Gülümse Hadi Gülümse

“Çok güzel söylüyor değil mi?”

“Evet. Gülümse hadi gülümse, bulutlar gitsin…”

“Gülemiyoruz ama böylesi bir dünyada.”

“Belki de bunun için söylemiştir. Gülümsetmek istemiştir.”

“Sezen’in tüm şarkılarını beğenirim.”

“Ben de. Hele bu şarkı…”

“Sözler kime ait biliyor musun?”

“Hayır bilmiyorum. Ama çok çarpıcı.”

“Bir kedim bile yok anlıyor musun?”

“Benim de yok! Belki de olamayacak…”

Merak etmemek elde değil. Birkaç gün boyunca soruyorum soruşturuyorum ama sözlerin kime ait olduğunu bilen eden yok.

Aradan birkaç hafta daha geçiyor, konu gündemimden neredeyse çıkmış. Kürt bir arkadaşım var. Üniversite sıralarını beraber yaşadık. Oturmuş, üniversite bahçesinde oradan buradan konuşuyoruz. Nasıl olduysa işte konu dönüp dolaşıp bu şarkıya geliyor. Sezen çok revaçta bugünlerde…

“Abi amma popüler oldu gerçekten.”

“Ya. Sezen hep takip edilir ama bu sefer vurdu.”

“Biliyor musun bu son kasetteki Gülümse şarkısı bir Kürt şaire ait.”

“Yapma ya!”

“Hiç aklına gelmezdi değil mi?”

“Mümkün değil… Ben de kim yazdı bu sözleri diye merak edip duruyordum.”

“Kemal Burkay’ın şiiri bu.”

“O kim?”

“Bak sen de bilmiyorsun. Ne güzel değil mi, düzen çalışıyor.”

“Abi nesi güzel, bilmediğim için üzüldüm.”

“Sözler Kürt bir şaire ait olunca böyle işte. Bu ülkede bilinmez, duyulmaz olursun.”

“Ya yapma. Yalnızca Kürt konusu değil ki yaşadığımız bu sorunların kökeni. Bu ülkede kimler yok sayılmadı, örselendi. Sınıfsal bu işler, ekonomi politik.”

“Tabi tabi. Külahıma anlat.”

“Ya söylesene kim bu şair?”

“Yalnızca şair değil o, yazar, siyasetçi. Bildiğin solcu. Eh hem Kürt hem solcu, dolayısıyla yok, adı bile yok. Nice yoklar gibi yok. Üstelik biliyor musun, o şarkının sözlerinde bir satır eksik. Kemal Burkay’ın şiirinde var olan bir satır şarkı sözü haline dönüştürülürken çıkarılmış.”

“Hadi canım. Ne alaka?”

“Evet. Çünkü o satırı çıkarırsan şarkının tüm anlamı değişir. Piyasa şarkısı olur, bir aşk şarkısı gibi olur. Eklersen de bir toplum duruşun oluşur, farkındalığın olur.”

“O satırı biliyor musun?”

“Ben kürdüm. Bilmez miyiz? Söyleyince sen de şaşacaksın… İşçiler iyi çalışsın, gülümse.”

“Ama bu şarkının işçilerle ne alakası var?”

“Şiir aslında başka dertler için yazılmış ama satır işçilerle ilgili olunca çıkarılmış. Bak sen de dinlerken bir aşk şarkısı gibi dinliyorsun, kavuşamamışların duyguları olarak yorumluyorsun.”

“Neden yapmışlar ki bunu?”

“Saf mısın birader. Şiir bir karşı duruş, bir eleştiri diyorum. Şair solcu. Üstüne üstlük Kürt.”

“Şarkıyı hazırlayanlar korkmuştur diyorsun yani?”

“Bilmem, belki de onları yönlendirmişlerdir.”

“Bu kadar da olur mu?”

“Safmışsın gerçekten.”

İletişim alanında çalışan genç bir akademisyen için iyi bir tokat olmuştu. Üstelik kelimelerin, söylemlerin kitle iletişimi alanında neden, hangi amaçlarla üretildiğini, hangi işe yaradığını, “araçlara sahip olanların düşüncelere de sahip olduğunu” bilen biri olarak bu kadar bariz bir konuyu böylesi gözden kaçırmış olmak üzmedi değil.

Bunu not almalıyım. Gelecekte çıkarmayı planladığım kitabımda iyi bir yer bulur.

Hatta bazı şeyleri de tüm ayrıntılarıyla yazmakta yarar var. Dinlediğimiz tüm şarkıların, izlediğimiz tüm filmlerin, okuduğumuz her şeyin, yolda yürürken gördüğümüz tanıtım panolarındaki reklamların, nesnelerin evet tüm nesnelerin aslında bir ideoloji içerdiğini, egemen sınıfın ideolojisini sattığını, onların çıkarlarına göre düzenlendiğini anlatmalıyım. Toplumsal düzende egemen düşüncelerin bu yollarla üretildiğini, iletişimin egemenlik amacı içeren bir eylem olduğundan bahsetmeliyim.

Kitle iletişim düzeninde maruz kalınan tüm iletişim içeriklerinin egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini, yaşadıkları bu hayatlara da iletişim yoluyla ve bilinçlerinin ele geçirilişiyle mahkum olduklarını söylemeliyim onlara.

Okullarda, din kurumlarında, medyada, filmlerde, romanlarda, sivil toplum kurumlarında, şarkıların sözlerinde, sanat içeriklerinde, tanık oldukları ne varsa ama ne varsa hepsinde maruz kaldıkları iletişimin aslında bilinçlerini ele geçiren, yaşadıkları hayatlara onları mahkum kılan bir eylem olduğunu bilmeliler.

Bunları bilerek bakmalılar olan bitene, hayata…

Gülümsemeliler. Ama bu sefer gerçekten, neyin ne olduğunu bilerek. Kendilerine bunu yapanlara…

Kapak Görseli: Davide Ragusa/Unsplash

Benzer İçerikler
Devamı

Kalbimde Kara Bir Delik Var

Karadeniz’de dağlar denize paralel, rüzgâr kıyıya sert iner. Rüzgârın kıyılara sert indiği bir sonbahar gününde komşumuzun oğlunun nişanı vardı.…
Devamı

Ne Efendinin Ne Kölenin Ahlâkı!

Ahlakın bozulduğu yerde her şey bozulur! Çok mu iddialı? Şimdi ahlâk nedir, kime göre, neye göre konularına girip…
Devamı

Zeze hâlâ yoksul, dünya hâlâ harap

Bilmiyorum belki içinizde okuyanlar mutlaka vardır ama José Mauro De Vasconcelos’un Şeker Portakalı, üzerine tekrar düşünülmesi ve mutlaka…

Reportare, dünyada ve Türkiye’de yaşanan sosyal, çevresel, ekonomik ve siyasal olayları analiz eden, bu alanlarda farklı görüşlere sahip programcı ve konukları ile yaşanan sorunlara yapıcı çözümler sunmayı amaçlayan tam bağımsız bir ortak yayın inisiyatifidir.

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli içerikler sunabilmek için desteğinize ihtiyacımız var. Youtube KATIL botunu üzerinden bize katkıda bulunabilirsiniz.

KATIL