Emrah Elçiboğa ile Gurbette Tiyatro Üzerine…

0
201

Rıfat Ilgaz’ın Onur Yazarı olduğu 1993 yılında TÜYAP Kitap Fuarı’nda düzenlenen bir panelde 80 darbesi sonrası Almanya’ya gitmek zorunda kalan Oya Baydar, eşi Aydın Engin ile Almanya’da yaşadıklarını ve yaptıklarını anlatmıştı. Baydar gurbette yazdıkları eserlerden bahsederken, Panelin diğer bir konuşmacısı olan Can Yücel, “Peki neden Almanca eser yazmadınız?” diye sormuştu. Üniversite 2. Sınıf öğrencisiydim. Bu panellerde bu önemli yazar ve şairlerle aynı ortamda nefes almak bile benim için büyüleyici idi. Türk edebiyatının dev şairi Can Yücel’in bu sorusu hep kafamda yer etti. Aradan yıllar geçti, AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte 80 darbesinde olduğu gibi hızlı olmadı ama yavaş yavaş, Türkiye’nin iyi sanatçıları bir şekilde yine ülkeden uzaklaştı. Hayatta kendisi ile sadece bir gün yüz yüze sohbet edebildiğim ama dijital dünya sayesinde gerçekten dost olduğum sevgili Emrah Elçiboğa da uzun süredir Almanya’da yaşıyor. Emrah arada gelip burada “Bir Ankara Polisiyesi Behzat Ç” dizisinde oynuyor. Emrah Elçiboğa Almanya’da da boş durmuyor,  Almanya’da müthiş işler yapıyor. Oyuncu Yönetmen Emrah Elçiboğa önce 2021 yılında yaşadığı Ravensburg şehrinde, Nazi karşıtı Beyaz Gül hareketinin simgesi Sophie Scholl’ü anlatan tiyatro oyununu yönetti. Emrah ve bir grup arkadaşı Stage isimli bir dernek kurdu. Derneğin amacı başta sahne sanatları olmak üzere farklı disiplinlerden sanatçıları izleyici ile buluşturmak, üretmek. Derneğin ilk gösterisi 8 Mart 2024’te gerçekleşecek. Gösteride canlı müzik, sahne oyunları ve uluslararası sanatçıların yer alıyor. Emrah ile bu gösteriyi ve gelecek planlarını konuştuk. Umarım siz de bu söyleşiyi keyifle okursunuz. Almanya’da Ravensburg’a yakın yaşayanlar da bu müthiş çok disiplinli sahne şovunu kaçırmasın derim. 

Tamer Durak: Stage gibi dernek kurma fikri nasıl doğdu? Kuruluş aşamasında neler yaşadınız? 

Emrah Elçiboğa: Öncelikle sana ve Reportare ekibine bir kez daha teşekkür ederim. Buradaki çalışmalarımla ilgili her zaman destek oldunuz ve insanları haberdar etmeye çalıştınız; hala da devam ediyorsunuz. Çokça görüp hiçce dillendirmeyenler arasında çok kıymetli bu benim için. Her tiyatro insanın istediği gibi ben de yıllardır bir sahnem olsun ve kendi projelerimi başkalarına bağlı kalmadan üretebileyim derdindeydim. Türkiye şartlarında elbette bu artık neredeyse imkansız. Buraya geldiğimde çalışmalarımı başkaları üzerinden gerçekleştirmeye başladıktan sonra yine aynı düşünceye döndüm. Bu sefer bir yabancı olarak burada “nasıl bir ortak paydada buluşuruz?” sorusunun cevabı önce din, dil, ırk, milliyet, cinsiyet ayrımı yapmadan bir kolektif sanat oluşumunu yani derneği kurmaktan sonra da bir sahneye sahip olmaktan geçtiğinde yatıyordu. Bu sebeple Almanya’da tanıştığım çalıştığım Alman sanatçıları bir araya getirerek internasyonal bir sanat derneği kurmaya ve burada yaşayan azınlıklar içindeki sanatla uğraşan insanları bir araya getirmeye karar verdik. Kuruluş aşamasında kendi coğrafyamdaki sanat yolunu ve yolculuğunu onlara aktarmak dışında pek bir zorluk olmadı. Şimdi onlar da sanatın bir hobi değil yürek işi olduğunu kavrıyorlar ☺ Kuruluş sonrası başladı asıl mücadele. Sahne kurmak Almanya’da bile sorun… Hatta 8 Martta büyük bir gösteriye hazırlanıyoruz sahne yok ama bir kiliseyi sahneye dönüştürerek sorunu hallediyoruz ☺  

Tamer Durak: Başka bir ülkede başka dillerde çalışmak seni nasıl etkiledi, hangi duygularını geliştirdi?

Emrah Elçiboğa: Elbette çok zor hala da zorlanıyorum ama sağ olsun eşim bu konuda mükemmel bir yardımcı, tercüman ve iş bitirici bir insan. Şu yaptıklarımın hepsinde o kadar büyük payı var ki bu payeyi ona vermeden geçmek gerçekten haksızlık olur. Tabi burada kendi coğrafyanın refleksleri, duyguları, pratikliği, işi algılama biçimini vs ortaya koyduğunuzda karşılıklı bir şaşkınlık hali oluyor. Siz olması gereken buymuş gibi hareket ederken karşınızda kocaman bir şaşkınlık beliriyor. Bunlar duygusuz mu robot mu diye aklınızdan geçirirken bambaşka bir yaşama biçiminin yansımasıyla karşı karşıya olduğunuzu hissediyorsunuz. İnandığım tek şey “sanatın dili, dini, milliyeti, ırkı yoktur” mottosundan yola çıkarak orta yolu bir şekilde buluyor, birbirinizi daha iyi anlıyorsunuz. Duygusal bağlamda bizim çok önde olduğumuzu söyleyebilirim netice olarak. Kendi duygularımın ve yaptıklarımdan emin olmanın sağlaması oldu bu süreç benim için. Zaten disiplinli olduğum için onların çalışma sistemine entegre olmam zor olmadı. Ben kendimde biraz daha soğukkanlı olmayı, olaylara başka türlü yaklaşma durumunu burada geliştirdim diyebilirim ama buradakiler de duygularını sahne üstüne ve dışında daha açık ifade edebilmeyi geliştirdiklerini gözlemleyebiliyorum. En azından benim temasta olduğum insanlar. 

Tamer Durak: Çok uluslu, çok disiplinli bir projede dil ve gelenek, disiplin farklarını, bariyerlerini nasıl yıkıyorsun? Sanatçılar böyle bir ortamda birbirleri ve izleyici ile nasıl bir bağ kuruyor? 

Emrah Elçiboğa: En önemli şey bilgi… Eğer senin işinde bilgili olduğunu, samimi olduğınu ve işini şevkle aşkla yaptıklarını gördüklerinde otomatikman bir güven duygusu oluyor karşı tarafta. Sonra yapmak istediklerini sanatın gerçek ilkeleri üzerinden gerçekleştirmeye başladığını gördüklerinde artık sen yabancı olmuyorsun onlar sen gibi olmaya çalışıyor. Dürüstlük ve eyleme geçmeye yönelik azim de çok etkili oluyor o bariyerlerin aşınmasında, kalkmasında… Artık oyuncular tamamen sana teslim oluyor ve yolundan yürümeye başlıyor. Birbirleri ile olan ilişkide asıl belirleyici unsur sen oluyorsun. Çünkü herkes biliyor ki topluluğun içinde eşitsizlik, huzur bozacak bir ortam olmayacak birbirlerine de öyle bakmaya öyle davranmaya başlıyorlar. İlk yaptığım projede 8 farklı ülkeden genç vardı ve tek bir sorun yaşamadık topluluk içinde. Ve bu daha sonra başkalarının da kulağına gidince artık çalışmak isteyen sayısı artarken tanımayanlar için çekince en minimum seviyeye düşüyor. Ve bu yaptığımız oyunların dinamiğine dolayısıyla seyirciye de yansıyor. Sahnede o teknikten kurtulup içindeki daha dışavurumcu bir oyunculuk sergileniyor ve daha önce o oyuncuları seyretmiş seyirci için de gerçek bir sürpriz oluyor. Aslında bir nevi o dördüncü duvarı başka türlü yıkıyoruz… 

Tamer Durak: Almanya’da daha önce Rike Reiniger’in Sophie Scholl oyununu yönettin. Neden böyle bir eser seçmiştin? Sophie Scholl izleyicide nasıl bir tat bıraktı?

Emrah Elçiboğa: Sevgili Rike’nin Name: Sophie Scholl oyunundan önce “Zigenuer Boxer” oyununu yaptım ve hala oynanıyor. Geçen Holokost haftası nedeniyle özel bir gösterimi oldu. Sophie Scholl zaten başlı başına ikon, kahraman olmuş bir tarihi karakter. Ama eser durumu başka türlü anlatıyor. Günümüzde hukuk fakültesinden mezun olmak isteyen ve adı Sophie Scholl olan bir üniversite öğrencisinin mezun olmasına ramak kala okulun profesörlerden birinin üstü kapalı rüşvet alma konusunda ifade verip vermemesi arasındaki çelişkiyi tarihi Sophie Scholl karakterinin hayatına inerek sahnede gösteriyoruz. Eğer ifade verirse mezun olamayacak vermezse gerçeği örtüp mezun olabilecek. Bu çelişki içinde insanın kendine olan sadakatini sorguluyoruz. Bilindik hikayeyi artık yüzlerce kere yapılmış Nazi Almanyası klişesinden kurtarıp günümüze taşıyoruz. Bir nevi sahnede sözümüzü esirgemeden söyleyip “Bizim yazdıklarımızı sizler de düşünüyorsunuz, sadece söylemeye cesaretiniz yok.” diyen Sophie Scholl’e saygı duruşu oluyor. Oyun hala oynuyor. 22 ve 23 Şubat’ta ölüm yıldönümünde sahnede olacağız. Bu arada oyunlar sahne imkanı bulduğunda şehirde kapalı gişe gidiyor ☺ 

Tamer Durak: Sophie Scholl’ü Türkiye’de de seyirciye sunmayı düşünür müsün?

Emrah Elçiboğa: Tabi ki çok da isterim ama Türkiye bunu ister mi onu bilemem ☺ 

Tamer Durak: Türkiye’de bir dizide rol alırken, bir yandan da Almanya’da tiyatro yönetme, hazırlama işlerini bir arada yürütmek nasıl bir duygu? İki ülkede tiyatro nasıl farklı algılanıyor?

Emrah Elçiboğa: Oyuncu olarak baktığımda çok heyecan verici bir serüven oluyor. Bir yerden aldığını diğer yere aktarmak, başka türlü nefes almak inanılmaz güzel… Ama iki çocuk babası olunca bazen yürek ağrısına sebep oluyor. Çocuklar için zor oluyor tabi. Ben görüntülü arayınca kıçlarını dönüp yüzleri asılınca işte orada ne işim var burada duygusu hasıl oluyor ama onlar da birkaç seneye kadar durumu idrak edecek yaşa gelecekler. İki ülke arasında en bariz fark bence tutku… Berliner Ensamble, Gorki Theater vb ekol yerleri dışında tutarsam kendi tecrübelerime dayanarak burada tiyatro bir mesai saatli meslek gibi oysa bizde çok tutkulu bir şey. Hem prodüksiyon hem de oyunculuk anlamında… Ve biz de tiyatro yapan çoğunluğun hayatla derdi var, ülkesinde ve dünyada olan bitene algıları açık hatta onları sahneye taşımak gibi dertleri var. Burada daha konformistler diyebilirim. Bir de biz daha fazla tekst okuyoruz ve kuramsal anlamda basılı eserlerimiz daha fazla ve kitap satışındaki tüm olanaksızlara rağmen hala dünyada çıkan kitapları dilimize çevirmek gibi bir çabamız var.  Ben buradan her yeni çıkan sanat ve tiyatro kitaplarını takip edip hala kütüphaneme katmaya çalışıyorum. 2 ayda bir sağolsun gelen giden dostlar yada kızkardeşim buraya kitap taşıyor. Misal ben bir başka Alman oyuncu arkadaşın evine gittim bir elin parmağı kadar tiyatro kitabı vardı. Hatta birine doğum günü için “Al Pacino” kitabı hediye edeyim dedim çevrilmemişti. Velhasıl bizde tiyatro yaşamla derdi olanların aşkla yaptığı bir iş. Tabi tiyatro yaparak değil tiyatro yoluyla para kazanmaya çalışan çakalları bunun dışında tutuyorum. ☺ 

TamerDurak: Hayatını, mesleğini başka bir ülkeye taşımak seni nasıl etkiledi? Çalışma biçimini sanatını nasıl etkiledi?

Emrah Elçiboğa: Başta buraya gelirken bambaşka bir kafada geldim ve uzun bir süre mesleğimi yapabileceğimi düşünmüyordum. Dil sorunu, yabancı olma durumu, başka disiplinler vs vs… Sonra kısa bir zaman sonra teklif onlardan geldi. Dediğim gibi Zeynep olmasa bunların hiçbirini yapamazdım hala da yapamam… Burada yol almaya başlayınca bu sefer Türkiyede artık bir şey yapamayacağım hissi baskın olmaya başladı. İş verilmemesi bir yana burada yaptıklarıma da sağır, dilsiz ve kör kalınması beni çok incitti. O yüzden sizlere başta söylediğim gibi çok minnettarım. Tabi burada tiyatroda çığır açan, yeni bir ekol olma yolunda çalışmalar performanslar yapıyorum demiyorum ama burada biri gerçekten tek başına ne buradaki derneklere, gruplara ne de başka bir kuruma sırtını dayamadan bir şeyler yapıyor ve saygı görüyor. Bunu başka yerlerde başka alanlarda yapan arkadaşlarıma ya da tanımasam bile bildiğim insanlara destek olmakta, takdir etmekte hiçbir zaman nekes olmadım. Çalışma biçimim ise buradakilerde biraz şaşkın yaratıyor tabi… Hem ortaya koyduğum oyunculuk ve reji çalışmalarında hem de kendi yapımından kaynaklanan bir enerji patlamasından dolayı. Ama alıştılar artık diye düşünüyorum. Çünkü aldığım eğitim ve ustalarımın farklı ekollerden olması şimdi anlıyorum ki benim için çok büyük bir avantaj. Hatta geçen gün Işıl (Kasapoğlu) hocayla bunun üzerine uzun uzadıya konuştuk. Buradan baş hocam Ahmet Levendoğlu’na, Işıl Kasapoğlu’na, Şahika Tekand’a, Haluk  Bilginer’e, Emre Koyuncuoğlu’na, Huraman Nevruzova’ya yakın zamanda kaybettiğimiz Sarper Özsan ve Fevziye İnal’a ve profesyonel hayatta çalıştığım tüm ustalara selam olsun… 

Emrah Elçiboğa Sinti Mahallesi’nde gençlerle dekor hazırlarken…

Tamer Durak: Son sorum biraz lise anket sorusu gibi. Stage! Derneği 8 Mart’tan sonra ne yapacak? Geleceğe dair planların neler? 

Emrah Elçiboğa: Öncelikle yerleşik 7 24 kullanacağımız bir sahnemizin olmasına çalışacağız. Keşke gurbette birlik diye bir şey olsa da kimseye bel bağlamadan böyle bir yeri dayanışmayla yapabilsek… Neyse…. Geleceğe dair masanın üstünde yapılmayı bekleyen “haydi desek” yarın provaya başlayacağım en az 6-  7 oyun var. Kendi adıma burada sergilenmesinden imtina edilen klasikleri yapmanın yanı sıra Türk oyun yazarlarını tanıtmak istiyorum. Özen Yula’nın “Dünyanın Ortasında Bir Yer” oyunu prömiyere 12 kala pandemi nedeniyle iptal oldu. Alman oyuncularla Almanca sahnelenecekti. Yine Savaş Dinçel ustanın “Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye” oyununu Almancaya çevirttim yine Alman oyuncularla sahnede olacak. Ve Türkiye’de işinin ehli, usta sanatçıları burada gerek workshoplar gerekse sahnede rol vererek Alman seyircisine tanıtmak istiyorum. Çünkü bizi burada sadece iş gücü olarak değil düş gücü olarak da ne kadar etkili olduğumuzu bilmelerini istiyorum. Belki böylelikle Almanyanın çeşitli bölgelerinde yıllardır atıl kalan bazı Türk tiyatro grupları da biraz kendilerine evrensel olma yolunda çeki düzen veririler. Dans, müzik, tiyatro atölyeleriyle yıllık düzenli eğitimler vererek kendi sanatçı havuzumuzu oluşturmak telaşında olacağız. Mutlaka Türk eğitmeler de olacak… Sonrasında festivaller düzenlemek…. Tiyatro, müzik, film gibi… Bununla ilgili enteresan fikirlerim var ama bunu oldu da okuyan birileri olur intihal olmasın diye sonrasında seninle konuşuruz. ☺ Burada herkesin sesi olmaya çalışan herkesin buluşma noktası olacak bir mekana sahip olup var gücümle çalışmak çocuklarıma bir şey bırakmak istiyorum…. PTTnin önünde Taksim’de buluşan genç Emrah burada Stage önünde buluşan bir topluluk yaratmak derdinde anlayacağın ☺ 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz