AKP iktidarı sanatçılara yönelik baskıyı her geçen gün artırıyor. Konser yasakları Cem Yılmaz, Tarkan, Gülşen, Sezen Aksu gibi popüler figürleri de hedef alıyor artık, Özellikle sezen Aksu meselesinde önce üst perdeden saldırdılar ardından bizzat Erdoğan geri adım attı. Neler oluyor?
Gündelik siyasal kesit içerisinden bakıldığında bir siyasi hegemonya zeminini belirli bir süre ve belirli bir dereceye kadar kurmuş olan iktidar odağının, günlük yaşamın içerisindeki kültürel pratikler alanında, siyasal hegemonyanın karşılığını çok da kuramadığını artık saptayabiliyoruz son zamanlarda. Şimdi karşımızdaki bu tuhaf manzara, siyasal iktidar olma halinin kültürel iktidar olmakla örtüşmediğini ve bu örtüşme koşullarının yirmi küsur yıllık bir siyasal iktidar dönemi boyunca da oluşturulamadığını ortaya koymuş oluyor. Kültürel hegemonya kurmak, siyasal hegemonya kadar kolay bir şey de değil. Bunun çok çeşitli nedenleri var elbette. Her şeyden önce kültürel hegemonya inşa edebilmek açısından zaman eksiği var. Kültürel alanda kendi görmek istediği, dünyayı, gerçeklik alanını ve o gerçeklik alanıyla tutunumlu insanları yaratması yirmi yılda filan olacak bir iş değil. Bu bir yönü. Bunu engelleyen asıl dinamik ise, yani var olan modern seküler denilebilecek kültürel alana nüfuz etme ve olabildiğince kendi yaşam dünyasının değerleri, anlayışları ve pratikleriyle örme meselesini zorlaştıracak bütün unsurlar İslami siyasallık içerisinde mevcuttur. Bir kere öncelikle bunun altını çizmek lazım. Geçmişteki devamlılıkları olan Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi gibi daha İslami ve koyu muhafazakâr tonları olan partiler açısından da kültürel baskınlığı kazanmak kolay olmayacaktı.

Ne gibi unsurlardan bahsediyoruz?
Siyasal İslam ideolojisinde mündemiç bazı yapısal unsurlar ve dinamikler var ki bunlar izin vermiyor kültürel hegemonya kurabilmelerine. Çünkü kültür enteresan bir şey. Yaşamın kültürel pratiklerle dokunması ve onun içerisinde de insanın kendi öznelliğini dokuması belirli bir özgürlük ya da serbestiyet hissiyatı ile mümkündür. İslami siyasallık, özgürlük nosyonu ile hem tarihsel hem de ontolojik olarak sorunlu ve gerilimli bir ideoloji. Her dinsel anlayışa olduğu gibi İslamiyet’te de insanın özgürleşmesi ya da özgürlüğü, bir meydan okumadır esasen. Yani serbestiyeti en dar anlamıyla alan ve birçok yönden kısıtlayan bir ideolojik alan bu. Biat ve takıyye gibi iki önemli ideolojik unsurdan söz ediyoruz bu noktada elbette.
“İSLAMİ SİYASALLIĞIN POPÜLER KÜLTÜR FİGÜRLERİYLE ALIP VEREMEDİĞİ VAR”
Biat ve takıyye kültürü, siyasal İslamcılığın ya da sizin ifadenizle İslamcı siyasallığın kültürel hegemonya kurması açısından nasıl bir açmaz yaratıyor?
“Kültürel alan modernist ve sekülerdir; AKP dindar olması nedeniyle kendi dindar siyasallığına koşut bir kültürel üretimle buraya nüfuz edemedi” şeklinde yapılan yorumları yetersiz buluyorum. Bu, epey yüzeysel bir okuma olur. Bu okumayı da kapsayan ama insan öznelliğinin kurucu unsurlarını içeren başka bir açıdan bakmamız gerekiyor meseleye. Biat ve takıyye kültürlerinin bu İslami siyasallıktaki ve kültürel alanda nüfuz ederek hem kültürel hem siyasal alanda temel dinamikler olmasının yarattığı sonuçları gözden geçirmek gerekiyor.
Şimdi bizim içinde yaşadığımız kültürel alan, sekülerlik tartışmalarını filan bir yana bırakalım, aslında kapitalizmin bayağı somut kurduğu, denetlediği ve bizim onun içerisinde artık kendiliğimizden iş gördüğümüz yani sermaye sınıfı lehine bir kültürel ideolojik alanın yeniden üretimindeki emeği de bizim verdiğimiz ve üstüne üstlük bundan da hoşnut olduğumuz bir kültürel yaşam alanıdır. Bu yaşam alanının kendisi ta Frankfurt Okulu’ndan beri söylendiği şekliyle, insanların gerçekte kapitalist üretim ilişkilerinde sahip olmadıkları özgürlüğü yaşatıyor gibi yapmaktadır. Göreli modern köleliğin bir tür özgürlük duygusuyla yaşanabilmesi için söz konusu kapitalizmin kültürel alanının kültür endüstrisi dolayımıyla çok güçlü biçimde kontrol altında tutulup domine edildiğini biliyoruz. Öteden beri bu mevzuyu gayet yerinde düşünmüş Adorno gibi, Horkheimer gibi düşünürlerin söylediği üzere biz aslında bir biçimiyle kendi kölelik ilişkilerimizi de özgürmüş gibi yaşıyoruz. Yani burada kapitalizmin, kültürel alanının yarattığı en temel yanılsamadan hareketle kültürel hegemonya meselesine bakmak lazım.
İnsan kendini özgür hissederse özne olarak kendi varlığını devam ettirmek için bir güç ve neden ya da anlam bulacağı için, toplumsal öznellik açısından en temel yanılsama budur. Şimdi İslami ideolojinin kültürel alanında biat var. Koşulsuz olarak, hiç sorgulamaksızın dinsel otoriteye ve onunla bağlantılı toplumsal figürlere ve onun siyasal görünümlerine boyun eğmek var. Yani burada hiçbir sorgulama, hiçbir itiraz noktası bırakmayan bir ilişki biçimini taşıyor. İkincisi takıyye var; kendini gizlemek, kendini olduğu gibi ortaya koymamak,”-mış gibi yapmak” var. Biat ve takıyyenin çeşitli boyutlarından yola çıkarak bir kültürel mühendislik yapmaya kalkıştığınızda, yapamazsınız. Çünkü insanların elinde kalan tek şey olan bu yanılsamayı, özgür olmadığı toplumsal ilişkilere ve kültürel pratiklere özgürmüş gibi dahil olma yanılsamasını elinden almaya çalışmaktır bu. Kapitalizm içerisinde kendi var oluşunun anlamlı görebilmek ve sürdürebilmek için siyasal kültürel yaşam alanın sunduğu özgürlük, özerklik, serbestlik, bağımsızlık duyumsamalarının yanılsamaları, bu yanılsamaların sermaye sınıfının çıkarı lehine yaşamın içerisinde devam ettirilmelidir. Böylelikle üretilen sözde özgür insan figüründen hareketle bir sömürü biçimi, dolayımlılığı gittikçe artarak kendini yeniden üretebilir.
Yani kapitalizm bize seçim yaptırıyor. Hangi müzisyeni dinleyeceğimizi, kimin konserine gideceğimizi, hangi filmi izleyeceğimizi, hangi dergiyi okuyacağımızı, hangi şairin şiir kitabını alacağımızı filan güya kendimiz belirlemiş oluyoruz. Bu, hiç kuşkusuz, sözde belirlemedir. Ama hakiki belirlemenin ve hakiki iradenin varlığı duyumsamasını ortaya çıkarmaktadır. Biat ve takıyye kültürünün hükmettiği bir alandan, yanılsamalı özgürlük duyumsamasının ve bilincinin yerleşik olduğu bir alana meydan okuduğunuzda, o mevziiyi kazanma imkânınız olamaz. Dolayısıyla yanılsamalı özgürlükler alanını tarihsel olarak başarılı biçimde inşa eden liberal ideolojiyle asgari düzeyde eklemlenmemiş bir İslami ideoloji, kültürel alanda yol alamaz, alamamıştır.
