%1’ler…

0
49

Mildred: Hey Johnny, neye isyan ediyorsun?

Johnny: Neyin var?”

The Wild One

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ya “kahraman” olarak geri dönen bir çok asker gerek psikolojik gerekse ekonomik nedenlerle sivil hayata yeniden uyum sağlamakta oldukça zorlanmaktaydı. Savaş koşullarından çıkıp memleketlerine döndüklerinde kendilerini önemsiz hissediyor, bir yere ait olamamanın boşluğunu yaşıyorlardı. Ölümle burun buruna yaşarken kurdukları, konjonktüre uygun dostluklar ve başka hiçbir koşulda kurulamayacak özel bağlar dönüşte Amerika’nın dört bir yanına dağıldıklarında kopmuştu. Aynı yıllarda “Amerikan Rüyası” adı verilen konforlu yaşam tarzı reklamlar ve medya tarafından bir popüler kültür yaklaşımı olarak pompalanmaktaydı; bahçeli ev, çekirdek aile, düzenli iş, televizyon, buzdolabı, elektrikli mutfak aletleri ile mutlu yaşamlar…  Savaş koşullarının kendine has kuralları döndükleri ve değişmiş buldukları ülkelerinin günlük hayat kuralları ile çelişmekteydi. Aileleriyle, sivil hayattaki dostlarıyla, eşleri, sevgilileriyle savaşa gitmeden önceki ilişkilerini tekrar düzene sokmakta zorlanıyorlardı. Kimi depresyonda kimiyse savaşın verdiği heyecan, tehlike, adrenalin duygusunu aramaktaydı. Özgürlük, tehlike, adrenalin duygularının sivil hayattaki karşılığı motosikletler ve aradıkları bağ ise hiyerarşik, katı, toplumsal kurallardan farklı kendine has kuralları olan, özel bir dostluk/kardeşlik temelli,  tıpkı askerlik gibi “erkekler klübü” olan Motosiklet Kulüplerinde yatmaktaydı. Büyük motor bloklu ucuz motosikletler gürültü ve özgürlük anlamına geliyordu. Savaştan sonra motosiklet kulüpleri binlerce yeni üye kazandı, yeni kulüpler kuruldu.

“Onlar toplumun uyum sağlamayan yüzde biri;

bu yüzden kendi kurallarına göre yaşıyorlar.”

Çavuş Steve Trethewy, Arizona Kamu Güvenliği Departmanı

30’lı yıllar boyunca California, Hollister kasabası Temmuz ayının 4’ünde, Amerikan Motosikletçiler Birliği’nin düzenlediği ve “Gypsy Tour” adı verilen motosiklet etkinliklerine ev sahipliği yapmaktaydı. Etkinlik partiler, sosyal etkinlikler ve yarışlardan oluşmaktaydı. 4,500 nüfuslu küçük bir kasaba olan Hollister için bu etkinlikler hem kasabanın ekonomisi ve tanıtımı için önem taşımakta hem kasaba sakinleri için eğlenceli bir festival işlevi görmekteydi. Savaş boyunca etkinlikler gerçekleşmemişti ve 1947 yılındaki savaş sonrası ilk “Gypsy Tour” etkinliği festivalin yeniden canlandırılması anlamına geldiği için herkes oldukça heyecanlıydı.

3 Temmuz 1947 tarihinde etkinlik her zamanki gibi başladı. Ancak hiç kimse etkinliğe bu kadar büyük bir kalabalığın gelebileceğini öngörememişti. California’nın her yerinden hatta Florida gibi çok daha uzun mesafelerden kitlesel bir kalabalık bir anda kasabanın nüfusunu ikiye katladı. Ne kasabanın fiziksel koşulları buna hazırdı ne de farklı bölgelerden, kültürlerden, motosiklet kulüplerinden gelen dört bine yakın motosikletçi… “13 Rebels”, “Pissed Off Bastards of Bloomington”, “The Boozefighters”, “The Market Street Commandos”, “The Top Hatters Motorcycle Club”, “The Galloping Goose Motorcycle Club” gibi dönemin en büyük motosiklet kulüpleri artan üyeleriyle birlikte oradaydılar.

Başlangıçta satışlar iyi gittiği için herkes bu kalabalıktan memnundu ancak zaman geçtikçe iş çığırından çıkmaya başladı, kavgalar, gürültü, havada uçuşan içki şişeleri, sarhoş motosiklet sürücülerinin ortalıkta dolaşması, yer olmadığı için sokaklarda, samanlıklarda yatan bir sürü insan… İki günlük karmaşanın sonunda motosikletçiler ayrıldığında aslında ortada ciddi bir hasar ve problem yoktu. Hafif yaralanmalar, toplum içinde sarhoş olmak, taşkınlık yapmak, dikkatsiz araç kullanmak, huzuru bozmak gibi hafif suçlardan tutuklamalar, birkaç kırık cam, caddelere yayılmış içki şişelerinden başka ciddi bir olay yaşanmamıştı. Hiçbir kasaba sakini yaralanmamıştı ve mallarına önemli bir zarar gelmemişti.

Bir hafta sonra medya olayı oldukça abartarak ele aldı.  San Francisco Chronicle’da konuyu abartan sansasyonel iki makale ve daha sonrasında Life dergisinde benzer haberler yayınlandı. Ve Amerika’da artık bir anda tüm motosiklet kullanıcıları, motosiklet kulüpleri yasa dışı (Outlaw), kanun tanımayan, serseri, suçlu olarak algılanmaya başladı. Tüm ulus için artık motosiklet sürücüleri kanunsuz serseriler haline gelmişti ve olası saldırılardan korkulmaya başlanmıştı. İçerik olarak çok benzemese de ilham aldığı 1953 yılı yapımı ve Marlon Brando’nun başrolde oynadığı “The Wild One”, motosikletçilerin serseri, uyumsuz, kanun kaçakları olduğu algısını daha da pekiştirecekti. (Bu arada bu algıdan etkilenmeyen tek yer Hollister kasabası oldu, kasaba her zaman motosiklet sürücülerine ve festivale ev sahipliği yapmaya keyifle devam etti.)

Amerikan Motosikletçiler Birliği basının abarttığı bu haberler yüzünden bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve festivale katılan motosikletçilerin tanrı korkusu taşıyan, aile odaklı, iyi insanlar olduğunu, yalnızca %1’lik bir kesimin bu olaylara neden olduğunu söyledi. Yalnızca Amerika’da değil tüm dünyada motosiklet kültürünün en büyük mit’i de böyle başladı. Açıklamanın ardından başta Hells Angels Motorcycle Club, Bandidos Motorcycle Club,Pagan’s Motorcycle Club ,Outlaws Motorcycle Club ,Warlocks Motorcycle Club Gypsy Joker Motorcycle Club , Mongols Motorcycle Club , Zulus Motorcycle Club olmak üzere tüm motosiklet kulüpleri ve büyük bir çoğunluktaki bireysel motosiklet sürücüsü kendisini %1 içinde tanımladı ve bir alt kültür olarak “Yüzde Birler” (%1’er) fenomeni patladı.

Seksenli yıllara dek Motosiklet Kulübü üyesi olmayan ancak haftanın yedi günü her türlü hava koşulunda motosikletleriyle Amerika’yı boydan boya geçen, içki içmeyi ve eğlenmeyi seven tüm motosiklet kullanıcıları kendini %1’ler olarak tanımlamaktaydı. Seksenli yıllarda motosiklet kulüplerinin bir çok üyesinin kanunlarla başı derde girdikçe ve mahkemeler basına yansıdıkça %1’ler konsepti artık yalnızca “kanun dışı” olarak adlandırılan motosiklet kulüplerinin tekeline girecekti. Deri montlara takılan özel bir arma olan %1’er aslında yalnızca motosiklete binmenin ve motosiklet kardeşliğinin bir simgesidir. Bir çok motosiklet kulübü üyesi düzenli işe, bir aileye, çocuklara sahiptir ve komşularından çok da farklı yaşamazlar. Tek farkları bu motosiklet kardeşliği çerçevesinde toplu olarak partilere, sosyal etkinliklere, cenazelere katılmak, sosyal yardım etkinlikleri düzenlemek ve her yıl birlikte binlerce kilometre yol yapmalarıdır. Bir çok kulüp bu kötü algının üzerlerine yapışmasından oldukça rahatsız olduğu için kanunlara oldukça dikkat etmektedir; “Doğru yaptığımızda kimse hatırlamaz. Yanlış yaptığımızda kimse unutmaz!”

“Yüzde bir… Bu yalnızca en iyinin en iyisi olduğumuz anlamına gelir, başka bir şey değil.

Her türden dergi makalesi, polis teşkilatı ve bir çok şey var

bunun başka bir anlama geldiğini söylemeye çalışan,

ama bunun tek anlamı bizim en iyinin en iyisi olduğumuzdur.”

—J.W. Rock, Bandidos MC

Kanun dışı olarak tanımlanan motosiklet kulüpleri %1’ler konseptini yalnızca kendilerine mal etmeye çalışsalar ve kulüp dışında kullananlara tepkili olsalar da, motosikleti bir hava atma aracı değil de bir yaşam felsefesi olarak benimseyerek kullanan herkes aslında %1’ler ailesinin bir parçasıdır. Bandidos Motor Kulübünün “Toplumun kurallarına göre yaşamıyor olabiliriz ama onun kanunlarına göre yaşıyoruz.” söylemi, toplumsal kurallara körü körüne itaat etmeyen, hayatı sorgulayan, kendi doğrularını bulabilmiş hemen hemen her gerçek motosiklet kullanıcısını kapsamaktadır.

Yazıyı Harley Davidson’un unutulmaz reklam filmi “Live by It”in sözleriyle bitirelim;

“Kendi yolumuzda gitmeye inanırız, dünyanın geriye kalanı nereye giderse gitsin

Bireyleri cama çarpan böcekler gibi ezmek için yaratılmış sisteme karşı koymaya inanıyoruz.

Bazılarımız yukarıdakine inanır, hepimiz ise aşağıda yaşayanlar olarak birbirimize sıkı sıkı bağlanmaya

Biz gökyüzüne inanırız, “sun roof”lara değil

Biz özgürlüğe inanırız

Biz toza inanırız, yabani otlara, buffalolara, dağ gezilerine ve gün doğumunu arkamıza alıp sürmeye

Biz eyer üzerine asılan çantalara inanınız ve bunu sadece kovboyların anladığına

Biz hiç kimsenin önünde boyun eğmemeye inanırız

Biz siyah giymeye inanırız çünkü ne kir gösterir ne de zayıflık

Biz dünyanın günbe gün yumuşadığına inanırız ve onunla beraber yumuşamayacağımıza,

Biz en az bir hafta süren motosiklet yolculuklarına inanırız

Biz yol maceralarına, benzin istasyonlarına, sosisli sandviçlere inanırız ve her tepenin arkasında ne olduğunu keşfetmeye

Biz gürüldeyen motorlara inanırız, çöp kutusu büyüklüğünde pistonlara,1936’da tasarlanmış benzin depolarına, tren lambası büyüklüğünde farlara, kroma ve özel boyalara

Biz aleve ve kurukafaya inanırız

Biz her insanın hayatı kendi eliyle şekillendirdiğine inanırız ve hayatı inanılmaz bir sürüşe çevirdiğimize

Biz selesine oturduğumuz makinenin tüm dünyaya kim olduğumuzu gösterdiğine inanırız

We don’t care what everyone else believes

Biz başkalarının neye inandığına aldırmayız

Amin”

Önceki İçerik“Aşk, Ateş ve Anarşi Günleri: Türk Sinematek’i ve Onat Kutlar” Üzerine
Sonraki İçerikVatansever Hırsız Olur mu?
1966, İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi, Basın-Yayın Yüksek Okulu,Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Radyo ve Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans yaptı ve doktora çalışmasına devam etti, tez aşamasında ayrıldı. 1984-1989 yılları arasında, bir yandan okurken bir yandan Toros Mühendislik şirketinde İthalat ve Pazarlama Müdürü olarak görev yaptı. , yine aynı yıllar arasında UNESCO’ya bağlı, kar amacı gütmeyen uluslararası programlara sahip “The Experiment In International Living in Turkey”de Program Koordinatörlüğü görevini yürüttü. 1991 yılında Şeker Sigorta’da Reorganizasyon, Pazarlama ve Reklam Müdürü olarak mesleki kariyerine başladı. 1993 yılında Oyak Sigorta’da Reklam Müdürü olarak görev aldı. Dream Design Factory’de 7 yıl Genel Koordinatörlük, (dDf'teki son 3 yılında dDf’nin yan kuruluşu olan dda, Dream Design Advertising’de Müşteri İlişkileri Direktörlüğü) Capital Events’de 2 yıl Genel Koordinatörlük görevlerinde bulundu. 2003 yılında X-event’in kurucu ortaklarından biri olarak, şirketinin genel koordinatörlük görevini üstlendi. 2005-14 yılları arasında Farkyeri Reklam Ajansının Kurucu Ortakları arasında yer aldı. Ulusal ve uluslararası müşteriler için yüzlerce başarılı projeyi hayata geçirdi.Reklamcılık ve Etkinlik Yönetimi alanlarında bir çok ödül aldı. İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nde Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı. Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği Genel Koordinatör olarak görev yaptı. Çeşitli kitap projelerine katkıda bulundu, çeşitli dergi ve gazetelerde yazı, araştırma ve makaleleri yayınlandı. Halen bir çok ajans ve markaya danışmanlık vermektedir. TTNet'in "Yaratıcıya Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek" projesinin eğitmenlerinden oldu. 2006-2011 yılları arasında Bilgi Üniversitesi, Reklamcılık Bölümü’nde, “Etkinlik Yönetimi” dersleri verdi. Fenerbahçe Kulübü, Yüksek Divan Kurulu Üyesidir Specialties: Advertising, Event Management and Marketing, Special Project

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz