2023: Almanak…

0
133

Ocak

Başlanan diyetler, oluşturulan spor programları, verilen sözler ve yepyeni bir yıl. Geçen sene yapılan hatalar yapılmayacak, artık hayalimizdeki versiyonumuza dönüşebilecek, sigara bırakılacak, ilişkiler tekrar gözden geçirilecekti. Bize değer vermeyene yol verecek, etrafımızdaki 5 kişinin ortalaması olduğumuz fikriyle o 5 kişiyi sınavla seçecektik. Olmadı.

Şubat

Belki bir kar tatili güzel olabilirdi. Çocukların ara tatilinde mutlaka bir şeyler yapılmalıydı. Ancak 6 Şubat’ta facia gerçekleşti. 11 ilde yaşanan deprem 4 ili neredeyse haritadan sildi. El yumruğu yememekten mütevellit dehalar kendi yumruklarının o kadar da balyoz olmadığını yaşayarak öğrendiler. Depreme hazır olmanın yanından bile geçmiyorduk. Enkazda insanlar yardım bekledi. Erzak, barınma, korunma, asayiş ve kurtarma çalışmaları yeterli olmalıydı. Olmadı.

Mart

Depremden dolayı oluşan savunma refleksleri teker teker yok oluyordu. Yalnızlık ve çaresizlik artık resmileşiyordu. Bu sırada seçim telaşı, spekülasyonlar, ifşalar bir tarafta yardım organizasyonları beraber ve solo çabalar verilmeye çalışılıyordu. Bugün hala gerçekleşmemiş olan sözler bol keseden saçılıyor, insanlar kayıplarını bulmak için üstün uğraşlar veriyorlardı. Masalara oturuluyor, masalardan kalkılıyordu. Sonra tekrar oturuluyordu. Siyasi arena müzik susunca sandalye kapılan oyundaki gibiydi. Müzik uzun süre önce durmuştu ama dans edenler bunun farkında değildi. Vatandaş da bir başka versiyonda ilerliyordu. Ün devşirmek isteyenler ve instagram şiircileri biraz insan olabilir diye iç geçiriyorduk. Olmadı.

Nisan

Seçim atmosferi hızla yaklaşıyordu. Artık bir şeyler değişecekti. Sandıkta hesaplaşılacaktı. Yüksek perdeden eleştiriler,  keskin ve kesin hükümler, kendinden emin meydan okumalar tiyatral bir şekilde devam ediyordu. Deprem yavaş yavaş unutulmaya başlamıştı. Seçim sonucuna göre tekrar hatırlanacaktı. YouTube kanallarının esiri olmuş siyasal tartışmaları iştahla izliyorduk. Yeni bir şeyler olacaktı. Olmadı.

Mayıs

Seçim atmosferi oluşur oluşmaz diğer her konu ikinci plana atıldı. Seçim oldu ve hemen deprem bölgesinin sonuçlarına odaklanıldı. İnsanın ne kadar küçülebileceği konusundaki fikirlerimiz yine yanlış çıkmıştı. Küçülmenin sonu yoktu. Oy üzerine endekslenen anlayışlar, “iyi ki ölmüşsünüz”e kadar geldi. Derinlikli şekilde bakmak bir tarafa yüzeysellik bile derin kalıyordu. Yorumlarını en sert perdeden ileten kişiler gündelik yaşamlarına gayet rahat devam edebilirken yorumların muhatapları gündelik hayata devam edebilmenin mümkün olmadığını yaşayarak öğrenmek zorunda kalıyorlardı. Normalleşme olması gerekiyordu. Olmadı.

Haziran

Seçim bitmişti, sonuçlar netti. Sorumluluk alan ise yoktu. Sorumluluk alma başarılı olduğumuz konuların başında gelmiyordu ama en azından rezil olduğumuzda bir nebze yüzümüz kızarmalıydı. Kızarmadığı gibi üste de çıkılıyordu. Belediye başkanından, bir işe yaramayan bir derneğin yöneticisine, siyasi partilerden, kabile şeflerine kadar herkes olmadığında olmayacağımızı iddia ediyordu. Onlar yoksa sistem, kurum, topluluk yoktu. Tüm mekanizmalar kişilere bağlıydı ve kişilerde koltuklarına. Bazı değişiklikler olur artık derken; olmadı.

Temmuz

Enflasyon yükseliyor alım gücü yerlerde olmaktan ziyade çekirdeğe doğru sondaja başlıyordu. Parayı kısarsak harcama olmaz ve enflasyon düşer mantığıyla harcama kalemleri kısılmaya, faiz artırımlarına, kredi kartı taksit sayılarının azaltılmasına kadar her seçeneğin deneneceği zamanlara girmiş durumdaydık. Neyse ki Kadın Milli Voleybol Takımımız vardı. Bir nebze nefes aldırıyorlardı. İyi varlardı. Diğer branşlardan da bir hareket olur diyorduk. Olmadı.

Ağustos

Tatiller şenlikli, orman yangınları dehşetliydi. Bir sürü orman yangını haberi geliyordu. Doğaya karşı amansız mücadelemiz devam ediyordu. Kazandığımızda kaybetmiş olacağımız bu ahmaklık içinde yakılan ormanlar imara açılıveriyordu. Çünkü otel lazımdı, döviz girdisi lazımdı, doğanın içinde doğadan kopuk yapıların içinde açık büfeleri tavaf etmek lazımdı. Bir tarafta ormanlar bir tarafta depremde evini kaybedenlerin çadırlarının içi yanıyordu. Ağustosta su sıkıntısı olmaz artık diyorduk. Olmadı.

Eylül

Parasal sıkılaşma politikası artık etkisini hissettiriyordu. Peynir fiyatları yerinde durmuyordu. Ben enflasyonu peynirden takip ederim. Peynir şaha kalkmıştı. Artık kimse menülerde fiyat belirtmiyordu. Ertesi gün için değişecek fiyatlar için neden kağıt harcansındı ki?! Marketler, stokçular, arsızca fiyat yükselten esnaf, fırsattan istifade eden tüccar herkes fiyatları yükseltiyordu. Gerçekten fiyatlara etki eden mekaniklerin kimler tarafından kurgulandığını anlar eleştirilerimizi onlara yöneltiriz artık diye düşünüyorduk. Olmadı.

Ekim

Cumhuriyetimizin 100.yılını içsel bir coşkuyla kutladık. İçseldi çünkü dışarda o coşku gözlemlenemiyordu. Ama içimizin umudu da azımsanacak bir durum değildi. Umudumuzu durduramıyorduk. 100.yılımızda ilelebet payidar kalacaktık. Ülkeyi bu yüzden seviyorum. İnatçı delilerin ülkesi. Herkes inatçı. İyi de kötü de. Yıl sonuna yaklaşıyorduk. Yeni planlar yavaş yavaş oluşuyordu. 2024 yılına ait tahminler, yılın analizleri için veriler toplanıyordu. Yıl artık hızlıca kapanacaktı. Olmadı.

Kasım

Böyle bir şey olabilir mi? Sandıkta hesaplaşacağız ve önceleri çok sevdiğim ancak şimdilerde görünce bile tiksindiğim ellerden kalp yapma figürlerinin sahibi Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığı olabilecek en karikatürize şekilde kaybediyordu. Orada bile net bir duruş görememiştik. Net bir duruşunuzun olmaması net bir duruş mudur? Bilemiyorum ama öyleyse pek de şık olmadığını görüyorduk. Sandıkta hesaplaşamadan buradayım be buradayım diye diye gitti adam. Artık burada değildi. Zihniyet hızlıca değişir miydi? Göreceğiz. Yıl geneli olan barınma sorunu okulların açılmasıyla korkunç bir hal almıştı. Buzdolabı kolileri için çift haneli binler isteniyordu. Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde bir üst basamağa çıkacaktık ki; olmadı.

Aralık

Hızlı ve yoğun geçen ay sonunda bir anda bir coşku oluşmuştu. Neden orada yapıldığını anlayamadığımız Suudi Arabistan’daki Süper Kupa finalimizdeki örtülü Atatürk ambargosuna tepki koyan takımlarımız Fenerbahçe ve Galatasaray’ın dik duruşu hepimizi gururlandırmıştı. Yurt içinde bir değişiktik ama dışarda bir şekilde tek yürek olabiliyorduk. İzlemediğimiz en iyi derbiydi. Ve yıl kapanıyordu.

Başlanan diyetler, oluşturulan spor programları, verilen sözler ve yepyeni bir yıl. Geçen sene yapılan hatalar yapılmayacak, artık hayalimizdeki versiyonumuza dönüşebilecek, sigara bırakılacak, ilişkiler tekrar gözden geçirilecekti. Bize değer vermeyene yol verecek, etrafımızdaki 5 kişinin ortalaması olduğumuz fikriyle o 5 kişiyi sınavla seçecektik. Olur mu? Olsun artık.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz