Hafızamıza Güvenelim mi?

Beynimiz neden böyle?! Hatırladığımız şeyler neden hatırladığımız gibi değil?! Geçmişte yaşadığımız bir olayı gözümüzde canlandıralım. Mesela lisede hoşlandığımız kızın doğum günü partisinde ne giydiğimizi düşünmeye çalışalım. Sonra o güne ait fotoğraflara bakalım. Aynı mı? Bir film repliğini hatırlıyorsunuz ancak filmi izlediğinizde filmde o hatırladığınız repliğin hiç geçmediğine tanık oluyorsunuz. Aklımızı mı yitiriyoruz? Daha da önemlisi neredeyse emin olduğumuz hiç yaşanmamış anılar başka insanlar tarafından da aynı şekilde hatırlanıyor. Örneğin Monopoly logosundaki adamın gözündeki tek mercekli gözlük hepimizin bildiği bir ayrıntı ama aslında Monopoly adamın gözünde mercek yok ve hiç olmadı veya Hugo ve Tolga Abi’de küfür eden çocuğu izlediğimizi hatırlıyoruz ama öyle bir olay da hiç yaşanmadı. Volkswagen logosunu gözümüzde canlandırdığımızda “V” ve “W” birleşik değil mi? Değil arkadaşlar, değil.

Monopoly adamın gözünde hiç bir zaman tek mercekli gözlük olmadı…

Google’a yazacağınız “Mandela Etkisi” ile yukarıda bahsettiğim onlarca örneği görselleriyle görebilirsiniz. Mandela etkisi kitlesel bir yanılsamayı açıklamaya çalışan bir kavram. Bir grup insanın aynı yanlışı aynı şekilde hatırlamasını anlatmaya çalışıyor. Adını Nelson Mandela’nın 80’lerde hapisteyken ölmesinden esinlenerek alıyor. Ancak Nelson Mandela 80’lerde hapiste ölmedi. Hatta rahmetlinin ölüm tarihi 2013. Ancak birçok insan Nelson Mandela’nın 1980’li yıllarda öldüğünü düşünüyor. Hatta işi ileri götürüp cenazesini izlediğini iddia edenler var. Yeni Zelanda’nın Avustralya’da olduğu iddiası gibi… Kısacası emin olduğumuz yanlışlar yüzünden iddia kaybettiğimizde hatırlamamız gereken bir etki. Youtube fenomenleri tarafından oldukça keyifli videolarla anlatılan “Mandela Etkisi”, meraklısı için geniş bir konu ama sizlerle paylaşmak istediğim asıl konu hafızamızın nasıl şekillendiği.

Ben hafızama hiç güvenmiyorum. Gerek iş hayatımda gerekse sosyal yaşantımda önemli noktaları not almaya çalışıyorum. Bir film veya kitap önerdiğinizde hızlıca telefonuma davranmam bundandır. Çünkü anılarımız anlatım şekilleri ve çevresel faktörlere göre değişiyor. Ortam ve durumun dinamikleri anılarımızın yönünü değiştirebiliyor. Bununla alakalı Amerikalı bilişsel psikolog Elizabeth Fishman Loftus’un oldukça ilginç bir çalışması mevcut. Dil manipülasyonu ile anıların şekillendirilebileceğini düşünen Loftus ve ekibi araba kazaları hakkında farklı videoları 45 kişilik bir hedef gruba izletmişlerdi. Kazalar 20 mil, 30 mil ve 40 mil hızla gerçekleşiyordu ancak katılımcılara sorulan cümleler sorunun sorulma şekli açısından farklıydı. Bazılarına “arabaların çarptıklarında ne kadar hızlı oldukları” bazılarına “arabaların şiddetle çarptıklarında ne kadar hızlı oldukları” bazılarına “arabaların darbe aldıklarında ne kadar hızlı oldukları” sorulmuştu. İngilizcede çarpmak anlamına gelen “crush” ve şiddetle çarpmak-ezmek anlamına gelen “smash” kelimelerinin seçilmesiyle farklı formatlara bürünen sorular sonucunda katılımcıların cevapları incelendi. Rasyonel olarak düşük hızla çarpanın düşük bir hız tahmini yapması beklenirken kelime kalıplarının etkisiyle katılımcılar soru sorulurken kullanılan sözcüklerin şiddetine paralel cevaplar vermişlerdi. Hatta videoda cam kırıkları olmamasına rağmen “şiddetli kaza” vurgusuyla soru sorulan katılımcıların cam kırıklarını gördüklerini belirttikleri olmuştu.

Yine Loftus ve ekibi tarafından yapılan “Alışveriş Merkezinde Kayıp” deneyi sahte anılar yaratılabileceğini destekleyen bulgular tespit edilmesine sebep olmuştur. Bu deneyde doğruluğu bilinen birçok anının yanına gerçekte yaşanmamış bir anı eklenmiş ve bunun üzerine sorular sorulmuştur. Alışveriş merkezinde kaybolmamış bir çocuğun anıyı yaşamış gibi anlatması ya da ailesinin bunu destekleyici olay örgüleri oluşturması sahte anıların da oluşabileceğine dair düşünceleri desteklemiştir.

Beynimiz küçük noktalar arasındaki boşlukları doldurma eğiliminde. Her ne kadar bir günümüzü bile eksiksiz anlatabilecek kadar güçlü hafızalara sahip olmasak da gerçek bilgiyi korumak için şüpheci yaklaşmalıyız. Bilginin kaynağını, bilginin temelini daha da önemlisi bilginin yayıldığı alanları göz önüne alarak yorumlarda bulunmak ileride başımızın belaya girmesini, en azından utanmamızı sağlayacak durumların önüne geçebilmeyi sağlayacaktır. O halde Hugo’da Tolga Abi’ye küfür edilmesi ya da “Covid aşısının yurtdışında paralı olması” gibi konulara kulak kabartırken gerçeklikten kopmayıp sahte anıların oluşmasına engel olabiliriz. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Benzer İçerikler
Devamı

İnce şeyleri anlamak…

“Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” der Gülten Akın İlkyaz şiirinde. Ne zaman aklıma gelse…