Çiler Dursun: Kültürel Hegemonya Kurmak, Siyasi Hegemonya Kadar Kolay Değil

0
490

“AKP, SEKÜLER SANATÇILARA RÖVANŞİST YAKLAŞTI”

AKP iktidarının başlarında farklı bir yaklaşım vardı, son yıllarda baskı daha da arttı. Strateji mi değiştirdiler?

Birkaç ve birbiriyle ilişkili strateji izledi. Bunlardan bir kısmı mevcut seküler popüler kültürel alandaki yaratıcı ve üretici figürleri, sanatçılara yönelikti; bir kısmı kendi cenahından olan kültürel figürlere yönelikti; üçüncü ayağı da doğrudan doğruya bu kültürel alanın içindeki halk kesimlerine yönelikti. Birinci tarafa yönelik olarak yok sayma, dışlama, değersizleştirme ya da itibarsızlaştırma, baskı ve tehdit gibi birçok negatif ve rövanşist harekette bulunuldu. İkinci tarafa yönelik olarak öne çıkararak tanıma verme, dâhil etme, kıymetlendirme ve itibar kazandırma, himayeci ilişkiler kurma gibi pozitif aksiyonlar aldılar.

İslami siyasallığın Türkiye’deki popüler kültür alanı içerisinde bilinen bazı isimlerle bir alıp veremediği olduğu ortaya çıktı. Yalnız bu bazı sol liberallerin iddia ettiği gibi AKP’deki sonradan değişmeye başlama ile ilgili değildir; siyasal, ideolojik ve kültürel gerçeklik alanlarında esasen aslına rücu etti AKP. Bu da kökensel olarak otoriter ve totaliter bir ideolojik yapıdan türemiş olmasından.  Bunun böyle olacağı da 20 yıl önceden çok belliydi. Popüler kültürel alan içerisinde bir rahatsızlık yaşayacakları son derece görünen bir şeydi. Çünkü Kemalizm’in Cumhuriyet sonrasında yaratmaya çalıştığı bir kültürel hegemonya alanı var. Yeni kurulan cumhuriyete uygun bir kültürel alan. Hatırlayın, klasikler çevriliyor Hasan Ali Yücel zamanında; Batı’nın kültürel alanındaki estetik değeri yüksek olan eserleriyle karşılaşma yaşansın isteniyor.  Bu çaba müzik anlamında edebiyat anlamında, felsefe anlamında, düşünce anlamında, eğitim müfredatlarında filan uzun bir zaman boyunca sürdürülüyor. Sağ hükümetlerle biraz tavsıyor ve başka bir boyuta da geçiyor ama yeni kültürel ürünlerle ve içeriklerle dokuma oluşuyor. Buna dokuma diyorum ben. Kültürü bir dokuma olarak gördüğüm için “texture” anlamında “dokuma” ifadesini tercih ediyorum, doku oluşturma gibi.

Sonradan gelen sağ iktidarlar ise kültürün daha popüler alandaki karşılıklarıyla ilgilendiler. Toplumun değişik katmanlarından insanların gündelik yaşamındaki dertlerini karşılayan bir yön tuttular; onların dertleriyle hemhâl olan içerikler ortaya çıkmaya başladı. Arabesk böyle bir şeydi mesela. Orada köyden kente göç eden insanlar gerçeklik alanlarıyla bağ kurdu.

Arabeskle ilginç bir noktaya geldi konu. Arabeskin de baskı altına alındığı bir dönem var. TRT çıkamıyorlar mesela. Bugün yaşanan baskı ve sindirmeyle benzer bir şey miydi o?

Bu şöyle bir şey: Devletin kendisi çelişkili bir yapı. Yani bir yandan sermaye sınıfının elbette ki yerine getiricisi ama bir yandan da geniş emekçi sınıflarının istekleri ve talepleri doğrultusunda sistem içerisinde kontrollü bir uzlaşı sağlayıcısı olması ve bu emekçi sınıfları kontrol altında tutması gerekiyor. Dolayısıyla burada Kemalizm, kültürel alana dâhil ettiği o nispeten seçkinci denilen ya da üst estetik beğenileri ile şekillenen alanda “bayağı” ve “yavan” buldukları türlerle halkın buluşmasını desteklemedikleri bir döneme hükmetti. Sonra vasatın ve bayağının yasaklanmasından vazgeçildi. Dışlama yerine içine dâhil etme mantığı kültürel pratikler alanına hâkim oldu. Her şeye ve her beğeniye yer açıldı. Burada askeri nizamla ele alınabilecek, kolayca şekillendirilebilecek bir yapıdan bahsetmiyoruz. Sermaye sınıfı genel olarak toplumsal yaşam alanındaki kabul edilebilir ile edilemez olan arasındaki ayrımın bütün parametrelerini koyar. Bu parametreler dâhilinde insanlar üretimi, yorumlamayı ve beğeniyi üstlenir. Devlet de “neye, ne tarafa doğru, ne kadar yön vereceğiz” filan diye bakar. Devlet bu anlamıyla operasyonel bir ortam. AKP iktidarı da bunu kullanmak istedi ama kültürel hegemonya tesisi açısından, beceremedi.