Soğuk Savaşa Adım Adım…

0
340

Rusya’nın Ukrayna konusunda kendisine anlam arayan ihtirasları işgalin yanında katliamlarla anılıyor. Rus ordusunun Kiev’in banliyölerinden çekilmesi sonrasında ortaya çıkan görüntüler ya da Mariupol’ün hayalet kent haline getirilmesi, insandaki nefretin ne denli irrasyonel olabileceğini gösteriyor yeniden… Putin’in bu taktikleri uzun yıllardır uyguladığı biliniyor. Uzun iktidarı boyunca benzer örnekler hep var oldu.

Hatırlamak gerekirse, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, Çeçenistan 1991’de, 1994 yılına dek sürecek bağımsızlığını ilan eder. Rusya Başkanı Boris Yeltsin’in siyasi ihtirası ile Çeçen lider Cahar Dudayev’in saldırgan üslubu arasında sıkışan bölge halkı, Rus ordusunun Grozni’ye girmesi ile kendisini sıcak savaşın ortasında bulur. İki yıl sürecek çarpışmalardan sonra Ruslar kentten çekilecek, Çeçenistan’ın de facto bağımsızlığı bir süre daha devam edecektir.

Ancak Çeçenistan’ı mesken edinen radikal İslami grupların komşu Dağıstan bölgesine sızmaya başlaması, Yeltsin’in yerine başkanlığı devralan Vladimir Putin’i, bölgeyi özgürleştirmek adına askeri harekata sevk edecektir. Grozny Aralık 1999’da kuşatılır, Şubat 2000’de düşer. Kent tamamen tahrip edilir, doğrudan Moskova’nın kontrolüne girer.

O ana dek Rusya’ya karşı mücadelenin önemli aktörlerinden Ahmed Kadirov, Putin ile olan pazarlık / ikna sonrasında, yeniden yapılandırılan Moskova destekli Çeçen Cumhuriyetinin ilk başkanı olur. Mart ayı boyunca Ukrayna’da, Kiev’e yüklenen Rus yanlısı Çeçen birliklerinin başında, 2004 yılında İslami örgütlerin düzenlediği bir saldırı sonucu öldürülen Ahmet Kadirov’un oğlu, Ramazan Kadirov vardır. O günlerde çıkarların yan yana getirdiği Putin ile Kadirov’lar ve milisleri, bugün Kiev ve çevresinde estirdikleri kıyamet ile tarihe kara bir leke bırakıyorlar…

Putin Rusya’sının benzer hışmına maruz kalan bir kent de Halep. Suriye Başkanı Beşir Esad’ın ülkesindeki iş savaşının getirdiği kaos ortamını kendi lehine değiştirmek için Moskova’yı desteğe çağırması ile birlikte burada konuşlanan Rus askeri varlığının, Suriye ordusu ile muhaliflerin yoğun oldukları bölgelerde yarattığı tahribat konusunda, Putin’in ahlaki yükümlülük hissettiğini iddia etmek mümkün değil. Dört yıl süren savaşta başta Eski Halep olmak üzere kentin yıkılmadık tarafı kalmaz. 36 bin kaybın yanı sıra önemli bir mülteci sorununu da unutmamak gerek.

Görsel: Imad Alassiry/Unsplas

Ukrayna’nın işgali konusu ise yukarıdaki örneklerden çok daha değişik… Gelin görün ki sonuçlar her savaşta olduğu gibi : Ateş, ölüm, sefalet, mülteci olmaya zorlanan insanlar, bölünen aileler, yıkılan kentler… Vladimir Putin liderliğindeki Rusya, Sovyetler Birliğinin dağılması ile bağımsızlığını ilan eden bir ülkeye, arka bahçe muamelesi yaparak saldırıyor, ülkeyi işgal etmeye başlıyor. Özgür seçimle görevlendirilen siyasi kadrolarını devirmeyi, Rusça konuşan halkı özgürleştirmeyi, bölgeyi Nazi etkisinden kurtarmayı amaç edindiğini ilan ediyor. Esas itibarı ile bu savaşın bir Rus – Ukrayna anlaşmazlığından çıkmadığı, diplomasi yoluyla çözülebilecek sorunların tırmandırıldığını söylemek olası. Dolayısı ile bu Putin’in yürüttüğü bir savaş. Putin’in savaşı! Kendi halkına dayattığı yasaklar, kısıtlamalar ve propaganda yolu ile ustaca bellettiği hedeflerle, Putin’in savaşı Rusya’nın savaşı olma yolunda…

Putin, savaşı kaybetme gibi bir lüksü olmadığını biliyor. Rejimini, hatta belki de yaşamını kurtarmanın yolu, girişilen işgali haklı çıkartacak argümanlar öne sürmek ve onların arkasından giderken, askeri başarıları halkın önüne sermek. Batının yaptırımlarına, Hindistan, Çin gibi ülkelerin ya da Arap aleminin katılmaması veya bu yolda gecikmesi, ya da buradan siyasi kazanç elde etmek için pazarlığa girişmesi, Putin’in elini güçlendirecek, Ukrayna’nın savunma azmini kıracaktır. Her durumda, Başkan Zelensky’nin Ukrayna’sı bir yandan savaşırken diğer yanda uluslararası kamuoyuna haklı davasını en etkin bir şekilde anlatıyor.

***

Batı, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Hitler’in taleplerine karşı sergilediği yatıştırma politikasının girdabına düşmemek, aynı zamanda daha geniş ve yıkıcı bir savaşa mahal vermemek için konuya serin kanlı yaklaşmak durumunda. Almanca konuşan halklara yaşam alanı açmak için yola çıktığını söyleyen Hitler’in Avusturya ve Çekoslovakya’yı Nazi egemenliğine bağlarken savunduklarını hatırlamakta fayda var. Putin’in Gürcistan’a düzenlenen askeri müdahale ve 2014 Kırım’ın ilhakı, Donbas bölgesi üzerinde iddia edilen etnik haklar konularında söylediklerinin benzerliğine dikkat çekmek gerek.

Bir de Ukrayna ile Rus halklarının bir oldukları argümanı var. Sovyet aparatı içinde Moskova ile nefes aldırmayan bir ilişki içinde, Holodomor’a maruz kalmış, 1991’de bağımsızlığını kazanmış ancak uzun yıllar boyunca, her daim Kremlin’in nefesini ensesinde hissetmiş bir halktan söz ediyoruz. Ve bağımsızlığı devletler topluluğu tarafından tanınan, uluslararası kurumlara kabul edilmiş bir ülkeden…

Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir çevrimiçi toplantıya Ukrayna’dan bağlanan birkaç akademisyeni dinleme fırsatı buldum.

Akademisyenler ülkelerinin Rusya tarafından işgal edilmesi, kentlerinin yıkıma, kültürel zenginliğinin talana, halkının kıyıma maruz kalması konusunda bazı düşündürücü tespitlerde bulundular. Paylaşmak isterim…

.- Rus işgalinin Ukrayna’yı her zamankinden çok birleştirdiğini, daha önce öne çıkması için Kremlin’in çok uğraştığı etnik milliyetçi görüşün zemin kaybettiği ;

.- Durumdan yalnız Putin’in değil tüm Rus halkının sorumlu olduğu ;

.- Ukrayna’da artık hiçbir şeyin eskisi gibi kalmayacağını ;

.- Donbas bölgesindeki etnik Ruslara karşı artan tempoda baskı / saldırı uygulayan Azov taburlarının, özellikle Mariopol’da, birçok vatanseverin katılımı ile genişlediğini ve neo-nazi söylemlerini terk ettiğini ;

.- Yaşananın, Ukrayna halkının Rus Faşizminden kurtulmasını sağlayacak bir savaş olduğunu ve halkın önemli bir kısmının bunu böyle tanımladığını;

.- Siyasal otoritenin – Başkan Zelensky yönetiminin gösterdiği kararlılığın halk tarafından taktir ve destek gördüğünü ;

.- Ukrayna halkının özgür ve gelişen bir yola girdiğini ifade ettiler.

Kiev’den katılan bir akademisyenin, aniden çalan sirenler nedeni ile konuşmasını yarım bırakması, sonra bulunduğu sığınaktan, kaldığı yerden devam etmesi iç burkan bir durumdu…

***

Bir süre önce Rus ordusunun Kiev hattından çekildiği biliniyor. Bilinmeyen ise bir aylık süre içinde giriştikleri kıyımın boyutu. Öyle görünüyor ki, geçtiğimiz günlerde Rusya Federasyonun BM İnsan Hakları Konseyinden çıkarılmış olması, Güvenlik Konseyinin daimi beş üyesinden biri olan ülkenin uluslararası toplumdan daha da soyutlanacağının habercisi.

“Putin olayların böyle gelişeceğini tahmin etmedi. Objektif şekilde değerlendirecek olursak, Rusya’nın Ukrayna’dan çok daha güçlü bir ülke… Rus orduları sınırdan geçtikleri an Ukrayna liderlerinin kaçması ve ülkeyi Putin’e teslim etmeleri beklenirken Başkan Zelensky bir fark yarattı.”

Kanadalı tarihçi Margaret McMillan, Foreign Affairs dergisinde çıkan yazısında liderlerin savaşa olan etkilerini değerlendirdi. “Putin işe seneler önce Kırım’ı işgal etmekle başladı. Daha sonra Donbas’taki ayrılıkçı cumhuriyetleri tezgahladı. Diplomaside problemler yarattı. Kendisine olan güveni – belki de kibri demek daha doğru olur – ordusunun mukavemete karşı hazırlık yapmamasına neden oldu. Öylesine kendinden emin bir strateji izledi ki, askeri araçlar birkaç gün içinde, yollarda yakıtsız kaldı. Oysa iyi bir poker oyuncusu, rakibini iyi etüt eder ve beklenmeyen hamlelere karşı hazırlıklı olur.”

Bundan sonra neler olacağı önce Rusya’ya daha sonra ülkelerini savunan Ukraynalılara bağlı. Batıdan gönderilen silahların ve cephanenin niceliğine ve niteliğine bağlı. Ve tabii ki liderlere de bağlı…

Biden şu ana dek götürdüğü denge politikasını devam ettirebilecek mi? Yoksa, dünyayı nükleer kapasitesini kullanmakla tehdit eden Putin’in karşısında oluşan batı ittifakının dağılmasına mı neden olacak ?

Xi Jiping, herkesin beklediği şekilde Putin üzerindeki etkisini Rusya’nın çözüm için masaya oturmasına adayacak mı ? Putin’e onurlu bir geri çekilme yolu aranırken, ülkesini savunmak için varını yoğunu koyan Ukraynalılar bu durumu kabul edecekler mi ? Putin böylesi bir ortama yeşil ışık yakacak mı, yoksa direnecek mi ? Bütün bunlara elbette ki yanıt vermek mümkün değil, ancak tahmin yürütmek olası. Her durumda, batı ve bölgenin komşularının uzun ve soğuk savaşı aratmayan zorlu bir sürece girdiklerini not etmek gerekiyor.

Kapak Görseli: ev/unsplash