Memleket Tarihini Şarkılarla Anlatabilen Adam…

0
399

M.İrem Afşin: Hadi başlayalım, hayat hikâyeni plaklardan çaldığın şarkıları araya serpiştirerek anlatmanı isteyeceğim senden.

Murat Meriç: İlla ki!

MİA: Çanakkale’deki çocukluğundan müzikle ilgili ilk hatırladığın şey nedir desem?

Murat Meriç: İzmir Fuarı! Babamın izin günlerini her İzmir Fuarı’na denk getirmesiyle, her yılın bir haftasını fuarda geçirirdik. Çanakkale’deki müzikli hayat benim için aslında iki şeyden ibaret: İzmir Fuarı’nda o gazino sahnesinde gördüğüm sanatçılar ile arada sırada yolu Çanakkale’ye düşen, ya Emek Sahnesi’nde ya da yazlık sinemada konser veren sanatçılar. Beyaz Kelebekler’i Çanakkale’de sahnede dinlediğimi çok net hatırlıyorum. 1978-79. 6-7 yaşındayım, Halit Kıvanç sunuyor, büyük olay TV’de gördüğün insanı sahneden canlı görmek, Beyaz Kelebekler’i canlı görmek ise bir rüya: O beyaz kıyafetler, kelebek şeklinde gitarlar, yakaya kondurulmuş kelebek rozetleri. O yıllardan iki konser çok net hafızamda, ikincisi de Cem Karaca. Sahneye sırtında parkasıyla, kocaman sakallarıyla çıkıp şarkı söylediğini, insanların da sloganlarla bağırarak ona eşlik ettiğini büyülenmiş gibi hatırlıyorum.

Üç kişi haricinde, görmek istediğim herkesi sahnede izledim, meraklıyım ve konserleri takip ediyorum: Zeki Müren’i Bodrum’da görmüşlüğüm var ama hiç sahnede izlemedim, Tanju Okan’ı çok saçma bir şekilde sahnede hiç göremedim, bir de yetişemediğim için Ruhi Su’ya sahnede denk gelemedim. Geri kalan aklına gelebilecek herkesi seyretmişliğim var.

MİA: Çok kıskanılası bir özellik! Bir çocuk müzik dinlemeyi seviyor olabilir ama senin gibi müziğin önünü arkasını merak etmez, sahneymiş plakmış ilgilenmeyebilir, hele de küçük yaşta. Evdekilerin müziğe yaklaşımının etkisi mi?

Murat Meriç: Plak dinlerdi bizimkiler, beni de plak dinleterek uyuturlardı. Dedemin plak koleksiyonu vardı. Annem öğretmen olduğu için Çanakkale’nin köylerine giderdi, sabahın köründe beni anneannemle dedemin evine bırakırdı, anneannemin bana okuduğu kitaplar ve çaldığı şarkılarla büyüdüm. Ninni diye plak dinlemiş bir çocuğum. Plaklarla hep haşır neşir oldum. Benim büyüdüğüm dönem plakların kolay edinilebildiği dönemdi, rahatlıkla plak alabildiğim yıllar… Harçlığımla lisede plak topladığımı bilirim, dolayısıyla plak bana çok uzak bir şey değildi. Haliyle bu kadar haşır neşir olunca, merakı da artıyor insanın.

MİA: Çocukluğumdan ilk hatırladığım obje, kendime ait mavi beyaz küçük bir pikap. Çok değişik geliyor tabii şimdi, bir çocuğa pikap almak! Hatırladığım kadarıyla ilk masal plakları ile başladım, sonra annemle babamın plak dolabından, annemin taşınırken anneannemle dedemin evinden getirdiği plaklar, eski Zeki Müren’ler, Ruhi Su’lar…

Murat Meriç: Aynı dönem çocuğuyuz ya işte, haliyle anılar ortak. – gülüşmeler- Benim de ilk pikabım mavi beyaz, demek ki o dönem herkesin pikabı mavi beyaz. Zaten bu yüzden kitabın kapağındaki pikap da mavi beyaz!

MİA: Çok mu hızlı geçti bu süreç sence? Plaktan dijitale evrilme sürecimizi kastediyorum. Hoş, bu evrim senin için pek geçerli değil sanırım?

Murat Meriç: Doğru,ben hiç dijitale geçmedim sayılır. Hala plak dinliyorum ve ortam müsaitse plak çalıyorum. Avrupa’da her zaman plak çalıyorum, kutular dolusu yüklenip götürüyorum ama Türkiye’de BabylonCoop ve Ziba haricinde bir yerde plak çalmak, hatta CD çalmak bile pek mümkün değil artık. Ama ısrarla dijitale geçmemek için direniyorum, çünkü müziği plaktan çalmayı seviyorum. Yine de mecburen bilgisayardan müzik çalmak zorunda kalıyorum tabii.

MİA: Plaklar denince, koleksiyonerlik hikâyen nasıl ve ne zaman başladı, ne zaman toplamaya başladın?

Murat Meriç: Aslında kendimi bildim bileli plak topluyorum. Sevdiğim şarkıcıların plaklarını toplayarak başladı, İlhan İrem plaklarının tamamını toplayarak… İlhan İrem’i çok seviyordum. Çocukluğumda teyzemi elinden tutup, Çanakkale’de MSB stüdyosuna götürürdüm, İlhan İrem’in 1978’de ilk çıkan, hani “Ayrılık Akşamı/ Konuşamıyorum” şarkısının olduğu plağı gösterip aldırdım. Düşün işte, yaş 6. Sonra ergenliğimin hemen ertesinde, yoğun müzik dinlemeye başladığım dönemde, babam bir müzik setiyle eve geldi ve üzerinde pikap vardı. Çok sevinmiştim, çünkü ailede pikap sadece dedemlerde vardı, dolayısıyla plak aldığımızda onlara götürüp bırakıyorduk, dedeme gittiğimde dinleyebiliyordum ancak. Bizim pikabımız olunca, kendim plak toplamaya başladım. İlk plaklarımdan biri Graceland, Paul Simon. Babam bankacı olduğu için çocukluk eksenim, Çanakkale- Biga ve İzmit’te geçti. Büyük ikilemde kaldığımı anımsıyorum o ilk plağı alırken, biri Zülfü Livaneli’nin İstanbul Konseri diğeri de Paul Simon işte. Sonra Livaneli’nin plağını da almıştım tabii.

MİA: İnsana neler anımsatıyorsun! Zülfü Livaneli’nin o İstanbul Konseri benim arkadaşlarımla tek başıma gittiğim ilk konser! Babam kapıya kadar bırakıp sonra gelip toplamıştı!

Murat Meriç: Vay, ben plağı almakla yetinmiştim. Sonra ilk kez 1988’de Ankara’da gittim Livaneli konserine.

MİA: Üniversitede ne okudun Ankara’da?

Murat Meriç: Kimya Mühendisliği.

MİA: Kimya? Okudun ama mesleği yapmadın herhalde?

Murat Meriç: Yok, okudum, stajımı TÜPRAŞ rafineride yaptım ama mesleğe devam etmedim.

MİA: Dur ben şoktayım, bilmiyordum hiç!

Murat Meriç: Ortaokul ve lisede kimyayı sevmezdim, lisedeki çok sevdiğim kimya öğretmenim Hamit Özsayın öğretmişti, kimya mühendisliğinin aslında kimya olmadığını! Böylece onun yönlendirmesi ile isteyerek seçtim kimya mühendisliğini, birinci tercihim mimarlıktı, o olmadı, ikinci tercihim kimya mühendisliğini çok severek okudum. Hayalim de bir rafineride çalışmaktı, ama olmadı. O dönemde 3 rafineri vardı, bir sürü de mezun, zordu tabii girmek.

MİA: Kuşlar dedi ki(!), Murat Meriç okuma yazmayı çok erken sökmüş, kesinlikle 7 yaşından önce! Zeki misin sen biraz? – gülüşmeler-

Murat Meriç: Azcık. Annem ve anneannem öğretmen olduğu için! Evet, çok erken okudum, zaten 16 yaşında üniversitedeydim.. Okuma yazmayı kendi kendime Ayşegül ve Heidi kitaplarıyla söktüm, bir de Marko kitap serisi. Anneannem okurken eliyle takip ettirirmişim sonradan anlattıklarına göre. Güçlü bir görsel hafızam var, sonraki yıllarda okudukça daha netleşen… Annem ilkokul öğretmeniydi, o dönem için erken bir yaşta, 6 yaşında ilkokula başladım ama, okumayla beraber basit 2+2=4 matematiğini de bildiğim için, direkt 2. Sınıftan başlattı beni. Dolayısıyla öyle başlayınca 16 yaşında üniversiteli olabildim. Ve bütün okul hayatım boyunca üniversite dahil, hep 2 yaş büyük arkadaşlarla okudum, bu biraz garip tabii.

MİA: Kimya mühendisliği bitirmiş, hayalinde TÜPRAŞ olan bir adam, kendine plaklardan kurulu bir dünya ve meslek yaratma noktasına nasıl geldi?

Murat Meriç: Radyo sayesinde. Radyo dinlemeyi çok severdim, evde kendi kendime plaklarla program yapardım. Sokakta oyun oynamam gereken saatlerde, eve kapanır, sevdiğim radyo programlarını beklerdim. En sevdiğim program, Stüdyo FM idi, Yavuz Aydar-Şebnem Savaşçı. 1993 sonunda özel radyolar kurulmaya başladığı dönemde açılan Radyo Arkadaş ile başladı radyo maceram. Ankara’da da tıpkı İzmir gibi Ezgi plak dükkanı vardı, oraya gidip gelirken tanıştığım Abdil Kaya- Hakan Kaya ağabeylerim, radyo kurulurken toplantılara çağırdılar, gittim geldim hep. !994’de radyo kurulduğu zaman Dünden Yarına- ki İlhan İrem’in 1988 albümünün adıdır- programıyla başladım. Jenerik müziği de Cem Karaca’dan…

MİA: O kayıtlar duruyor mu?

Murat Meriç: Duruyor, Dünden Yarına program kayıtlarının neredeyse tamamı var bende. Hatta Radyo Arkadaş’ın arşivi de bendedir. Toplayıcılık var ya serde, radyoya kasetle gidip bütün programları kaydederdim.

MİA: Bu toplayıcılık- arşivcilik ile ilgili hissini biraz anlatır mısın? Çünkü biliyorum, senin beynin de böyle çalışıyor.

Murat Meriç: Zor iş, çünkü bir süre sonra ipin ucu kaçıyor. Neyin kaydı olduğunu biliyorsun ama nerede olduğunu bilemez hale geliyorsun. Binlerce demeyeyim ama yüzlerce kasetlik arşiv var. Sadece kendi programlarımın kasetleri bile 200’den fazladır. Bir o kadar da müzk direktörlüğünü yaptığım için radyonun kayıtları var, demo kasetler de cabası. Radyo Arkadaş döneminde, şimdi hepsi çok ciddi isim olmuş sanatçıların da ilk demo kayıtları elimden geçmiştir. Bir gece radyoda otururken kapı çalınır, bir abi Kazım Koyuncu’nun ilk kaydını getirdi örneğin. Hiç unutmam, BGST’den gelen birinin “biz kaset yaptık” diyerek Feryal Öney’in “Ardasan” kasedini verdiğini bilirim.

MİA: Böyle çok “ilk” var kariyerinde, değil mi?

Murat Meriç: Tabii, birçok kişiyle Radyo Arkadaş sayesinde tanıştım. Başlangıçta arşiv pek yeterli değildi, ama radyoya çift taraflı bir kaset akması düşün: Hem Ankara’daki veya Ankara’ya gelen sanatçılar, piyasaya yeni girenler demolarını getirirdi, hem de arşivde istediği şarkı olmadığı için dinleyiciler çıkar gelir kaset bırakırdı. Toplayıcılık açısından çok kıymetli o dönem, ortam güzel, radyoculuk şahane bir şey tabii: Keyifli bir program yapıyorum, bir sürü insanla sürekli diyalog halindeyim, böylece yavaş yavaş radyo üzerinden meslek şekillenmeye başladı. 1997’de yayınına son verene kadar radyoda program yapımcılığı, müzik yönetmenliği ve koordinatörlük yaptım.

MİA: Sana tam olarak DJ diyemeyiz, radyocu diyebilir miyiz peki?

Murat Meriç: Hayalimdeki tanım olsa da, dönem dönem program yapmış olsam da radyocu da diyemeyiz, hala da devam ediyorum ara sıra ama profesyonel olarak radyocu değilim. Geçen yılın sonuna kadar TRT radyolarına yaptığım iki program vardı, ondan önce de RadioFil ve Radyo Babylon var.

MİA: Benim seninle ilk karşılaştığım zaman, TRT televizyonundaki “Kırkbeşlik”.

Murat Meriç: Güzel işti o, çok güzel işti. 2003 Ocak ayından itibaren iki dönem yayınlandı, sunuculuğunu da yapıyordum. Ama televizyona ilk yaptığım iş, 1999-2000 yıllarında, TRT Ankara Televizyonu için İzzet Öz’ün sunduğu “Bir Varmış Bir Yokmuş – Türkiye’de Popüler Batı Müziği” adlı on üç bölümlük belgeselin metin yazarlığı ve danışmanlığı oldu. TRT Ankara ile ilk tanışmam bu, zaman içinde gide gele kağıt üzerinde resmi olmasa da bazı programlara önerilerle danışmanlık yapar hale geldim, işte Sema diye çok iyi bir ses var diyordum, Sema ile Tuncel Kurtiz programa konuk oluyordu. Erol Büyükburç ilk geldiğinde tanışmak kısmet oldu. Tabii çok keyifli, bu isimleri hem canlı dinleme hem de tanışma fırsatım oluyordu. Böylece, Alper Fidaner ile önerimizle, 60ların 70lerin müzik dünyasını ekrana taşıdığımız Kırkbeşlik başladı. Aslında 13 bölümlük bir sezon diye başladık ama çok tutulunca, ikinci sezonu da yaptık. 3. Sezon geldiğinde ise AKP gelmişti, “o uzun saçlı insanlar bizi temsil etmekten uzak” diyen bir takım müdürler belirmişti(!) böylece program yapamaz olduk, vazgeçtim televizyondan. Arada 2009’da bir süre NTV’nin “Ekonomi Ekranı” kuşağına “Ekonomik Şarkı” adlı bir bölüm hazırladım, belgesellere danışmanlık yaptım, programlara konuk olarak katıldım ama o kadarla sınırlı kaldı.

Şimdilerde, Youtube üzerinden Motto Müzik bünyesinde “Plak Dolabı” programını yapıyorum, plakları çalıp, hikayelerini anlatıyorum. “Plak Dolabı”nın konukları da oldu, devam da edeceğiz: Örneğin, geçen yılbaşında Yekta Kopan ile beraber yaptığımız Ata Demirer çok özel bir program oldu, çok eğlendik ve tek çekimde hiç duraksamadan yaptık bitti. Doğukan-Batıkan Manço ile yaptığım program da çok farklıydı.