Ulvi Yaman Yaratıcı sektörlerde özellikle müşteri odaklı, sipariş üzerine hizmet verilen durumlarda bizlerin “brief” dediği ve müşterinin/tüketicinin isteklerini, ihtiyaçlarını anlamak çok önemli doğru bir iş üretebilmek adına. Konu iç mimari, iç mekan tasarımı olduğunda bu daha da önem kazanıyor, doğru düzgün “brief” alabiliyor musun?

Ozan Sinan Tığlıoğlu: Kurumsal müşteri ile bazen de dostlarımızla işler yapıyoruz. Şöyle bir örnekle tanımlamak yanlış olmaz.
Kurumsal bir müşterimizden aldığımız briefler bazen çok katı ve çok tanımlı yaratıcılığınızı yada kendinizi anlatacak bir alan bulmakta zorlanıyorsunuz. Diğer taraftan para kazanmış bir esnafın yeni bir maceraya atılırken Pinteresten aldığı görselleri gösterdiği bir toplantıda buluyorsunuz kendinizi hangisi daha zor bilmiyorum ancak her ikisi de sınırlarınızı zorlayarak heyecan verici işler yapmanıza sebep olabiliyor. Özetle brieflerin bir önemi yok, endüstriyel tasarım yada bir iç mimari proje dinamikleri sizin yaratıcılığınız ve farklılığınızla başka bir yere evrilebiliyor.
Ulvi Yaman: Yaratıcı sektörlerde yaratım süreci aslında hiç bitmeyen bir olgudur. Ya teslim tarihi gelir öyle mecburen biter veya başka projeye geçmen gerekir o yüzden sonlandırırsın. Aksi takdirde sürekli bir arayış vardır şurasını şöyle mi yapsam, böyle mi olsa diye hiç bitmeyen. Bir tasarımın bittiğine nasıl karar veriyorsun? Daha sonra baktığında “keşke”ler oluyor mu?
Ozan Sinan Tığlıoğlu: Kesinlikle katılıyorum. Bazı ürünlerimizde üretildikten sonra müşteri deneyimleri ile revizyonlar yaptığımız oldu. Bu sebeple ülkemizde ürün tasarım yada proje süreci çok hızlı geçiliyor. Üreticiler yada müşteriler bu konuda sabırsız. Çok hızlı sonuca gitmek bazen sıkıntılar yaratabiliyor. Yurtdışında bir çok ürün projemiz var. Bazılarının sonucunu almak 2 yıl sürüyor. Ülkemizde 3 ayda piyasada görebilirsiniz. Çok fazla keşke şöyle yapsaydık dediğimiz bir projemiz olmadı. Öncesinde etütlerimizi iyi yaptığımızı düşünüyoruz.

Ulvi Yaman: Konu tasarım, yaratıcılık olduğunda özgünlük oldukça önem taşıyor. Fikir çalma, esinlenme vb. konularını bir yana bırakıyorum ama bilerek olmasa da bazen bulduğun, tasarladığın fikirler başka bir şeylere benzer çıkıyor. Nasıl bir kontrol mekanizman var konuyla ilgili olarak?

Ozan Sinan Tığlıoğlu: Her şeyin iç içe geçtiği zamanlardayız. Bir çok projemizde kurumsal firmalar dahil benzer yada aynı tasarımların üretildiğini görüyoruz. Bir fikrimizin bizden önce piyasada var olmuş olmasını tespit etmek, onun öncesinde bir hazırlık , araştırma gerektiriyor. Öyle olunca proje çöpe gider. Günümüzde otomotivde, beyaz eşya, tekstil veya mobilya endüstrisinde işlevleri aynı olan birçok benzer ürünü görebilirsiniz. Bizim bir ürünün fikrini veya çizgisini paylaşmamız yeterli; bir ürünün tescilinden daha güçlü bir yaklaşım. Ben bu konularda özellikle daha açığımdır, iznim olmadan bir ürünümü fikir ve sanat eserleri kapsamında üretmesi, kendilerine iletilir. Bu güne kadar bu konularda hep pozitif oldum. Tespit edilirse kendilerine bu iletilir bunu bilmeleri yeterli benim için.
Ulvi Yaman: Doku, Strüktür, Biçim, Leke, Form, Hacim, Ritim, Denge, Oran, Orantı, Hareket, Hiyerarşi, Zıtlık, Uygunluk, Renk, Bütünlük, Farklılık, Vurgu, Alan, Kontrast, gibi bir çok kavramdan bahsediyoruz aslında tasarım deyince. Üç boyutlu tasarımlarda ise buna bir de malzeme bilgisi ekleniyor ki bence çok önemli. Kumaş, ahşap, metal, boya, özel aparatlar vb. Malzeme tasarımcıyı sınırlandırıyor mu? Bu görünmez sınırı nasıl aşıyorsun? Ya da aşabiliyor musun?

Ozan Sinan Tığlıoğlu: Maalesef bu konularda ülkemizde ciddi sıkıntılar var. Sanayiciler hammadde üreticilerinin sunduğu kadar özgün materyal konusunda. Bu noktada her firma kendi çıkış yollarını bulmaya çalışırken bizde ortaya koyduğumuz çizgilerde zorlamalar yaparak farklılaştırmaya çalışıyoruz. Bu sebeple organik materyaller kullanmak, renk farklılıkları kalıplı ürünler ile bu konuları aşmaya çalışıyoruz, paralel olarak maliyetlerimiz artıyor.
