Yeryüzündeki yaşamın gizli kaynağı: Deniz Çayırları

0
413

Merhaba, malum kuzey yarımkürede iklim krizi ile birlikte orman yangınları sezonunun iyice uzadığı, yıkımının arttığı dünyanın ciğerlerinin söküldüğü günleri yaşıyoruz. Evet ormanlar yanıyor ama biz yine sadece suyun üstünde kalan, görünen kısmı konuşuyoruz, tıpkı yüzeyden kaybolunca unuttuğumuz müsilaj gibi. O yüzden bu hafta size deniz çayırlarını anlatacağım.

Bazı şeyleri tarif etmek nasıl bir şey olduğunu hiç görmemiş olanlara anlatmak çok zor. Örneklemek benzetmek istiyorsun ama örneği yok. Ya da anlattığın insanlar örneğini dahi görmemiş, duymamış, bilemiyor. İşte ister deniz eriştesi diyin, ister poseidon otu ya da neptün otu öyle bir şey. Daha da ötesi sizin de deniz eriştesini tanımanız şart. Tıpkı deniz tavşanı ya da istilacı aslan balığı veya 15 yaşına gelmeden yavrulayamayan orfozu konuşmamız gerektiği gibi neptün otunu da konuşmalıyız. Çünkü deniz çayırları aslında en önemli yaşam kaynaklarımızdan biri, soluduğumuz havanın her dört nefesinden üçünü deniz çayırları sayesinde alıyoruz.

Rüzgarlı bir günde hasata üç beş gün kalmış, güneşte sapsarıya kesmiş bir buğday tarlasını düşünün. Ağırlaşmış başakların artık onları taşımakta zorlanan boyunları üstünde akım akım sallanışını, tarlanın esen havanın etkisi ile bir sağa bir sola yumuşak yumuşak savrulduğunu, inip çıktığını, buğday başaklarının rüzgarı her aldığında güneşe doğru kıvrıla kıvrıla, sarara sarara sallandığını düşünün. Gölgede elinizde içeceğinizle uzun süre seyretmekten keyif alınacak bir sahne değil mi? En azından benim için öyle, canlı bir Van Gogh tablosunun içine düşmek gibi. İşte bu sahneyi su altında gördüğünüzde yüksek ihtimal bir deniz çayırı üzerinde deniz eriştelerine bakıyorsunuzdur. 

Deniz eriştesi bilimsel Latince adı ile ‘Posidonia oceanica’nın lifli yapıdaki egagropili adı verilen meyveleri kahverengine dönüp kıyıya vurduğunda çoğu insan ah dalga ile yosunlar geldi, deniz kirlendi diye düşünür ama kazın ayağı öyle değil.

Deniz çayırları aslında denizin temizliğinin, Akdeniz’de yaşayan türlerin devamlılığının denizin anaçlığının, verimliliğinin garantisi. Belki biz insanlar karada nefes almaya başlamadan önce karalarda yaşayan bir bitkinin maviliklerin altına girip, dalgaların altında çeşit çeşit renk renk balık, yengeç,  tavşan ve böcek yaşamının kaynağı olmuş erişteler. Havanın güzel dalgaların az olduğu bir günde, 3-5 metre sığda 3-5 metrekare erişte üzerinde şnorkelle geçireceğiniz bir yarım saatte onlarca farklı canlının gizli medeniyetini görebilirsiniz. Su altı canlılığın ana yurdu mercan kayalıklarının kuma kök salmış türü deniz eriştelerini Akdeniz’den dışarı çıkınca göremez olursunuz, çünkü neptün otları, Poseidon’un mirası bizim denizlerimize Arşipel’e özgü bir endemik türdür. Akdeniz’in nice farklı türüne yataklık eden bu çayırlar taa 40 metre derine kadar, güneşle büyüyen buğday taneleri ile aynı şekilde güneşten beslenerek büyürken fotosentez ile oksijen üretir. Oksijen üretirken bir yandan da tıpkı dik yamaçlara kök salıp erozyonu önleyen ağaçlar gibi su altında kumun erozyonunu önler.

Deniz çayırı kasım aralık gibi çiçeklenir, bulunduğu ortama göre ya yatay ya yanlamasına kök salar, yatay kök salabilirse su altında canlılık açısından çöl olan bir yere yayılsa orası kısa sürede sağlıklı bir besin zincirinin oluştuğu midyesinden balığına, ahtapotundan deniz tavşanına türlü canlının yaşadığı bir vahaya dönüşür. deniz çayırları öyle bir habitat oluşturur ki Akdeniz’in canlı sakinlerinin yüzde 25’i, bu kuruduğunda talaşa benzeyen müthiş ot üzerinde yaşar. Deniz çayırları kuvvetli ışığa gereksinim duyduklarından büyümesini sınırlandıran faktörler arasında suyun berraklığı ve derinliği gelir. Genel olarak 30-35 m derinliklere kadar dağılım gösteren bu bitkiler, su berraklığı arttığında 40 m’ ye kadar ulaşabilirler. Deniz çayırları, nehir ağzı yakınlarında kaybolurlar ve tatlı su bölgelerinde tamamen yok olurlar. Deniz çayırlarının dökülen yaprakları dalgalar tarafından yuvarlanarak kum taneleriyle karıştıklarında kahverengimsi yumuşak top formunda sahillerde bulunabilir.

Hani başta dedim ya size bu otu anlatmam lazım, bu çayırlar yok oluyor.

Bu çayırlar yok olurken denizlerimizin canlılığı yok oluyor, o yüzden bu yavaş gelişen çayırların kayboluşunu engellememiz lazım. Ormanları, yeşil alanları korumaya çalıştığımız gibi bu otlar içinde çaba göstermemiz gerekiyor. Akdeniz’e mavisini ve canlılığını veren bu yeşil örtüyü koruyamazsak, medeniyetimiz yok olacak, çünkü bizim çevre ile ilgili hep gözden kaçırdığımız nokta şu: çevreyi korumak, iklim krizi ile mücadele etmek gezegenden çok insanlığı ilgilendiriyor. Kaynakları kuruttuğumuzda, biz yok olacağız, mavi gezegen eninde sonunda üstünde bizden iz bile kalmadan da olsa dönmeye devam edecek…