında buldum. O hengâmeden sağ kurtulunca daha önce aldığım evlilik yüzüğünü hiç beklemeden hemen o gece verip evlenme teklifi yaptım ve tüm evlenme teklifi planını rafa kaldırdım çünkü aslında başımıza her an her şeyin gelebileceğini anlamıştım” diyor.

İkinci bombacıyla göz göze geldiğinde neler hissettiğini ve nasıl kurtulduğunu anlatırken “Bombacıyla göz göze geldim; olayı kavrayabilmem birkaç saniye sürdü, arkamı döndüm, büyük adımlarla iki üç adım atmıştım ki bombacı bombayı patlattı” derken, bir yandan da saldırı sonrası havaalanında dönemin İstanbul Valisi beklenirken olay mahallinin sırf Vali gelecek diye suyla temizlendiğine ve yıkandığına şahit oluşunu anlatıyor.

Ağır bir badire atlatan ve hayatta kalmak için mücadele eden eski TGS çalışanı o gece henüz Vatan Emniyet’te Terörle Mücadele Polisi’ne ifade verirken şirketinden “yarın tüm operasyonlar aksamadan devam edecek, herkes işinin başında olsun” mesajını aldığını ve o gece onca ekip arkadaşının hayatını yitirmesine rağmen TGS’nin hiçbir şey olmamış gibi davranmasının çok ağrına gittiğini de söylüyor.

Saldırıdan 15-20 gün geçtikten sonra İlker Aycı (28 Ocak 2022’de istifa eden THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı) Atatürk Havaalanı B Kapısı’nın olduğu bölgede TGS çalışanlarıyla yemekli bir toplantı yapmıştı. İlker Aycı’nın genel bir konuşma yapıp saldırıda hayatını kaybeden TGS çalışanlarına dair hiçbir şey söylememesi üzerine bir kadın TGS çalışanı “Size inanamıyorum, neden hayatını kaybeden arkadaşlarımıza dair tek bir şey söylemiyorsunuz, bizim için bir başsağlığı bile yeterliydi” diye çıkışınca İlker Aycı da “ölenlerin ailelerinden birer kişiyi THY’ye aldık, daha ne yapmamızı bekliyorsunuz?” demişti.

O gecenin nasıl başladığını ve nasıl geliştiğini sorduğumda söze şöyle başladı:

“Ben o dönem TGS’de (Turkish Ground Services) çalışıyordum. O gün normalde 21.30-05.30 şiftinde visa-boarding görevlisi olarak çalışmam gerekiyordu ama geç kalmıştım. Arabamı Yeşilköy CNR’a bırakmıştım ve oradan bindiğim servis beni 21.45’te Atatürk Havaalanı’nın Dış Hatlar Gelen Yolcu girişine bırakmıştı. Acelem vardı ve hiçbir şey yokmuş gibi işe yetişmeye çalışıyordum. Üst aramasından geçtim, her günün olağan süreciyle geçtiğim yerlerdi ve aklıma herhangi bir saldırı olabileceği de gelmemişti. Girişin orada bulunan çiçekçinin ve Simit Sarayı’nın önünden geçtiğim esnada çok yüksek bir ses duydum ve ilk anda tüp patladığını sandım. Patlama sesiyle birlikte camlar patlamaya başladı ve yüzümde inanılmaz bir basınç hissettim. İnsanlar çığlık atmaya başladılar ve bazıları yere düştü ve o anda bir şeylerin ters gittiğini anladım. Arkaya döndüm ve insanlar koşmaya başladılar. Üzerimde TGS üniforması olduğu için insanlar benden medet ummaya ve bir şeyler sormaya başladılar çünkü orada bulunan polisler de sağa sola kaçışmaya başlamışlardı.

Fotoğraf: Kürşad Bayhan/ 140journos

O esnada insanlara sakin olmaları ve panik yapmamaları doğrultusunda uyarılar yapmaya başladım. İnsanlarla birlikte havaalanının çıkışına doğru ters istikamete gitmeye başladık; insanlar ne yapacaklarını bilmeden daha da paniklemeye başladılar ve korku dolu anlar yaşanmaya başlandı. İçeride Dış Hatlar Gelen Yolcu kapısının önüne geldiğimizde oradaki güvenlik görevlileriyle tartışmaya başladım ve büyük kapının açılarak insanların içeri alınmasını istedim. Çok fazla insanın o bölgede birikmesiyle birlikte güvenlik görevlileri hala kapıyı açamayacaklarını söylediklerinde olağanüstü bir durumun yaşandığını ve kapının mutlaka açılması gerektiğine yönelik tartışmaya devam ettim. O esnada insanlar yere düşmeye ve birbirini ezerek bir kaçış yolu bulmaya çalışıyorlardı. İnsanlar çığlık çığlığa koşmaya devam ediyorlardı.”

İntihar Bombacısıyla İlk Göz Göze Geliş

Aklıma gelen sorulardan biri de bir insanın saniyeler sonra üzerindeki bombayı patlatacak olan bir intihar bombacısıyla yüz yüze geldiğinde neler hissettiğiyle ilgiliydi. İkinci bombacıyla Dış Hatlar Yolcu Gelişi kapısının olduğu bölgede göz göze gelen eski TGS çalışanı o anı ve daha sonra yaşananları şöyle aktarıyor:

“İnsanları durdurmaya ve sakin olmaya sevk etmeye çalıştığımda arkamı dönmemle birlikte 20-25 metrelik uzaklığımda intihar bombacısıyla göz göze geldim. Yüzünü asla unutmadım ve hala aklımda; sakalsızdı, üzerinde bomba yüklü beyaz bir yelek vardı ve ateşleme fünyesini tuttuğu iki elini önüne doğru kaldırmıştı. Bombacının yüzünde acayip bir hınç ve öfke vardı, çok acayip bir andı. Bombacıyı görmeden hemen önce bir kadın küçük çocuğunu kaybetmişti ve onu bulmaya çalışıyorduk, aklıma o çocuk gelmişti ve akıbeti ne oldu bilmiyorum. Orada büyük bir kalabalık toplanmıştı ve bir anda bombacı o kalabalığın üzerine koşmaya başladı, sanırım amacı özellikle can kaybı sayısını yükseltmekti. O anın psikolojisiyle midir, bilemiyorum ama o esnada bombacının ayak seslerini ve koşarken ayaklarını yere vurma seslerini hatırlıyorum. O anda kendi kendime aklımdan ‘umarım bombayı patlatmaz’ diye geçiriyordum.  Olayı kavrayabilmem birkaç saniye sürdü, arkamı döndüm, büyük adımlarla iki üç adım atmıştım ki bombacı bombayı patlattı.

Bombayı patlattığında sanırım bombacıyla aramda 15 metrelik bir mesafe vardı. İlk patlamada yediğim basınçtan kat be kat fazla bir basınç hissettim, çok kötü bir histi, arkamdan insanların vücut ve sert kemik parçaları bana çarpmaya başladı ve yanımda koşan insanların yere düştüğünü görmeye başladım. Böyle bir sahneyi filmlerde gördüğümüz gibi canlandırabilirsiniz ancak çok daha acı bir tablo vardı. Sağ bacağımın arka tarafına bir şarapnel parçasının girdiğini hissettim ve gördüm. Benim o patlamadan kurtulabilmemin sebebinin arkamda koşan ve bana bir şekilde siper olmuş insanların varlığından dolayı olduğunu düşünüyorum. Bir de boyumun uzun olması ve kilolu olmamın da etkisi olabileceğini düşünüyorum çünkü dayanıklı biriyimdir. Patlamayla birlikte sendeledim ama yere düşmedim ve koşmaya devam ederek yürüyen merdivenlerin olduğu bölgeye ulaşabildim.

Atatürk Havalimanı Saldırısı

O panikte ters yönlü merdivene denk geldim; arkamdaki insanlarla birlikte yukarı doğru çıkan merdivenden aşağıya doğru koşmaya ve alt kata inmeye çalıştım. Aşağı indiğimizde üzerimde üniforma olduğu için yine insanlar nereye gitmemiz gerektiği konusunda bana sorular sormaya başladılar. O katta çok büyük bir alana sahip olan Gökyüzü Cafe diye bir yer vardı ve bir güvenlik görevlisiyle birlikte insanları orya doğru yönlendirerek içeri girdik. Yüzlerce insan oraya sığınmıştık ancak oranın üç çıkışı vardı ve üçü de tek bir koridora çıkıyordu. Oraya herhangi bir saldırı yapılsaydı kaçma ihtimalimiz imkânsızdı.

O esnada insanlar acayip bir paranoya yaşıyorlardı; birkaç bombacının daha olduğu, aramıza karıştıkları ve bazılarının ise üzerinde üniforma olduğu ve hala çatışmaların olduğu söyleniyordu. Herkes bir şeyler söylüyordu ve paranoyaklık had safhadaydı. Baktım ki olacak gibi değil, tekrar yukarı çıkarak iç tarafa gittim ve orada bir oda buldum, orada soyunma odaları varmış, orada dolapların birinin yanında bir sopa buldum ve her ihtimale karşı kendimi savunabilmek için ucunu sivriltmeye çalıştım. Orada beklerken de tanıdıklarıma mesaj atarak olayı anlattım ve hayatta olduğumu söyledim. Bir süre sesler kesildi ve yarım saat ile kırk dakika arası orada beklemeye devam ettim. İnanılmaz bir ortam vardı ve hiçbir koordinasyon yoktu.”

Özel Harekât Polisiyle İlk Temas

Kendini korumaya çalışıp hayatta kalma mücadelesi verme sürecinde eski TGS çalışanı polis ekiplerine ulaşmayı başarır, ekiplere havalimanı içinde yol göstermeye başlar ve olaylar daha sonra şöyle gelişir:

“Oradan çıkıp tekrar aşağı indiğimde ellerinde uzun namlulu silahları olan ve üzerlerinde üniforma ve yelek olan Özel Harekât Polisleriyle karşılaştım. Önce bana neler yaşandığını sordular ve insanları tahliye ettiklerini söylediler. TGS çalışanı olduğumu, havalimanını bildiğimi ve intihar bombacısının yüzünü gördüğümü öğrendiklerinde kendileriyle kalmamı ve yolu göstermemi istediler. Polis ekipleriyle birlikte yeniden Dış Hatlar Gelen Yolcu katına çıktık ve hemen önünde bombacının yerde yattığını ve üzerini gazeteyle örttüklerini gördüm. Pek çok insan hayatını kaybetmişti ve yerlerde yatıyordu; korku filmi gibi insanlar yerlerde yatıyorlardı, elektrik kesilmişti ve jeneratörler çalışıyordu, yukarıdan sarkan tavan panelleri ve aralarında yanıp sönen ışıklar vardı. Pek çok insan uçakların körük kapılarını kırmış ve aprona akmıştı. Sakin kalmaya çalışıyordum ancak ceketimi çıkarıp patlamada arkama yapışan insan kalıntılarını görünce bir süre sonra dayanamadım ve polise dışarı çıkıp hava almak istediğimi söyledim.”

Havaalanından Vatan Emniyet’te Gidiş Ve İfade Süreci

Eski TGS çalışanı ikinci bombacının yüzünü gören ve süreci yaşayan bir görgü tanığıydı; önce havaalanı içerisinde olay yerine gelen devlet erkânına ayrı ayrı olup bitenleri anlatır ve sonrasında hızlı bir yolculuk sonrasında kendisini yanındaki üç kişiyle birlikte Vatan Emniyet’te IŞİD konusunda çalışan Terörle Mücadele polis timinin karşısında bulur. O süreç şöyle gelişir:

“Henüz havaalanındayken yaşananları dönemin Terörle Mücadele Şube Müdürü’ne, Özel Harekât Şube Müdürü’ne, İstanbul Vali Yardımcısı’na ve İstanbul Vali’nin bizzat kendisinde defalarca kez anlatmamı istediler. Burada eklemem gereken çok önemli bir ayrıntı var; henüz havalimanındayken olay yerine İstanbul Valisi gelecek diye yerleri suyla yıkamaya başladılar. Böylesi bir terör saldırısının olay mahalli Vali geliyor diye yıkanır mı hiç?!

Sonrasında yanıma genç bir polis memuru verdiler ve ifademi almak üzere Vatan Emniyet’te götürüleceğimi söylediler. Benimle birlikte üç kişi daha vardı araçta; birisi çok genç bir Arap çocuktu, Türkçe bilmiyordu ve bombacılardan birini gördüğü için alınmıştı. Diğeri yaşlı bir adamdı ve sonradan Emniyet’te öğrendiğime göre patlamada gelini ve kızını kaybetmişti ve kendisini öyle büyük bir acısına rağmen alıp Vatan Emniyet’e götürmüşlerdi. Havaalanından çıktık ve acayip bir hızla Vatan Emniyet’e doğru gitmeye başladık. Yanımızdaki genç polis sahil yolunu tam olarak bilmiyordu ve benden yol tarifi yardımı istedi. Yollar kapatıldığı için ağır bir trafik vardı; ara sokaklara girdik ve hızlı bir şekilde ilerlerken arabaların camını ve aynalarını kırarak hiç durmadan yolumuza devam ettik.

Vatan Emniyet’e ulaştıktan sonra bir süre bekletildik. Sonrasında Terörle Mücadele Polisi bünyesinde IŞİD uzmanı olan bir tim tarafından çok kapsamlı bir ifadeye alındık; ellerinde pek çok IŞİD militanının fotoğrafları vardı ve bana teşhis için tahminen 50 veya üzeri sayıda fotoğraf gösterdiler. O gece yaşadıklarıma rağmen elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Emniyet’teki işlemlerin ardından çıktım ve bir taksiye binerek arabamı bıraktığım Yeşilköy CNR’a ulaşmaya çalıştım. Havaalanına girişleri ve sahil yolunu saldırı sonrası kapatmışlardı ve bunun üzerine belli bir yere kadar geldikten sonra arabamı almak için CNR’a kadar yürümek zorunda kaldım”

TGS’nin (Turkish Ground Services) Saldırıya Uğrayan ve Hayatını Yitiren Personeline Skandal Muamelesi

Her terör saldırısından sonra kurumların bu saldırılarda hayatını kaybeden, yaralanan ve psikolojik olarak sorun yaşayan personeline dair neler yaptığı hep merak edilir ancak Türkiye’deki kurumsal zihniyetten çok şey beklememek gerektiği de bir fikir birliğidir. Bu saldırı sonrasında personeli hayatını kaybeden ve yaralanan TGS (Turkish Ground Services) de hem saldırı gecesi hem de saldırı sonrasında skandal bir tavra imza atmış. TGS eski çalışanı yaşanan süreci şöyle anlatıyor:

“Benim TGS’de (Turkish Ground Services)bulunduğum ekip C ekibiydi; bu ekipten herkes zamanında işe gittiği için sadece geciken bir iki kişi bu saldırıya yakalanmıştık ve aralarında saldırıdan en kötü etkilenen ve birebir maruz kalan bendim. Bu saldırıya yakalan asıl ekip ise B ekibiydi; havaalanında çiçekçinin olduğu merdivenden inmiş ve çıkışta servislerini beklerken karşılarındaki otoparkta bomba patlatılmıştı ve çok ağır bir kayıp yaşanmıştı.

Onca yaşanmışlıktan sonra saldırıya dair hissettiğim en yoğun duygu kin ve öfkeydi. Hala içimde biriken ciddi bir öfke var. Mesela TGS’de ilk kez işe girdiğimde beni yanına çırak olarak verdikleri ve beni yetiştirmesi için görevlendirdikleri ve daha sonra benim Rize’den uzaktan akrabam olduğunu öğrendiğim Ercan Ağabey’in servis beklerken hayatını kaybettiğini öğrenmiştim. Çok yakından tanıdığım bir ekip arkadaşım hayatını kaybetmişti. Her gün önünden geçtiğim çiçekçi ve Simit Sarayı çalışanları hayatını kaybetmişti. Ben bu durumda sistemi ve düzeni sorgulamaya başladım ve önlenebilecek bir saldırıya dair yeterli tedbirin alınmadığını düşündüm. Böylesi büyük bir havalimanına yapılacak saldırının istihbaratının önceden alınamaması gibi saçma bir şey yok.

O gün hayatta kaldığım için kendimi şanslı falan hissetmedim ama bir daha havaalanında çalışmak gibi bir istek içimde kalmadı. Çünkü benim için olayın can alıcı noktası şuydu; ben daha saldırı gecesinde Vatan Emniyet’te ifade verirken TGS (Turkish Ground Services) şirketinden bir sonraki gün için tüm operasyonların aksamadan devam edeceğine ve herkesin işinin başına beklendiğine dair mesaj almıştım. Bu durum benim için çok büyük bir kopuşa sebep oldu, anlatılamaz bir hayal kırıklığı yaşadım ve kafamda her şeyi bitirdim. Saldırıdan üç gün sonra yeniden işe geldiğimde yine aynı servis beni aldı ve servis şoförü bana “Senin öldüğünü ve ailenin arabanı aldığını sanmıştım” dedi ve sanki üç gün önce bir saldırı olmamış gibi kendimi yine iş başında bulmuştum.

Saldırıda hayatını kaybeden ekibin aile üyelerinden birer kişinin Türk Hava Yolları’na istihdam edileceği söylendi. Saldırıdan 15-20 gün geçtikten sonra İlker Aycı (28 Ocak 2022’de istifa eden THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı) Atatürk Havaalanı B Kapısı’nın olduğu bölgede TGS çalışanlarıyla yemekli bir toplantı yaptı. İlker Aycı’nın genel bir konuşma yapıp saldırıda hayatını kaybeden TGS çalışanlarına dair hiçbir şey söylememesi üzerine Hollanda vatandaşı olan, Hollanda’da paralı askerlik de yapmış olan ve saldırı esnasında pek çok yaralıya müdahale eden bir kadın TGS çalışanı “Size inanamıyorum, neden hayatını kaybeden arkadaşlarımıza dair tek bir kelime söylemiyorsunuz, bizim için bir başsağlığı bile yeterliydi” diye çıkışınca İlker Aycı da “ölenlerin ailelerinden birer kişiyi THY’ye aldık, daha ne yapmamızı bekliyorsunuz?” dedi. Yani TGS yönetiminin saldırıda hayatını kaybeden çalışanlarına bakışı işte bu seviyedeydi.”

İsmini hem güvenliği hem de hayat konforunun herhangi bir sekteye uğramaması için gizlemeyi tercih ettiğim eski TGS çalışanı 28 Haziran 2016 gecesindeki saldırıda işe sadece 15 dakika geciktiği ve sonrasında ise şansı yaver gittiği için hayatta kalmayı başardı. Kendisi o gece pek çok havaalanı personeli gibi insanların hayatlarını kurtarmak için çaba sarf etti. O geceye dair henüz cevaplanması gereken pek çok soru ve şüphenin hala baki olduğu da bir gerçek…