Bir Si Bemol Kaç Kilo Çeker?

0
106

Başrahip Satie’nin Ultra Fantastik Dünyası

Burada yazdığım günlük devinimimin bir zaman-cetveli. Saat 7.18’de uyanırım; 10.23’ten 11.47’ye kadar ilhamla üretirim. 12.11’de öğle yemeğimi yerim ve 12.14’te masadan kalkarım. Öğleden sonra 1.19–2.53 arası malikane etrafında spor için ata binerim. 3.12 ve 4.07 arası başka bir ilhamla üretim saatimdir. Saat 5’ten 6.47’ye kadar başka uğraşlarla ilgilenirim (eskrim, tefekkür, pineklemek, ziyaretler, diğer el işi ustalıklarım, yüzmek vb.).

Akşam yemeğini 7.16’da yerim ve 7.20’de biter. 8.09’dan 9.59’a kadar senfonik okumalarımı yaparım (sesli). Düzenli olarak saat 10.37’de yatağıma giderim. Haftada bir kez sabaha karşı 3.14’te uyanırım.

Yemek alışkanlığım sadece beyaz gıdalardan ibarettir; yumurta, şeker, rendelenmiş kemik, ölü hayvan yağları, et, tuz, Hindistan cevizi, beyaz suda pişmiş tavuk, küflenmiş meyve, pirinç, turp, kafur içinde pişirilmiş sosis, pasta, peynir (beyaz olanlar), pamuk salatası ve balık çeşitleri (derileri soyulmuş). Şarabımı kaynatırım ve fuşya bitki sularıyla karıştırıp soğuk içerim. Çok iştahlıyımdır ancak boğulmaktan korktuğum için yemek yerken asla konuşmam.

Dikkatli nefes alırım (her defasında kısa kısa) ve nadiren dans ederim. Yürürken kaburgalarımı kollarım ve sürekli arkama bakarım.

İfadelerim çok ciddidir; kahkaha atarsam bu kasıtlı değildir; genellikle çok nazik bir biçimde özür dilerim.

Tek gözüm kapalı, derin uyurum. Yatağım yuvarlaktır ve içinde kafamın içine gireceği bir delik vardır. Her saat bir hizmetçi ateşimi ölçer ve bana yeni bir ölçer verir…[1]

Gonzo Corpus kapanıp Kült açılmadan önce arada bir dizi kısa dijital panfle hazırlamıştık, bunlardan biri de 2011’de çevirdiğim ve 2012’de ücretsiz olarak paylaştığımız Erik Satie’nin Müzisyenin Bir Günü panflesiydi. Yukarıdaki direk alıntı bu panfleden. Aslında Satie namı diğer Kadife Beyefendi  gibi ilginç bir şahsı tanımlamak için müziğinden önce mizacından başlamak gerek: paranoyak, muzip, hınzır, mistik ve buz gibi ironik. Buradaki paranoyak elbette klinik anlamda değil; sürekli tetikte duran, dünyayı kuşkuyla izleyen ve kendisini korumak için törensel alışkanlıklar ile tuhaf kişilikler yaratan biri anlamında. Bu çılgın şahıs hem okültistti hem de okültizmle dalga geçiyordu. Kendi kilisesini kuracak kadar ciddi, o kilisenin tek üyesi olacak kadar hınzırdı. Sanat çevresindeki insanları aforoz ediyor, hayatını dakika dakika düzenlediğini söylüyor, yalnızca beyaz yiyeceklerle beslendiğini anlatıyor; neyin gerçek, neyin uydurma olduğunu özellikle belirsiz bırakıyordu. Mizahı sıcak ve davetkâr değildi; son derece ciddi bir yüzün arkasından işleyen kuru, mesafeli ve hafif tekinsiz bir mizahtı. Satie, paranoyak bir mistik, muzip bir münzevi, hınzır bir ayin bozan ve modern müziğin en ciddi yüzlü şakacılarından biriydi.

Onun okültizm ve gnoztizm ile olan ilişkisi de hayli ilginç. Onun müziğiyle okültizm arasındaki ilişki yalnızca eserlerine sonradan yakıştırılmış bir yorum değil. Satie, 1890’ların başında Paris’in en etkili okült figürlerinden Joséphin Péladan’ın çevresine katılmış ve onun kurduğu Katolik Gül-Haç, Tapınak ve Kâse Tarikatı’nın resmî bestecisi ve şapel yöneticisi olmuştur. Péladan’ın düzenlediği Rose+Croix salonları; sembolizm, ezoterik Hristiyanlık, hermetizm, simya ve sanatı ortak bir düşünsel alanda buluşturuyordu. Satie’nin Sonneries de la Rose+CroixLe Fils des étoiles ve Prélude de la Porte héroïque du ciel gibi eserleri de bu çevrenin törensel ve mistik atmosferi içinde ortaya çıktı.

Satie, 1892’de Péladan’dan ayrıldıktan sonra “Yol Gösterici İsa’nın Metropoliten Sanat Kilisesi” adını verdiği kendi oluşumunu kurdu. Kendisine başrahip ve şapel yöneticisi unvanlarını verdiği bu kilisenin bilinen tek üyesi yine kendisiydi. Bildiriler yayımlıyor, sanat dünyasındaki rakiplerini aforoz ediyor ve sanatı kutsal bir kurtuluş yolu olarak tanımlıyordu. Bu yapı, ezoterik Hristiyanlık ve Gnostik cemaatlerle benzerlik taşıdığı için bazı kaynaklarda Gnostik bir kilise olarak değerlendirilir. Ancak Satie’nin belirli bir Gnostik öğretiye bütünüyle bağlandığını söylemek güçtür hatta gülünçtür. Gnostisizmle ilişkisi daha çok hakikate içsel bilgi yoluyla ulaşma ve sanatı ruhsal bir arınma alanına dönüştürme düşüncesinde görülür.

Katolik Sanatçılara ve Bütün Hristiyanlara Birinci Mektup (Épître d’Erik Satie, première aux Artistes catholiques et à tous les Chrétiens) metni, Jules Bois’nın ezoterizm, edebiyat, bilim ve sanat dergisi Le Cœur’ün Eylül–Ekim 1893 tarihli 6–7. sayısında yayımlanıyor. Satie burada Yol Gösterici İsa’nın Metropoliten Sanat Kilisesinin kuruluşunu şöyle ilan ediyor:

Kardeşlerim,

Batı toplumunun — Apostolik Roma Katolik Kilisesi’nin kızının — paganlık dönemlerinden bin kat daha barbar bir inançsızlığın karanlığı altında kaldığı ve yok olmak üzere göründüğü çalkantılı bir çağda yaşıyoruz.

Bu nedenle vicdanımızın buyruğuna uyarak ve Tanrı’nın merhametine güvenerek, yüzyıllar boyunca Kilise’nin En Büyük Kızı şanlı unvanını taşımış bu Frank ulusunun başkentinde, bütün insanların kurtarıcısı, yol göstericisi ve bağışlayıcısı İsa’ya layık bir tapınak kurmaya karar verdik.

Bu tapınağı, birbirlerinden ayrılması mümkün olmayan Katolik inancı ile Sanatın, dünyevi bayağılıklardan korunarak gelişip güçleneceği; kötülüğün işlerinden arınmış biçimde bütün saflıklarıyla serpileceği bir sığınak hâline getireceğiz.[2]

Satie’nin bu girişimlerinin ne kadarının sahici bir inançtan, ne kadarının kişisel bir sanat gösterisinden kaynaklandığını birbirinden ayırmak kolay değildir. Kurduğu kilise hem mistik bir arayış hem de dini otoriteye, Paris sanat kurumlarına ve Péladan’ın gösterişli okültizmine karşı geliştirilmiş dada-öncesi bir performans gibi okunabilir. Satie’nin dünyasında ciddiyet ile alay, ayin ile oyun, inanç ile sahneleme sürekli birbirine karışır.

Bu ezoterik dönem müziğinde de açıkça hissedilir. Gregoryen ilahilerini çağrıştıran modal yapılar, çözülmeden bırakılan akorlar, ölçü çizgilerinin ortadan kalkması, döngüsel tekrarlar ve törensel durağanlık, müzikal zamanı ilerleyen bir yapı olmaktan çıkarıp neredeyse bir ayine dönüştürür. Onun en çok bilinen işlerinden Gnossiennes başlığının gnosis kavramıyla ilişkisi kesin olarak kanıtlanmış değildir; ancak bu çağrışım Satie’nin dönemin ezoterik atmosferine yakınlığı düşünüldüğünde bütünüyle tesadüfi de görünmez. Aynı şekilde Vexations’ın 840 kez tekrarlanması yönündeki talimatı da müziği gündelik zamanın dışına taşıyan ritüelistik bir deneyim yaratır.

Kadife Beyefendi’nin fantastik evreninin çekiciliği de tam burada gizli. Satie kendisini açıklamak yerine sürekli yeni bir kimliğin arkasına saklanır; besteciliği reddederken hayali aygıtlar, uydurma bilim dalları ve ölçülebilen seslerden oluşan başka bir dünyalar kurar. Ciddi bir bilimsel inceleme diliyle müziği sezgi ve ilhamın alanından çıkarıp ağırlığı ölçülen ve birtakım tuhaf makinelerle kaydedilen maddi bir şeye dönüştürür. Böylece hem bestecilik kurumuyla hem de sanatçıyı kutsal bir deha olarak gören anlayışla, her zamanki ciddi yüzünü hiç bozmadan ağır kafa bulur. Bu yüzden Kadife Bey’i daha fazla tarif etmeye çalışmadan, kendisi hakkındaki son sözü yine kendisine bırakalım:

Herkes size benim bir müzisyen olmadığımı söylüyor. Bu kesinlikle doğru.

Daha kariyerimin başından beri ben kendimi bir ses ölçer olarak tanıladım. Benim eserlerim tamamıyla ses ölçümüne dayalıdır. Misal, Le Fils des étoiles, Morceaux en forme de poire, En habit de cheval veya Sarabande eserlerimi ele alalım- bu eserler, bütünleri bir komposizyona dayansa da müzikal fikrin bir partisyon gibi çalınmadığının kanıtıdır. Burada etkin olan faktör bilimdir.

Bunun yanında müziği duymaktansa, ölçmeyi tercih ederim. Kafamdaki ses ölçerle mutlu ve kendime güvenim tam bir şekilde çalışırım.

Tartamadığım ya da ölçemediğim şey nedir? Beethoven’la[3], Verdi’yle bütünüyle işim bitti.

Fonoskobu ilk kullandığımda, orta uzunluktaki bir si-bemol’ü inceledim. Sizi temin ederim ki hayatımda bu kadar iğrenç bir şey daha görmedim.

Ses ölçeğimde sıradan bir fa -majör ortalama 93 kilo olarak kayıt edildi. Şahsın kilosunu da ölçtüğüm şişman bir tenordan çıktı.

Sesin nasıl temizleneceğini biliyor musunuz? Acayip kirli bir iştir. Onları esnetmek bile daha temizdir; sesleri dizmek kılı kırk yaran bir iştir ve iyi bir görüş duyusuna ihtiyaç vardır. İşte bu noktada ses ölçme tekniğinin etki sahasına girmiş bulunmaktayız.

Bizi mutlu etmeyen ses patlamaları meselesinde, kulağınıza tıkayacağınız pamuk parçaları sorunu çözmenize yardımcı olacaktır. İşte bu noktada pirefonun etki sahasına girmiş bulunmaktayız.

Pièces froides’i yazmak için bir kaleydofon kaydedicisi kullandım. Yedi dakika sürdü. Adamlarımı sonucu dinlemeleri için çağırdım.

Kesinlikle söylemeliyim ki fonoloji müzik için çok yüce bir şey. İçinde daha fazla seçenek mevcut. Finansal geri dönüşü daha fazla. Bütün servetimi buna borçluyum.

Her halükarda bir motodinamofon ile tecrübesi olmayan bir müzik ölçücü bile, yetenekli bir müzisyenden çok daha fazla notayı kolaylıkla yazabilir. Aynı zamanda aynı eforu sarf ederek. İşte bu benim nasıl çok fazla müzik yazabildiğimin cevabı.

Ve gelecek filofonide (philophony) yatıyor.[4]


[1] Satie, E. Müzisyenin Bir Günü. Çeviren Tibet Pinhan. Gonzo Corpus, 2012. PDF.

[2] Satie, E. (1893, Eylül–Ekim). Épître d’Erik Satie, première aux artistes catholiques et à tous les chrétiens [Katolik sanatçılara ve bütün Hristiyanlara birinci mektup]. Le Cœur, (6–7), 11–12.

[3] İlginç bir detay: Satie, elinde Beethoven’ın şimdiye kadar bilinmeyen Onuncu Senfonisi’nin el yazması bulunduğunu iddia eder. Eseri görkemli, saray kadar geniş, fikirleri serin ve gölgeli bir başyapıt olarak över. Ardından bunun sahte bir Beethoven el yazması olduğunu ve kendisinin onu yıllar önce büyük bir inançla satın aldığını açıklar.

[4] Satie, E. “Ben Neyim?” Dada: Bakire Bir Mikroptur. Derleyen Halil Duranay. Kült Neşriyat, 2014.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz