A’dan Z’ye Memleket: Pandora’nın Kutusu

0
87

Pandora’nın kutusu, Antik Yunan efsanelerinde geçen ve içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan sihirli kutudur. Efsaneye göre Prometheus, Hephaistos’tan ateşi gizlice çalmış ve insanlığa vermiştir.

Bu duruma çok öfkelenen Zeus, Prometheus’u o zamanlar kimsenin yaşamadığı Kafkas Dağları’nda zincire vurur. Yanına da bir kartal bırakır. Bu kartal her gün Prometheus’un ciğerini yer ve her seferinde Prometheus’un ciğeri tekrar oluşur. Bu şekilde Prometheus’a işkence edilir. Prometheus, Herkül tarafından kurtarılır. Zeus bu duruma bir şey demez ancak zincir halkalarının Prometheus’un ayağında kalmasını sağlar. Böylece Prometheus sonsuza kadar cezalandırılmış olur.

Zeus insanlardan da intikam almak ister. Bu yüzden Hephaistos’a emir vererek balçıktan bir kadın figürü yapmasını ister ve ardından Pandora’yı yaratır. Pandora Antik Yunan’da ilk kadın olarak kabul edilir (İslamiyet ve Hıristiyanlıkta geçen Havva gibi) Zeus, tanrıçalar gibi güzel olan Pandora’yı, Prometheus’un ikizi olan Epimetheus’a bir kutuyla gönderir. Kapıyı çalan Pandora’nın güzelliğinden büyülenmiş olan Epimetheus, onu evine alır ve ertesi gün onunla evlenir. Söz konusu kutuyu açmasını Pandora’nın kulağına fısıldayan Zeus’un, artık insanlıktan intikam alma zamanı gelmiştir. Zeus sayesinde kutuyu (Pandora’nın kutusunu) açan Pandora, insanlık arasına mutsuzluğu salıvermiştir. Böylece kötülükler dünyaya ve insanlığa yayılmıştır.

Efsaneler, insan hikâyeleridir, ateş ise bilgidir

Efsanelerdeki karakterler öyle gelişigüzel anlatılmış değil. Hepsi insanın hikâyesi üzerine kurulmuş. Örneğin Zeus’u döneminize uygun en baskın güç ile özdeş tanımlayabilirsiniz. Prometheus’u insanlara zulmeden bu güce karşı mücadele eden biriyle, devrimcilerle, aktivistlerle özdeş görebilirsiniz. Bu hikâyede ateş bilgiyi temsil eder. Yani insanlığa ışık tutan, yolunu aydınlatan, vahşi doğaya karşı korunmasını sağlayan, aletler, icatlar yapmasına imkân sağlayan bir araç…

Neden intikam?

Zeus’un ateşin çalınıp, insanlığa verilmesine bu kadar sinirlenmesini anlamak için kendisini tanrı görenlerin ne yapmak istediklerine iyi bakmak lazım. Tanrılar, narsistler, egolular, faşist diktatörler, zorbalar ya da bunları var eden sistemler bilginin kendi kontrollerinde olmasını isterler. Çünkü bilgi güçtür ve bu gücü kendilerinden aşağı gördüklerine, yönettiklerine, sömürdüklerine vermek istemezler. Yönettikleri, sömürdükleri, aşağıladıkları ne kadar bilgisiz olurlarsa o kadar kolay idare edilebilir, kullanışlı olurlar zira.

Ezik midir insan?

Mitolojideki Pandora hikâyesine bakmak da birazdan anlatacaklarıma ışık olacaktır. Prometheus’un ateşi çalması, cezalandırılması Zeus’un öfke ateşini söndürmez. Ateşi çalandan alıp kabul eden insanlık da “kabul ettiği için” cezalandırılmalıdır. Ne demeliydi insan? “Ay procuğum çok sağ ol ama bu tanrıya ait, biz zavallı aşağılık insan takımı ateşi ne yapacak, geri götür bunu” mu demeliydi? Evet, tanrıların, egoluların, narsistlerin faşist diktatörlerin, sömürgecilerin istedikleri cümleler tam da böyledir. Kendisini aşağı gören, bilgiyi kabul etmeyen, cehaletten mutlu aptallar sürüsü…

Kurnaz tanrılar, egolular, narsistler sömürgeciler, faşist diktatörler insanı cezalandırmak için yine insanı kullanırlar. Balçıktan çamurdan insanlar yaratıp, onları yapay ve görüntüde güzel hale getirip eline kötülükler kutusunu tutuştururlar. Sonra kulaklarına “aç kutuyu” diye fısıldarlar. Kutuyu açan insandır, kötülüğün yayılmasına sebep insandır. Böylece kötülüğün sahibi de insandır sözde. Ona kutuyu veren, kutuyu açmasını fısıldayan tanrıların, egoluların, narsistlerin sömürgecilerin, faşist diktatörlerin bunda ne suçu vardır?

İnsanlar birbirlerini suçlarken ve birbirleriyle savaşırken kimse bu kötülüklerin, savaşların asıl sorumlusunu bilmez. Belki tanrılar ateşi insanlığın elinden yeniden ele geçirmiş, belki ateşi küllendirmişlerdir! Kim bilir?

Patili Dostlara İşkence Ediliyor

Bu yazının başlığını “patili dostlar” koymak ve geçenlerde izlediğim büyük kötülüğü anlatmak istedim. Üzerine düşünürken, hep yaptığım gibi “neden” “ama neden” sorularını art arda sordum. Geldiğim noktada neyi ve kimi suçlayacağımı şaşırmazsam doğru analizi yapabilirim dedim.

16 Nisan 2024 Salı günü Halk Tv’de Şule Aydın ile Kayda Geçsin programını izledim. Programın sonunda çocukların uyuduğu saatleri bekleyerek bir haber dosyası sundular. “Kedilerin bacakları büyü için mi kesiliyor” diye başlayan dosyada anlatılanlar tüyler ürpertici, korku filmlerine bile konu edilemeyecek kadar korkunçtu. Dinlediklerim bir yandan da kaygı vericiydi. İnsan ister istemez nereye gidiyoruz diye düşünmekten alamıyor kendini.

Çocukken okuduğum kitaplar, yazarlar, bilim insanları bana umut verir, insanlığın hep ilerleyeceğini, uygarlığın insanın mutluluğunu sağlayacağını düşünürdüm. Düşünürdüm değil aslında, bilirdim. Başka türlüsü mümkün müydü? İnsanın aklı vardı ve akıllı birisi kendi yaşadığı dünyayı kirletmez, bindiği dalı kesmez, kötülüğü değil iyiliği yaymaya çalışırdı. Ki bu bildiğiniz kelebek etkisiydi. Her yaptığımız yayılır ve mutlaka bize dokunurdu. İnsan bu kadar aptal olamazdı…

İnsan aptal değildi ama aptallaştırılabilirdi. Büyü diye bir şeyin olabileceğine hâlâ ve bu bilim çağında nasıl inanılabilirdi? Hadi büyüden medet umar duruma düşürülmüştü diyelim, bir başka canlının bacaklarını keserek, ona işkence ederek, onun acısı ile kendisini kurtarabileceğini nasıl umabilir, nasıl düşünebilirdi? Bu kadar aptallık cahile bile çoktu.

Sadece büyü için mi? Zevk için kedi köpek öldüren Telegram gruplarından, bu gruplardaki korkunç videolardan, bu gruplarda kötülük videoları için yarışan 16-22 yaş aralığındaki çocukların binlerce olduğundan söz ediliyordu. Evet evet, iktidar aleyhine bir paylaşım yaptığınızda sizi evinizde nokta atışı ile bulan, hemen gözaltına alıp tutuklayan devlet, binlerce el ezeri bulmuyor, rahat rahat paylaşım yapabiliyorlar, büyü siteleri açıp para kazanabiliyorlardı. Öyleyse onlara bu rahatlığı verenlerin bir bildiği olmalıydı…

Karanlığın Kötülüğü

Bu kötülük Pandora ile yayılmadı bu insanlara. Bu insanlar Pandora’nın kutusu açıldığı için bu kadar aptal ve kötü olmadılar. Bu kötülük insana bir efsaneden sirayet etmedi. Bu efsane tarihi bir gerçeği ifade ediyordu. “Gücü ele geçiren insanlar kötülüğün de sahibiydiler” ve “kötülüğü bile isteye öğretiyorlardı…”

İnsanlara, kötülük öğretildi evet. Çünkü bilinci koşullar belirliyor ve koşulları da yeryüzünün tanrıları (kapitalist patronlar), egolular, narsistler, sömürgeciler ve faşist diktatörler belirliyordu. Ateşi insanlardan saklıyorlar, ateşi elde eden bilim insanlarını, ateşi çalan devrimcileri, aktivistleri cezalandırıyorlardı ki insanlık ateş ile aydınlanmasın, karanlıkta kalsın.

Çünkü karanlıkta yolunuzu bulamazsınız, karanlıkta kimse kimseyi tanıyamaz, karanlıkta gerçeği göremezsiniz. Karanlıkta sizi gölgeler yönetir. Karanlıkta savaşmak daha kolaydır çünkü karanlıkta savaştığınızın bir insan olduğunu, belki size gülümsediğini göremezsiniz. Belki çocuğunu emziren bir anne, belki babasını iyileştiren bir evlat olduğunu göremezsiniz. Ya da su kanalları açan, buğday yetiştiren bir çiftçi, elma fidanı diken bir genç… Karanlıkta iyiliği göremezsiniz.

Ne yapmalı?

Eğer bataklığın olduğu yerde sinek avlayacaksak ateşten bihaber herkesi öldürelim. Bu kedi-köpek kesenlerin, katledenlerin hepsini yok edelim! Çözüm buysa yapalım. Öfkemizi kusalım böylece. Kıstıralım bir tenhada kediye yaptıkları gibi tekmeleyerek öldürelim. Hatta kollarını bacaklarını keselim biz de onların. Acı çekmek neymiş görsünler!

Büyük ihtimal ki onlar da kendilerinden güçsüz olduğu, kendilerine mukavemet gösteremeyecekleri canlıları katlediyorlar. Bir aslan ya da kaplanı tekmelemiyorlar neticede. Biz de onlara benzeyebiliriz. Ama bizim ulvi bir amacımız var. Biz masum olanı değil kötü olanı cezalandırıyoruz değil mi? Değil! Hz. İsa’nın dediği gibi “ilk taşı günahsız olanınız atsın.” Bizi yaratan koşulları değiştirmedikçe, bataklığı kurutmadıkça sivrisinekler hep etrafımızda olacak ve bize zarar verecek. “E hocam devrim yapmayı mı bekleyeceğiz” dediğinizi duyar gibiyim. Ben yakın bir zamanda bunun mümkün olduğuna inanmıyorken size nasıl “bekleyin” diyeyim?

Belki kendi küçük devrimlerimizi yapabiliriz. Örneğin etkili bir hayvan hakları yasası çıkartabilirsek, bu kötülükleri yapanları biraz olsun caydırabilir, caymayanları hapsederek toplumu onlardan koruyabilir, psikiyatrik olarak hasta olanları hastanelere yatırıp iyileştirebiliriz.

Bunu yaparsak devrim yapmış sayılırız. Bunu yapmak için de asıl sorumlulara, tanrılara, egolulara, narsistlere, faşist diktatörlere, toplumu sömürenlere karşı birlikte hareket etmemiz gerekir. Bunun için Prometheus gibi kararlı davranarak ateşi çalmamız, topluma yaymamız gerekir.

Daha iyi bir dünya için patili dostlar…

Sosyal medyada çok sık görüyorum ve çok hoşuma gidiyor. Kedileriyle oynayan çocuklar, patilerini sevenler, onlarla dostluklarını anlatanlar, köpekleriyle iyileşen hastalar… Hayat neşesini hayvanlarda, patili dostlarında bulanların hikâyeleri… Bu muhteşem görüntüler ne kadar yayılırsa, iyilik de o kadar yayılacak bence. Çocuklarınızı hayvanlarla büyütün. Patili dostlarımız onlara sevmeyi, kararlılığı, düzenli yaşamayı, doğanın dinamiğini ve iyilik yapmayı öğretecek. Onlara bir patiye dokunmanın, o yumuşaklığı hissetmenin huzurunun kötücül hazdan daha değerli olduğunu öğretecek…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz