İnsanların Hikâyelerini Değiştiren Ekip: Çorbada Tuzun Olsun Derneği

0
742

Sinan Dirlik: Anayasanın 36. Maddesi Barınmayı temel bir yurttaşlık hakkı olarak kabul eder. Siz de “Evsizlik bir barınma sorunu değil, barınamama sorunudur” diyorsunuz. Çorbada Tuzun Olsun Derneği ne yapar?

Ahmet Türker: 2014’ün sonlarına doğru başladığımız bir yolculuğun ürünüdür Çorbada Tuzun Olsun Derneği. Yaklaşık 2, 2 buçuk yıl kadar inisiyatif olarak yol aldıktan sonra 2017’de evsizler için sürdürülebilir çözümler üretebilmek amacıyla dernekleştik. Baştan beri gıda dağıttığımız, ismimizde de “Çorba” olduğu için insanlar bizi genellikle gıda dağıtan bir sivil toplum kuruluşu olarak biliyor ama Çorbada Tuzun Olsun’un şu an geldiği nokta ve hareket alanı çok daha farklı. Her ne kadar gıda dağıtıyorsak da gıda bizim için her şeyden önce bir iletişim aracı, üstelik çok etkili, çok güçlü bir iletişim aracı. Sahada her gün gıda dağıtıyoruz, belirli aralıklarla giysi dağıtıyoruz. Farklı yerlerden gelen ihbarlar ve sahadaki keşiflerle evsizleri tespit ediyoruz. Tespit ettiğimiz evsizlerin temel ihtiyaçlarını karşılarken onlarla aynı zamanda iletişim de kurmuş oluyoruz. Bizim ekosistemimiz de burada başlıyor aslında. Bir yandan temel ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan bilgilerini de almış oluyoruz. Bu bilgilerle daha önemli ihtiyaçlarını giderme yoluna gidiyoruz. Örneğin kimliği çalınmış, kaybolmuş oluyor ki evsizlerin başına çok sık gelen bir durum bu. Nüfus Müdürlüğünden randevu alma, Kaymakamlık, Sosyal Yardım kurumları, sağlık kurumları ile bağlantıya geçerek temel hizmetlerden yararlanabilmeleri, rehabilitasyonları, barındırılmaları, özellikle istihdam imkanları ve daha sonra da bütün bu süreçlerin takibi konularında faaliyetlerimiz var. Bu çalışmalar sırasında en önemli husus şu: ulaştığımız evsizin kurumsal ilişkileri yürütülürken bütün randevularını biz alıyoruz ve bu görüşme süreçlerinde gönüllülerimiz refakatçi oluyorlar. Onların tüm bu sosyal izlemelerini yaptığımızı, bütün bu süreçlerde yanlarında olduğumuzu, topluma yeniden katılana kadar her aşamada takipçi ve refakatçi olduğumuzu söyleyebilirim.

Sinan Dirlik: Çoğumuz yolda yürürken bir evsizle karşılaştığımızda genellikle gözlerimizi kaçırır, kafamızı çevirir, hatta yolumuzu değiştiririz. Ama siz gözlerinizi kaçırmak, yolunuzu değiştirmek yerine bunu çözülmesi gereken bir sorun olarak ele alıyor, üstüne bir de sorumluluk alıyorsunuz. Evsizler ne tür sorunlar oluşturuyor toplum açısından?

Ahmet Türker: Soruyu “Evsizlik ne tür bir sorun oluşturuyor” şeklinde ele almayı tercih ederim. Aslına bakarsanız Türkçedeki “evsiz” sözcüğü durumu tam olarak anlatmaya yetmiyor. Evsizi İngilizceden, “Homeless” ten bire bir çevirsek belki daha iyi oturacak kelimenin anlamı. “Yuvasız” demek “Homeless”. Evsizler ötekileştirilmiş insanlar. Bizim gözlemlerimize dayanarak söyleyebilirim ki en az %80’inin geçmiş hikayesinde bir aile, bir sosyal çevre var. Bütün hikayelerde o sosyal çevreye, aileye, hatta topluma karşı bir umutsuzluk var. Bir dışlanma, soyutlanma durumu var hikayelerin çoğunda. Birçok dezavantajlı insan var evsizler arasında. Bağımlılar var, şiddet mağdurları var, istismara uğrayanlar var. Kanserden HIV’e pek çok hastalıkla boğuşanlar var. Görme, işitme engelliler var. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar var. Sığınmacılar var. Aklınıza gelebilecek birçok dezavantajlı grup var. Buradaki ortak nokta yuvasızlık ve ötekileştirilmişlik! Dezavantajlı olmak zaten yeterince olumsuz bir durumken bunu bir de en ötekileştirilmiş biçimde, yuvasız biçimde, 7/24 sokakta kalarak yaşamak çok daha ağır bir şey! Bu açıdan bakıldığında toplum açısından yaşanan en büyük sorun eşitsizliklerin çok daha fazla yaşanmaya başlanması. Evsizlik bize bunu gösteriyor. İşsizlik anlamına da geliyor mesela. Evsizliğe daha çok ekonomik olarak bakılıyor, aslında yoksulluğa ekonomik odaklı bakılıyor genel olarak. Ama yoksulluğa da evsizliğe de çok daha farklı boyutlardan bakmak lazım. Ekonomik nedenler her ne kadar işin görünen yüzü, önemli yanı olsa da evsizliğin de yoksulluğun da ötekileşmenin de eşitsizliklerin altında ezilmenin de kültürel, psikolojik, sosyal nedenleri var. Politik nedenler var. Dolayısıyla evsizliğe ve yoksulluğa çok boyutlu bakmak gerekiyor. O yüzden biz evsizliğe bir barınma sorunu olarak değil barınamama sorunu olarak bakıyoruz. Siz ne kadar barınma imkânı da verseniz, hatta iş verseniz, ev verseniz bu bir noktada kurtarmıyor. Bakın biz herhangi bir olanak sağladığımızda, sonrasında takibini sürdürüyoruz. Bu takipler özellikle psikologlar ağırlıklı olmak üzere uzmanların “bu kişi artık dezavantajlı değildir” dedikleri ana kadar devam ettirmemizi gerektiriyor. Toplumun bireyselleşmesi, günümüzün turbo kapitalizmi, turbo tüketim kültürü çok etkili oluyor. Son dönemde yaşanan ekonomik açmazlar var mesela. Küresel düzeyde ekonomik daralmanın olacağı biliniyordu ama pandemiyle birlikte her şey tepetaklak oldu. Sistemler çöktü. Bu noktada bütün sorunlar gibi evsizlik ve yoksulluk daha da çok arttı. Hatta şu anda pandeminin, yaşanmakta olan savaşların sonuçlarını tam anlamıyla yaşadığımızı da söyleyemeyiz. Dünyada yoğun bir göç ve ekonomik daralmayla birlikte gelen büyük bir işsizlik söz konusu. Evsizliğin ve yoksulluğun, özellikle de mutlak yoksulluğun yeni bir boyuta geçtiğini söyleyebiliriz. Yoksulluğun derinleşmekle kalmayıp aşırı yoksulluğun yaygınlaştığını söyleyebiliriz. Orta sınıfın kaybolduğu, toplumların ultra zenginler ve aşırı yoksullar şeklinde ayrıştığı bir dönemdeyiz. Bu da çok büyük bir kriz anlamına geliyor ve bu krizde biz sivil toplum kuruluşlarına çok iş düşüyor. O yüzden de gönüllü katılımına, bağışçı katılımına, sivil toplum kuruluşlarının daha güçlü inisiyatif almasına da ihtiyaç büyüyor.

Görsel: Çorbada Tuzun Olsun Derneği

Sinan Dirlik: Evsizleşmeye yuvarlanma sürecine dair çok sayıda hikayeniz vardır. Bir insan nasıl evsizleşir? Barınamama noktasına nasıl gelir?

Ahmet Türker: Bu aslında birkaç nedenden ortaya çıkıyor. Mesela sığınma problemi. Ülkeden ülkeye değişiyor tabii. Mesela şu anda Ukrayna’daki savaştan kaçarak gelenler var. Bu mesele Suriye ile bir tutulmaya çalışılsa da Suriye’de yaşanan durum daha farklı. Afganistan’dan göç var. Orada yaşanan durum çok daha başka tabii… Hepsi kendi özelinde, özgün durumlar. Bunlar tabii politik nedenler. Bunun dışında iç göç meselesi var. Yerel koşulların, insanların beklentilerini karşılayacak biçimde inşa edilmemesinden kaynaklanıyor. Bir diğer neden şiddet mağdurları… Özellikle kadınlar. Bunun dışında işsizlik var mesela. Önemli bir neden olabiliyor. Evsiz dediğimiz kişilerin hikayelerinde büyük şehir, metropol problemini görürsünüz. Dünyanın neresine giderseniz gidin, mesela New York’a gidin, Times Square’de görürsünüz, İstanbul’da Taksim, Beyoğlu’nda, Fatih’te gördüğünüz gibi. Bu noktada evsizler sadece işsiz kaldıkları için evsizlik durumuna düşmüyorlar. Göç ediyorlar, biraz para kazanıp memleketime döneyim diye düşünüyorlar. Ama mesela İstanbul’a gelenlerde çok karşılaşıyoruz, hazin bir hikâye, geliyorlar İstanbul’a, 1 kazanıyorlar ama 2 harcıyorlar, ceplerinde hiçbir biçimde para tutamıyorlar. “Eve dönmek istiyoruz” dediklerinde, ki İBB ile paydaş çalışmalarımız var bu konuda, “gelin sizi memleketinize geri gönderelim” dediğimizde “Ben şimdi hangi yüzle ailemin yanına döneceğim, eşin dostun yüzüne nasıl bakacağım” yanıtıyla karşılaşıyoruz. Burada gururun ve onurun çok etkin olduğunu görüyoruz. Konyalı bir ağabeyimiz var mesela, Beşiktaş’ta yaşıyor. Kendisinin bir ağa çocuğu olduğunu biliyoruz. İstanbul’da evsizlik durumuna düştükten sonra “ben artık geri dönemem” dediğini biliyoruz. Yani işin kültürel ve sosyal boyutu çok ciddi. İnsanlar işsizlik yaşadıkları için de evsizleşiyorlar. Son dönemde öğrenciler arasında da bir barınamama sorunu yaşandı. Geçmiş dönemlerde bu sorun daha az hissediliyordu. Bir şekilde daha kolay çözülüyordu mesele. Nasıl oluyordu, mesela öğrenci mezun olduktan sonra da aynı evi tutmaya devam ediyordu, kendisinden sonra gelen öğrenciye devrediyordu evi, dolayısıyla yüksek boyutta kira artışı gerçekleşmiyordu. Ev kapanmıyordu. Pandemiyle birlikte öğrenci evleri uzun bir süre kapandı. Çünkü çocuklar okudukları kentlerden evlerine dönmek zorunda kaldılar. Geri döndüklerinde ise kiraların fahiş biçimde arttığını gördüler. Buna ekonomik daralmayı ve yurt problemlerini de eklediğinizde öğrenciler arasında da evsizleşme başgösterdi. Toparlamak gerekirse ekonomik nedenler elbette sorunun en önemli parçasını oluştursa da kültürel ve sosyal nedenler hiç de küçümsenecek bir boyut değil.